banner345

banner314

banner159

banner358

kartal escort

banner17
banner392

Bir başarı öyküsü

02 Eylül 2017 Cumartesi 09:15
Bu haber 254 kez okundu

Merit Lefkoşa Genel Müdürü Mine Gürses, mesai saati olmayan görevindeki ağır sorumlulukları, yılların tecrübesiyle yürütürken, kaliteden taviz vermiyor

Bir başarı öyküsü
Aybeniz Küzeci YILDIRIM - Zeynep CARAN
Mine Gürses; 1974 yılında adaya gelin olarak gelen ve o gün, bu gündür Kıbrıs’a hizmet için yarışan başarılı bir işkadını olarak biliniyor... Merit Lefkoşa Hotel Genel Müdürlüğünü yapan Mine Gürses’e ‘Demir Lady’ de diyorlar. Personeli tarafından çok seviliyor. Hayatını çocuklarına adamış bir anne ve  koyu bir Fenerbahçeli.
Mine Gürses, çocukluk yıllarından itibaren yaşamını ve bugünlere gelişini Diyalog okurları için anlattı:   

Çok fakir bir ailede büyüdüm…
11 Şubat 1953 yılında Fındıkzade İstanbul’da doğdum. 3 göbek oralıyız, anneannem annemi Haseki Hastanesi’nde doğurmuş, bende orada doğmuşum. Doğduğum dönemlerde İstanbul Fındıkzade, yine böyle Kıbrıs gibi bahçelik bir semtti.  Anneannemle beraber yaşadığımız evin bahçesinde kayısı, şeftali, badem, erik, dut ağacımız ve kocaman bir kümesimiz vardı. Bütün komşuların hepsi de bahçelikti. Bahçemizin yanında ise kocaman bir buğday tarlası vardı. Buğdaylar büyürken içinden gelincikler çıkardı. Bizde o tarlara gidip gelincik toplardık. Bizi kovalarlardı. Bizde şurup yapmak için toplardık. Çok fakir bir aileden geliyoruz. İlkokul önlüğümü 3 sene giydim. 5 senelik ilkokul hayatımda 2 önlük sahibi oldum. Ortaokula gittim, sonra İstanbul Kız Lisesine gittim. Ardından İktisadi İlimler Bilimler Akademisi’ni kazandım. 

Okulu bitirmediğim için çok pişmanım…
     Bu arada lise 2 yılında rahmetli eşimle tanıştım. Onunla görüşmeler devam ederken, lise sonda nişanlandık. 1972 yılında da evlendik. Ben gece okuluna gidiyordum. Eşim Özer’de Hukuk Fakültesi’nde okuyordu. Özer 1973’te mezun olunca dedi ki; ‘Mine bir de seni mi bekleyeceğiz?’ Bende dedim ki ‘Beklemeyeceğiz’ ve okuldan mezun olmadan ayrıldım ve evlendik. Şimdi çok pişmanım ayrıldığım için ama o dönemlerde yaşım 19’du ve bilemiyorsun hayatın neler getireceğini. Sadece kocanla birlikte olmak istiyorsun.  Ama iş hayatına atıldığımda o diploma her zaman karşıma çıktı.  Tüm terfilerde karşıma çıktı. 

Yapı Kredi Bankası’nda çalıştım
     2017 yılındayız ve işe fiilen başlayışımın 47. Yılıdır. 1970’de Yapı Kredi Bankası’nda çalışmaya başladım. O dönemlerde hem okuyor hem de çalışıyordum. Sonra Özer’in ailesi Kıbrıs’ta 58’de 63’te 73’te köylerinden falan kovulmuşlar yaşanan olaylarda ve İngiltere’ye iltica etmişler. Orada yaşıyorlardı. Bir tek bir görümcem o dönemde Kıbrıs’ta yaşıyordu. Özer, İstanbul’da çalışmak istedi ancak o dönemlerde Kıbrıslı Türkleri TC uyruğuna almak istemiyorlardı buradaki nüfus azalmasın diye dolayısıyla Özer de yabancı uyruklu olduğu için TC uyrukluya 1 veriyorlardı maaş olarak Özer’e yarım veriyorlardı. Bu da Özer’in ağrına gitti. 2-3 iş bile değiştirdi. 1973’te Londra’ya ailenin yanına gitmeye karar verdik. 1973 Kasımında Londra’ya gittik tam yerleştik ki Temmuz 1974’te harekat oldu. Özer’de 3 buçuk yıl mücahitlik yapmış birisi olarak katılmak istedi ama yollar kapalı diye müsaade etmediler. Ben de o dönemde kızım Özlem’e hamileydim. 2. Harekat bitince yollar açıldı gidebilirsiniz denilince elçilik tarafından biz 1 Eylül’de ben, eşim ve kayınbiraderim arabayla yola çıktık. Bir buçuk günde İstanbul’a geldik. Beni İstanbul’a anneme bıraktılar ben 2 ay ailemin yanında kaldım. Onlar direk Kıbrıs’a geldiler. Bende İstanbul’daki evimizi kapatmamıştık Londra’ya giderken diye orada kaldım ve o işlerle ilgilendim. Aslında Londra’ya yerleşmeyi umarken, bir anda Kıbrıs’a yerleştik. Özer gelir gelmez İskan Bakanlığı’na başlamış. 

