Kıbrıs Sorunu, gözünü kapatamazsın

İki toplum lideri Sayın Eroğlu ve Sayın Anastasiadis tarafından imzalanan 11 Şubat 2014 Ortak Belgesinin ilk maddesi şu cümle ile başlıyordu;
“Mevcut durum kabul edilemez ve sürdürülmesinin Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar için olumsuz sonuçları olacaktır.”
Bu tespitin doğruluğu, çözümsüzlük ortamının devam ettiği günümüzde, kendini göstermektedir.
Siz istediğiniz kadar Kıbrıs sorununu görmemeye, ya da yok farz etmeye çalışın. Bu sorun geçen her yılla birlikte, karşınıza daha da irileşmiş, bela üretmeye aday gövdesi ile çıkıyor.
Bakın; gaz arama çalışmaları, karşılıklı kabul edilebilir bir antlaşma oluşmadığı için ciddi ve çok taraflı sıcak çatışma riskini de içinde taşıyan gerginlik üretmeye devam ediyor. 
Kıbrıs, iş içinde iş...
 Türkiye Avrupa'ya dönük, ilişkileri geliştirmek için yeni adımlar atmaya çalışıyor. Türkiye Cumhurbaşkanı bu çerçevede Fransa’yı ziyaret etti. Bunun arkasından Roma ziyaretini yaptı. Hıristiyan Dünyası lideri Papa ve İtalya Cumhurbaşkanı ve Hükümeti ile bir dizi görüşme yaptı.
Mart ayının ilk yarısı içinde AB Dönem Başkanı Komşu Bulgaristan’da AB liderleri ile bir zirve buluşmasına Türkiye Cumhurbaşkanı katılacak.
Bu ziyaretler ve zirve öncesi Türkiye; AB'ye vize serbestliği sağlanması için sorunların aşılması ile ilgili bir dizi öneri sundu. 
Kısacası yeterli görülür veya görülmez, ama Türkiye'nin AB ve Avrupa ile ilişkilerdeki sorunların aşılmasına dönük bir kısım adımları var.
Ancak bu adımların önündeki engellerden biri de Kıbrıs sorunudur.
En basitinden bakalım. Türkiye'nin AB ile ilişkileri yumuşatmak için attığı iki ciddi ziyareti Fransa ve İtalya oldu. Ama aynı zamanda biri Fransız diğeri İtalyan olan Total ve ENI şirketleri de Kıbrıs’ın etrafında bulunan gaz arama ve çıkarma işinde “ Kıbrıs Cumhuriyeti’nin“ de iş ortağıdır.
Yani bugün, Doğu Akdeniz’de gaz sondajı için ortaya çıkan gerilim, yalnızca Kıbrıs’ın iki tarafı ve Türkiye ile sınırlı bir gerginlik yaratmıyor. Ayni zamanda bu Fransa ve İtalya'yı da etkiliyor. 
Bununla da kalmıyor. Yunanistan, Mısır, İsrail ve son olarak Ürdün’ü ve perde gerisinde Suudi Arabistan’ı da kapsayan çok boyutlu bir sorun yumağına ve çıkar kavgasına kadar iş gidiyor.
AB – Türkiye Zirvesi....
Mart ayının ilk yarısında gerçekleşecek olan Türkiye- AB zirvesinin, Bürüksel yerine Bulgaristan’a alınması, bazılarının yansıttığı gibi Sayın Erdoğan’a dönük AB’nin bir düzey düşüklüğü mesajı değildir. 
Zirvenin, Bulgaristan'a alınması; AB'nin hidrokarbon konusunda, özellikle Güney ve Akdeniz’de bulunan üyelerinin Orta Doğu ve Doğu Akdeniz’deki Hidrokarbon kaynakları ile olan bağlarıdır. 
 Rus gazının , “ Türk Akımı “ projesi kapsamında Türkiye’ye gelmesinin ilerlemesi de diğer etkendir. 
 Çünkü, bunların tümünün de Avrupa’ya ulaşması için enerji nakil hatları meselesi de var. Bu nedenle bu alanda da güç ve çıkar çatışması var. Bunların tümünün yol açtığı  yeni siyasi, ekonomik ve askeri gerilimlerin adresi bu yüzden, AB'nin Güney alanlarıdır. Bu yüzden zirve Bulgaristan’da oluyor.
Türkiye’ de bu alanda; Doğu Akdeniz, Rus ve Orta Doğu, Azerbaycan, Kafkaslar hidrokarbonlarının Avrupa ‘ya nakli için enerji üssü olmak istiyor. Üstelik birde İran gaz ve petrolü de var. 
Ancak Mısır, İsrail, Ürdün, “Kıbrıs Cumhuriyeti”, Yunanistan ise bunların bir kısmının Türkiye üzerinden değil, ağırlıkla Yunanistan üzerinden Avrupa'ya naklinin olmasını istiyor.
İşte böyle bir ortamda çözümsüz kalan Kıbrıs sorunu, bu problemin büyümesine yol açıyor. Bu sorunun çözümsüzlüğü, asli taraflar olan Kıbrıslı Türkler, Kıbrıslı Rumlar, Türkiye ve Yunanistan'ın ortak çıkarlarının geliştirilmesine en büyük engeli oluşturuyor. 
Bu yüzden Kıbrıs‘ta var olan bugünkü durum, gerçekten 11 Şubat 2014 Ortak Belgesinin vurgusu ile ifade edelim. Kabul edilemez ve sürdürülemezdir. Bu yüzden karşılıklı kabul edilebilir bir antlaşma ve çözüm hala en acil ihtiyaç olarak devam ediyor.
YORUM EKLE