Emperyalistler dışarı!

   KKTC’de yaşayan keskin solcuların, Suriye meselesi yüzünden ‘emperyalist güçlere’ karşı saldırılarını izledikçe, yerinde tespit edilen bazı gerçekleri gündeme getirmek şart oldu…

   ‘Emperyalist Güçler’ diyerek, İngiltere’nin; Kıbrıs’ın güneyindeki üslerini de gündeme getiriyorlar…
   Hatta esiri oldukları, geçerliliğini yıllar öncesinde yitirmiş yarım asırlık sloganı hala sakız gibi çiğneyip ‘tüm yabancıların’ gitmesini istiyorlar…
   ‘Yabancı’ derken, İngiliz’in dışında Türkiye’yi işaret ediyorlar…
   Halbuki; Türkiye ’siz yıllarda Kıbrıs’ta nelerin yaşandığını öğrenip de sakız çiğnemek daha doğru değil mi?..
   Neyse Suriye meselesine geçelim…
  1979’da Gazimağusa-Lazkiye arasında feribot seferleri başlamıştı…
  O yıllarda Günaydın’ın çiçeği burnunda Kıbrıs muhabiri olarak Lazkiye’ye günübirlik gidip, izlenimlerimi aktarmıştım…
   Bunun ardından Suriye’ye gidişler artmaya başlamıştı…
   Özellikle Müslüman Kardeşler’in ayaklanması sonucunda başlayan iç çatışmalar sırasında Günaydın tarafından görevlendirilerek İstanbul-Şam, Hamas, Humus, Halep arasında sayısız gidiş gelişler olmuştu…
   Bir defasında Halep’te kısılmış, Türk Konsolosu’nun yardımlarıyla Türk sınır kapısına ‘özel bir araba ile’ gönderilmiştim…

Tam bir diktatörlük vardı

   Suriye’de o dönem, şimdiki Devlet Başkanı Beşar Esad’ın babası Hafız Esad vardı…
   Şam’daki Türk Büyükelçiliği’nin de yardımlarıyla dönemin Dışişleri ve Enformasyon bakanları ve Suriye’nin devrik Başbakanı Maruf Davalibi ile röportaj yapmış, kent ve köylerde çok sayıda insanla röportajlar yapmıştım…
   Suriye’de tam bir diktatörlük vardı…
   Esad Cumhurbaşkanı, bir kardeşi ordu komutanı, diğeri Ticaret ve Turizm Bakanı…

   Tek parti Baas, tek gazete El Baath…

   Gazetenin Genel Yayın Yönetmeni ile de görüşerek, yayınları incelediğim zaman gerçekler daha da ortaya çıkıyordu…
   Nüfusun yüzde 15’ini kapsayan Aleviler iktidarı ele geçirirken, yüzde 80’in üzerindeki Sünni’ler her zaman için baskı altında yaşatıldı…
   Hafız Esad’ın posterini asmayan işyeri anında kapatılırdı…
   Yaşı 15’e gelmiş erkek çocuklar yollardan toplanır, coplarla kamyonetlerin içine atılır ve ‘bir yerlere’ götürülürdü…
   İlk 2 yıl askerlik yaptıktan sonra serbest bırakıldıkları zaman 6 ayda bir yeniden askere alınırlardı…
   Açlık ve fakirlik vardı…
   İnsanların ezici bir çoğunluğu et yiyebilecek durumda değildi…
   Pide arasına 3-4 tane kızarmış yumurta koyup, dürüm yaparlar ve karınlarını o şekilde doyururlardı…
   Marketlerdeki ürünlerin büyük bir kısmı Türkiye’den kaçak yollarla gelirdi…
   Ona, Sana yağları, Pınar suyu, Eti veya Ülker bisküvileri…
   Çoğunun tarihi geçmiş olmasına rağmen raflardan indirilmezdi…
   Bir de her köşe başında bir büfe ‘Hallummmmm tost’ diye bağıranlar…
   Hellimler Kıbrıs Rum kesiminden…