1974’te Kıbrıs tam bir Kerbela’ydı…
    Kasım 1974’ten beridir Kıbrıs’ta yaşıyorum. O dönemdeki savaşın hemen birkaç ay sonrasında buraya geldiğimde burayı ‘Kerbela’ olarak buldum. İstanbul’da büyümüş ve 19 yaşına kadar yaşamış biri olarak, bir yılda Londra’da yaşamış biri olarak geldiğimde hiçbir şey yoktu. Zaten tam savaşın hemen ortasıydı ve sokağa çıkma yasağı vardı. Bir buçuk iki sene sokağa çıkma yasağını yaşadık. Hiçbir şey yoktu burada ne bakkal, ne çakkal, ne kasap… Biz Dereboyu’nda Toros apartmanında oturuyorduk. B ir tane kasabımız vardı ama orada da gördüklerim karşısında şaşırıyordum. Çünkü kasap etleri açıkta satıyordu, dolapta falan değildi. Bunları görmemiş biri olarak çok şaşırıyordum. Sabahları kalkardık mesela kahvaltı için ekmek alacağım ama kapalı. Saat 6’da 7’de 8’de bakıyorum bakkal kapalı. Bakkal 9 buçuk 10’nda açıyordu. Sebze falan zaten yoktu. Yani demem o ki kınadığım için söylemiyorum bunları durumu anlatmak için söylüyorum. Savaştan çıkmış bir yerdi burası ve çok zor günler yaşandı. Her gün çatışmalar mevziler arası devam ediyordu. 

Barış karşıtı değilim ama geçmişi unutmamak gerekir!
   Ben buraya geldiğimde insanların neler çektiklerini asla anlayamam. Biz onların pabuçlarının içinde değildik. Ama insanlar savaşı yaşadılar, çatışmayı yaşadılar. Gazi oldular şehit oldular. Günlerce ne sıkıntılar yaşadıklarını ailenin büyükleri hep anlattı bize. Ben barış karşıtı falan değilim. Ama o dönem ben geldiğimde gördüm. Geçmişi unutmamak gerekiyor. Geçmişten ders alarak hareket etmek gerekiyor. Bir bebeğe çocuğa sobaya dokunma yanarsın diyorsun dinlemiyor. Bak elin acıyacak diyorsun dinlemiyor. Çocuk elini sobaya değdiriyor ve o acıyı çekiyor. Artık o çocuk ömrü billah o sobaya dokunmaz. Ben yüreği yananların halini anlayamam. Ben 1976 yılında Limasol’da esir alınanların kamyonlarla esir değişimi yapıldığı günleri hatırlıyorum. Mesela Koop Bank çalışanlarından birinin ailesinden 8 kişinin cesedinin Atlılar, Sandallar’da çıkarıldığı anları unutmam mümkün değil. Bunlarla yaşanmaz ama unutulmamalıdır diye düşünüyorum.

47 bir fiil iş hayatım oldu…
     Buradaki hayatıma gelecek olursak, geldiğimde 5 buçuk 6 aylık olarak Özlem’e hamileydim beni işe almamışlardı. Ben iyi bir bankacıydım, bankalara başvurdum ve hepsi doğum yapıp da gitmemi istediler. Hamileyken kimse beni işe almadı yani… Özlem’i 9 Nisan’da doğurdum. 1 Mayıs’ta ise yani loğusalığı bile atlatmadan Kıbrıs Türk Denizcilik Şirketi’nde Yönetim Kurulu Sekreteri ve Genel Müdür Sekreteri olarak göreve başladım.  Çok ihtiyacımız vardı. Kocam 50 Kıbrıs lirası alıyordu. 22 Kıbrıs lirasını kiraya veriyorduk. 28 Kıbrıs lirasıyla geçinmeye çalışıyorduk. Bende işe başlayınca 60 Kıbrıs lirası almaya başlamıştım. O zaman bütçemiz baya zenginlemişti. Birde şu var ki, rahmetli eşim Baf göçmeniydi. 

