Baş ağrısı şikayetiyle hastaneye başvuran birçok kişi; nöroloji, göz hastalıkları veya kulak burun boğaz değerlendirmelerinden geçiyor. Yapılan tetkiklerin ardından çoğu zaman ciddi bir sorun saptanmıyor. Ancak buna rağmen baş ağrısı devam edebiliyor. İşte bu noktada gözden kaçabilen nedenlerden biri, boyun bölgesinden kaynaklanan ağrılar olabiliyor.
Boyun kaynaklı baş ağrısı, tıbbi adıyla servikojenik baş ağrısı, boyundaki eklemler, kaslar ve yumuşak dokulardan kaynaklanan problemlerin baş bölgesine yansımasıyla ortaya çıkar. Ağrı genellikle ense kökünden başlar, başın arka kısmına, şakaklara veya göz çevresine yayılabilir. Çoğu zaman boyun hareketleriyle artması, uzun süre aynı pozisyonda kalınca belirginleşmesi ve boyunda sertlik hissinin eşlik etmesi önemli ipuçlarıdır.
Ancak her enseden başlayan baş ağrısı servikojenik değildir. Migren, gerilim tipi baş ağrısı ve farklı nörolojik hastalıklar da benzer yakınmalara neden olabilir. Bu nedenle doğru tanıya ulaşmak, tedavinin en önemli basamağını oluşturur.
Fizyoterapide amacımız yalnızca ağrının olduğu bölgeye odaklanmak değildir. Öncelikle ağrının gerçekten boyundan kaynaklanıp kaynaklanmadığını anlamaya çalışırız. Çünkü bazen sorun boynun hareket biçiminde, bazen omuz kuşağının yetersiz desteğinde, bazen de gün içinde fark edilmeden sürdürülen yanlış hareket alışkanlıklarında gizlidir.
Değerlendirme sırasında özellikle boynun üst eklemlerinin hareketi, derin boyun kaslarının kontrolü, kürek kemiğinin hareket düzeni ve omuz kuşağının stabilitesi üzerinde dururuz. Bunun yanında çalışma ortamı, bilgisayar ve telefon kullanım alışkanlıkları, uyku pozisyonu ve gün içindeki hareket çeşitliliği de tedavi planını etkileyen önemli faktörlerdir. Çünkü bazı hastalarda asıl problem, tek bir yapının hasarından çok, uzun süre devam eden yanlış yüklenme alışkanlıklarıdır.
Tedavi süreci tamamen bu değerlendirmeye göre şekillenir. Uygun hastalarda derin boyun kaslarını yeniden aktive etmeye yönelik motor kontrol egzersizleri, kürek kemiği çevresindeki kasların koordinasyonunu geliştiren çalışmalar ve sırt bölgesinin hareketliliğini artıran egzersizler uygulanabilir. Gerektiğinde bilimsel kanıtlarla desteklenen manuel terapi tekniklerinden de yararlanılabilir. Ancak manuel terapi tek başına bir tedavi değildir; kalıcı sonuçlar için mutlaka egzersiz ve hasta eğitimiyle desteklenmelidir.
Boyun kaynaklı baş ağrılarında yalnızca klinikte yapılan uygulamalar yeterli olmaz. Gün içinde aynı pozisyonda saatlerce kalmamak, çalışma ortamını ergonomik hâle getirmek, düzenli hareket etmek ve verilen ev egzersizlerini sürdürmek tedavinin başarısında önemli rol oynar. Hastanın tedavi sürecine aktif katılımı, çoğu zaman uygulanan teknikler kadar değerlidir.
Toplumda sık karşılaşılan yanlış inanışlardan biri de MR’da görülen her boyun düzleşmesi veya fıtığın baş ağrısının tek nedeni olduğunun düşünülmesidir. Oysa görüntüleme bulguları ile kişinin yaşadığı şikâyetler her zaman birebir örtüşmez. Bu nedenle yalnızca tetkik sonuçlarına değil, ayrıntılı bir klinik değerlendirmeye göre karar verilmelidir.
Sonuç olarak baş ağrısının kaynağı her zaman başın kendisi olmayabilir. Bazı hastalarda ağrının nedeni boyun bölgesindeki hareket bozuklukları ve kas kontrolündeki değişikliklerdir. Doğru değerlendirme, bilimsel temellere dayanan fizyoterapi yaklaşımları ve kişinin aktif katılımıyla birçok hastada ağrının yönetilmesi ve günlük yaşamın daha konforlu hâle gelmesi mümkün olabilir.