Şam-Halep yolu

   Türk gazetecilerin Suriye’de serbest dolaşma şansları yoktu…
   Şam’a ilk gidişimde, dönemin en iyi oteli Semiramis’te kalmıştım…
   Sabah resepsiyona indiğim zaman bana “Şu adamlar sizi bekliyor” demişlerdi…
   Yanlarına yaklaştığımda Türkçe konuşan, Türkiye’den göç etmiş bu insanlar “Sizi takip etmekle görevlendirildik” demişti…
   Nedenini fazla karıştırmaya gerek yoktu…
   Şam radyosunda görev yapan bu insanlar, talimat gereği gazetecilerle birlikte dolaşıyordu…
   Gitmek istemedikleri tek yer ise Türkiye elçiliğiydi…
   “Benim Sayın Büyükelçi ile randevum var” dediğimde geri adım atıyorlardı…
   Türkiye’nin Şam Büyükelçisi Aydın Alacakaptan, çok çalışkan, çok cana yakın bir insandı…
   Temaslara başlarken, Suriye gerçeğini ondan öğrenme şansını yakalamıştım…
   Kara yolundan Beyrut’a gidip, döndükten sonra özel araba ile Halep’e giderken, her 2-3 kilometrede bir barikatlarda yoklanmalar vardı…
   Fotoğraf makinesi taşımak büyük riskti…
   Halep’te Türk Konsolosluğu yakın takip altındaydı ve resmi mektuplar dahi ulaştırılmıyordu…
   Konsolos, hayati tehlikenin bulunduğu o günlerde “İşiniz bitince sizi güvenilir bir şoförle Türk sınır kapısına gönderelim” teklifinde bulunmuştu…
   Nitekim öyle oldu…
   Önce Suriyeli şoför ile barikatları aşıp Cilvegözü Sınır Kapısı’na vardık…
   Oradan bir başka araçla Hatay, daha sonra otobüsle Adana…
   THY’nin bir aydan fazla devam eden grev dönemiydi…
   İstanbul’a gitmek için tek seçenek yine otobüs…
   Hiç dinlenmeden 15 saati aşan bir yolculuk… 
   Ve 2 gün süreyle seri yazıların tamamlanması sonrasında KTHY uçağı ile Kıbrıs…
   Bir gün sonrasında ise ‘acil’ apandisit ameliyatı…
      
Silahların gölgesinde plaj sefası

   Dönemin yüksek tirajlı Günaydın gazetesinde, Suriye hakkında yayınlanmış seri yazılarım vardır…
   En son ziyareti de 1987 yılında, Akdeniz Oyunlarını izlemek üzere yine Lazkiye’ye gerçekleştirmiştim…
   O zaman Gazimağusa-Lazkiye feribotu çalışmıyordu…
   Ercan’dan Adana’ya giderek, Sabah gazetesinin Temsilcisi, değerli gazeteci abim Kurtar Çakın’la birlikte kara yolundan Lazkiye’ye gitmiştik…
    Muhabirlikte ‘atlatma habercilik’ çok önemlidir…
   Türkiye’den gelen tüm arkadaşlar, güreş, boks, yüzme, atletizm yarışlarıyla uğraşırken, ben de farklı haberler peşinde koşuyordum…
   İlk adım Rum kesiminden gelen ekibin başkanı ve önemli sporcularıyla görüşmek oldu…
   Ardından yabancı kafilelerin peşinde plajlar…
   Sahil boyunca silahlı askerler, plajlara giren insanları gözetliyordu…
   Üç gün içinde çok sayıda haber malzemesi topladıktan sonra, Türkiye’ye dönmek şart olmuştu…
   Faks yok, internet diye bir şey yok…
   Tek seçenek sadece yazı geçmek için teleksti…
  Türkiye genç millileri taşıyan THY uçağının ilk defa Lazkiye’nin yeni yapılmış havaalanına iniş yapması, büyük bir fırsattı…
   Ve THY uçağında tek yolcu olarak Lazkiye’den, İstanbul’a giderek ‘atlatma haberleri’ yayınlamaya başlamıştım…

Babadan oğula

   Hafız Esad sonrasında diktatörlük koltuğuna oğlu Beşar Esad oturdu…
   Halkın yaşam şekli pek değişmedi…
   Baskıcı rejim devam etti…
   Rejime karşı ayaklanmanın temelinde diktatörlük vardır…
   İnsanlar bir yerde patlama noktasına geliyor ve ölüm korkusunu yenerek başkaldırıyor…
   Suriye’de iç savaşın başlamasından bu yana 400 binin üzerinde insan hayatını kaybetti…
   Nüfusun yarıdan fazlası göç etti…
   Köy ve kentlerde binalar yerle bir edildi…
   Binlerce insan sakat kaldı…
   Bundan sonraki süreçte savaşların sona ermesi ve demokratik bir sistemle Suriye halkının özgür yaşama dönmesi çok önemlidir…
   Türkiye’nin 4 milyona yakın Suriyeliye kucak açması, onlara ikamet, eğitim ve iş olanakları sağlaması, benzeri görülmemiş bir insanlık örneğidir…
   Herkesin bundan ders çıkarması ve Suriye halkına yardım elini uzatması en büyük dileğimizdir…
   Allah hiç kimseyi korumasız ve savunmasız bırakmasın…
   Bizler benzeri acıları 1963-74 arasında yaşayan insanlarız…
   Şimdiki özgürlüğe sıkı sıkı sarılmalı ve kıymetini bilmeliyiz…

YORUM EKLE