Ganimet evde oturmuyoruz
    İskan Bakanlığı’nda da çalışıyor o zaman evler veriliyormuş. Özer’e de bir ev göstermişler bunu alın diye. Özer demiş benim eşim apartman çocuğu bahçeden böcekten anlamaz korkar o yüzden evi almamış ve kirada oturduk biz… 9 yıl orada yaşadık. Şuanda oturduğum evi de kendim Öğretmenler Bankası’ndan taksitli olarak aldık. Ganimet evde oturmuyoruz, alın teriyle kazandığımız paralarla aldığımız evde oturuyoruz. 

4 Yıl Kıbrıs Türk Denizcilik Şirketi’nde çalıştım

    4 yıl Kıbrıs Türk Denizcilik Şirketinde çalıştım. Ama işteki 2. Yılımın sonunda Lefkoşa bölge sorumluluğuna getirildim. Çünkü ben Londra’da bir İngiliz şirketinde çalıştım ve orada bazı aletlerin kullanılmasını öğrenmiştim. Fotokopi makinesi, teleks cihazının kullanımı falan öğrenmiştim. Bankacılıktan gelen ticari bilgilerimin de fazla olmasıyla öyle mevkiye gelmiştim. İlk olarak genel müdürlük Lefkoşa’daydı ardından Gazimağusa’ya taşındı. Sonra bir genel müdür geldi. Her gün gidip gelmek zor geldi galiba burayı kapatma kararı aldılar. Mağusa’ya taşıma kararı alındı. Ben çünkü 7-8 saat süren yönetim kurulu toplantılarına gider takır takır not tutardım. Son toplantıya beni almadılar. Meğer niyet farklıymış. Bana yazılı olarak durumu tebliğ ettiler. Okudum ve hemen daktiloya taktım kağıdı ve istifa ettim. Ama bu arada da Nadir Holding beni istiyormuş ve bende oraya geçtim. 19 yılda Nadir Holding’te çalıştım. Nadir Holding’ten de istifa ettikten sonra 1 buçuk yıl benim bir başka dönemim var. Bir beyaz eşya markasının işini yaptım. Holding’ten ayrılınca Toros’lar beni aradı. Amerika’nın büyük bir beyaz eşya markası Whirlpool için çalıştım. Hiç boş kalmadım işlerim arasında zaten. Bu arada bir de oğlum oldu 1978’de. Nadir Holding’te işe başladığımda Kerem kucağımda 6 aylıktı.  

Merit’te Dolu Dolu geçen 17 yıl…
    2000 yılında ise Merit’lere başladım. 1997’de Asil Nadir Crystal Cove’u satarken o zaman Reha Arar bey ve Oğuz Ergun bey satın alma görüşmelerini yapmak için geliyorlardı ve ben ilgileniyordum onlarla. Orada tanıdılar beni ve herhalde o zaman işimi beğendiler ki satın alma işi bittikten 3 sene sonra ben işe başladım. 
     8 buçuk yıl Crystal’de geçti. Merit Lefkoşa kurulduğu zaman ben Crystal’de çalışıyordum ama bütün işleriyle ben ilgilendim. Organizasyon işleri, temel atma törenleri falan o günlerden beridir her şeyini biliyorum buranın ama burada çalışmak o dönem hiç aklımda yoktu. Açıldığında başka bir genel müdür vardı burada 5-6 ay sonra ben göreve getirildim.
Reha Bey, Crystal’deyken bir akşam bana dedi ki Pazartesi Merit Lefkoşa’ya gel toplantımız var. O dönem seçim dönemi olduğu için organizasyonlar için zaten sürekli gelip gidiyordum buraya. Geldim sabahtan oturdum bekliyorum, bir gitmeler gelmeler oluyor falan. Ben de seyrediyorum ama canım da sıkıldı 4 oldu halen bana kimse bir şey demiyor. Çünkü toplantı varsa ben niye dışardayım içerde olmam lazım falan. Neyse saat 4’ten sonra beni içeri çağırdı Reha bey ve dedi ki; ‘Mine Hanım biz müdür beyle vedalaştık.’ Hayırlısı olsun dedim. Sonra Reha Bey dedi ki; ‘Bizim kararımız Mine seni atıyoruz buraya genel müdür olarak’ . bende o hafta o kadar çok yoruldum ki 1 hafta izne çıkmayı planlıyordum izin isteyecektim. Dinlenmem gerekiyor. Dedim ki yok ben istemem, Reha bey ben yapamam dedim. ‘Yok, yok dedi bende Besim bey de bunu böyle uygun gördük sen yaparsın’ dedi.  Ben halen yapamam diyorum ama Reha Bey bu karar böyledir, devir teslim işlerine hemen başla dedi. Bende dedim Reha Bey nolur bari 1-2 gün izin verim hem şoktayım hem de dinleneyim çünkü çok yorgunum. Öylece 2 gün dinlendik ve başladık. 9 yıldır buradayım. 

Merit Lefkoşa’nın annesi oldum…
    Bir kere ben bir kadınım ve anneyim. Bu yüzden çalıştığım bütün yerlerde herkese annelik yapıyorum. Ben sizlerin yanımda çalışanların geçtiği yollardan geçtim. Çok zorlu koşullarda ve ilkel şartlarda çalışarak yaşadım. Bu yüzden ben herkese kol kanat germeye yol göstermeye iyiyi öğretmeye çalışırım. Benim annem karanlıklarda karda kışta kapıda beklerdi kızım nerde kaldı diye telefonun teknolojinin olmadığı yerlerde zamanlarda büyüdük. Burası da benim evim… Müdürlük elbette yapacağım, ille de astığı astık kestiği kestik olmak gerekmiyor müdür olmak için… Ben belli bir yaşa geldim, iş hayatımda ise belli bir yere geldim. Ben hayatımın tecrübelerini insanlara anlatıyorum ister alırlar ister almazlar. Bunlar bir tecrübedir ve onların hayatı için önemli notlardır. Ama ben annelik yapıyorum diye demek değildir ki disiplin olmayacak, kaliteden vazgeçeceğim demek değildir. Tabiri caizse terlik elimde geziyorum. Hepsini ayrı ayrı severim ama işe gelince affım yoktur. 


Otelcilik çok zordur…
    Otelcilik çok yorucu bir meslektir. Saati zamanı tatili günü olmayan bir meslektir. Bu mesleği ancak insanı ve hizmeti severek yapabilirsin. Sevmediğin işte işin nedir, ayrıl git o zaman, zaman kaybettirme… Ben tüm personelle ayda bir toplantı yaparım ve hep şunu derim. Sevmediğiniz işi yapmayın kimseyi üzmeyin, helalleşelim el sıkışıp yolları ayıralım derim. Kalmak isteyen kalır istemeyen kalmaz zaten… Ben gençleri ve çocukları seviyorum. Onların enerjisini seviyorum. Burada müdür olarak da salına salına dolanmam zaten hepsini çok seviyorum ve ama o ince çizgiyi de aştırmam… 

Evimde oturmayı tercih ediyorum
     Evde kedim, köpeğim ve yardımcımla yaşıyorum. Annem rahatsızken ona bakmıştı. Onu bırakmadık. Ve bana kız kardeş olarak kaldı yanımda… Ben de ona bir abla oldum. Ben genelde fazla çıkmam. Beni orda burada çok görmezsiniz otelin iş toplantıları haricinde veya organizasyonlar dışında. Mesela Pazar günü Hakan Akkaya defilesi var ona katılırım tabi ki otelimi temsilen. Onun dışında çok fazla yerlere gitmek, yorgunluk, doygunluk var. Siz beni anlayamazsınız şimdi, sizin en güzel zamanınız sizin yaşlarınızdayken bende gezmeyi tozmayı çok severdim. Pikniğe giderdik ama artık evimde oturmayı tercih ediyorum. Bir tek Pazar günleri tatil yapıyorum o da evim de hiç çıkmam. Yani bazen yandaki komşum Günay abla 33 yıllık komşum onlar festivallere giderler. Minecim hadi gel seni de götürelim. Geçenlerde önce bir nazlandım sonra Tepebaşı Lale festivaline gittik iyi ki de gitmişim hoşuma gitti. Bir kere de Kalkanlı ’da ki asırlık zeytin ağaçlarının oraya gitmiştik bir mart günü. Öyle yerlere gitmiştik. Öyle yerleri seviyorum eğlence gürültülü yerleri sevmiyorum 

Oğlum Kızım Torunum Gelince O Sakin Hayat Renkleniyor…
     Çocuklar ve torun gelince kısa bir dönem için benim bayramım oluyor. Özlem 15 günlüğüne gelebiliyor, oğlum zaten burada yaşıyor kendi evinde. Ara sıra görebiliyorum. Onlar gelince kısa bir süreliğine de olsa aile bütünleşiyor. Ondan sonra yine eski hayatımıza dönüyoruz. Özlem’den bir tane torunum var. Oğlum daha evlenmedi Torunum erkek. Adı Emre Özer. Dedenin de adını aldı… 

Torunumla aram çok iyi…
     Emre ile çok sevişiyoruz biz. Anneler her zaman prensip sahibidir anneanneler de hep yumuşaktır genelde bu böyledir. Amerika’dayken lütfen her gün şu kadar sayfa bunu okuması lazım, sen biraz yumuşak davranıyorsun dedi bana. Dedim ki Özlem senede bir kere anneanneliğin tadını çıkarayım yani. Lütfen sen 11 ay berabersin ben sadece bir ay beraberim lütfen tadını çıkarayım dedim tamam dedi sesini çıkarmadı. Ben sene de bir kere bir ay gidiyorum…

Bazen sürprizler yapıyorum…
     Bir keresinde sürpriz olsun diye baskın yaptım Özlem’e… Hiç aklımda yoktu hatta biz bir acente ile rezervasyon yaptım 3 günlük Ege turu vardı ve ben de ön büro da çalışan çocuk var hadi Volkan seni de götüreyim bir tek o bekardı. O da sevindi biletlerimizi ayarladık o gün Emre benim torunum 26 Aralık doğumlu. Davetiye gönderdi bana. Doğum günü için. Telefonuma mesaj geldi saat 4 buçuk. Erken tarihte 30 Kasım’da. Aradım muhasebe müdürünü dedim ki bak bakayım benim millerim ne kadar. 64 bin milim birikmiş hiç kullanmamışım. Bak bakayım dedim ne kadarını kullanıyorum. 60 bin dedi. Dedim bana hemen ayarla Amerika’ya bilet. Gideceğim dedim, çocuk bana davetiye gönderdi sürpriz yapacağım.  Orda Özlem’in çok sevdiği bir arkadaşı var İstanbullu bir aile. Onu ayarladım o geldi beni havaalanından aldı önce onlar girdi içeriye ben asansör de bekledim. Neslihan’a dedim ki ben kapıyı çalınca sen düğmeyi ayarla. Çünkü Özlem’e o saatte kimse gelmez. Kapıyı çaldım. Kim o acaba dedi duyuyorum seslerini bir geldi dedim ütücü geldi ama görmen lazımdı. çok ağladı kızım çok duygusal zaten… Çok mutlu oldular. 
     Emre’nin bende çok sevdiği şey Anneanne sosisi. Ben sosisi domates rendeler içine de sarımsak ve toz biber ekleyip bazen de yeşilbiber doğrarım onu çok sever anneanne sosisi istiyorum der. Özlem bu konuda çok şanslı. Emre önüne koyulan her yemeği yiyen bir çocuk. 

Emre Türk ve Amerikan kültürüyle büyüyen bir torun… 
    Özlem İngiliz dili edebiyatı mezunu aynı zamanda öğretmenlik diploması da var. Özlem şuanda torunum cümle kurmakta çekiniyor olsa da Türkçe okuyor topluyor çıkarıyor. Her şeyi biliyor ama gerçek var ki Amerika okulunda okuyor tüm arkadaşları yabancı. Pakistanlı , Türkiyeli arkadaşı var hepsi İngilizce konuşuyor ama üzülsem de tek tesellim okuma yazma var konuşmayı toparlamıyor 10 yaşında şuanda. İlerde nasıl olur bilemem.

Yorum Gönder

Toplam Yorum Sayısı 1

Kendi Avatarınızın Görünmesi için Üye Olun!

Alev ali 2 hafta önce yorumlandı

Sevgiler saygilar mine aplacigim yazilarini okuren cok duygulandim ❤ 11 yil mine alaminan bende asil nadirde çaliştim o misraari okurken beraber čalistigimiz gūnlere gittim

0 Kişi beğendi.