Diyalog Gazetesi
2026-07-13 09:30:22

Bazı gerçekler gizli kalmamalı (2)

Reşat AKAR

rakar@diyaloggazetesi.com 13 Temmuz 2026, 09:30

Asil Nadir’in özel uçağı ile İstanbul’a gidiyoruz…

Taksim ofisine avukatını da çağırıp, Kıbrıs’taki medya kuruluşlarına yazılı bir mesaj gönderiyor ve tümünün yönetimini, şirket hisseleri dahil olmak üzere bana devrettiğini bildiriyor…

Kıbrıs’a döndüğümde Yenigün gazetesinin kapısında haciz memurlarınca karşılandım…

Durumu izah ettiler…

Kıbrıs ve Bozkurt gazetelerinin ‘promosyon malzemesi’ alımıyla ilgili faturaları oldukça kabarıktı…

Bazı işletmeler bu yüzden dava açıp haciz kararı almışlardı…

O günlerde yaşanan sıkıntıları anlatmak da zor, anlaşılması da zor…

Alacaklı firmaların yetkilileriyle konuşup borcun yarısını reklam, yarısını 6 ay içinde ödeme garantisiyle zaman kazanıldı…

Kıbrıs gazetesinin Yazı İşleri Müdürü Süleyman Ergüçlü, ikinci evliliğini yapmaya hazırlanırken Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Ali Akpınar tarafından matbaa bölümüne gönderildiği için izne ayrılmıştı…

Bunu öğrenince Süleyman’ı aratıp geri yazı işleri müdürlüğü görevine getirdim…

Çok iyi bir insan olan merhum Ataç Tanay ise Müessese müdürlüğüne getirilip, kağıt ve diğer giderlerimizin düşürülmesine büyük katkılar sağlamıştı…

Bu arada matbaa binasıyla bütünleşmesi yarım kalan gazete binasının inşaatına sıra geldi…

Merkezi ısıtma ve soğutmanın eksik parçalarının tamamlanması için ilgili firma yetkilisi 15 bin Sterlin teklif verdi…

Toplantıya özel olarak davet ettiğim Asil Bey’in annesi Safiye Hanım anında bu teklifi kabul etmişti…

Buna müdahale edip firma sahibi Atay Cafer’e “Siz Asil Bey’den çok para kazandınız. Şimdi bu durumda işi tamamlamak için para almasanız olmaz mı?” dedim…

Kabul edince sıfır harcama ile o sorun halledilmiş oldu…

Sonrasında diğer eksikler giderildi…

Asil Bey de Londra’da kefaletle serbest bırakılmıştı…

Kendisine kefil olan ‘Mezarlık işletmecisi’ Ramadan Güney Bey Kıbrıs’a geldi ve çantasından elle yazılmış bir mektup çıkardı…

“Kıbrıs’taki tüm işletmelerimin Yönetim Kurulu başkanlığına Ramadan Güney atanmıştır…”

Şirket ve hisse devri yok…

Kıbrıs’taki yöneticilerin bundan haberi yok…

Bunu neden yapmıştı?..

Telefon konuşmamızda “kefaleti çekmemesi için mecbur kaldım, idare edin” demişti…

Ne var ki; Ramadan Bey gazete binasında makam odası ve sekreter isteyince ‘olumlu karşılık’ görmedi…

İstanbul macerası

İstanbul’daki Günaydın ve Güneş gazetelerinin çalışanları aylarca maaş alamamıştı…

Kağıt, mürekkep, çinko, film, ilaç satıcıları, lokantacılar alacaklarını tahsil edemiyordu…

Böylesi bir ortamda beni Londra’ya davet eden Asil Bey’den yeni bir teklif geldi:

“Günaydın ve Güneş’in yönetimini de sana veriyorum…”

Bu öneri kabul edilemezdi…

“Kapatın, kurtulun… Ne kadar erken kapatırsanız o kadar az zarar edersiniz” dedim…

Bunu kendine yediremedi…

“Yakında her şey düzelecek o yüzden gazetelerin durmaması için sadece bir, iki aylığına orada kalman bana en büyük yardım olur” dedi…

Asil Beyi yine kıramayıp İstanbul’a gittim…

Güneş gazetesinin en üst katında Genel Yayın Yönetmeni’nin odası küçük bir sarayı andırıyordu…

Güneri Civaoğlu, Metin Münir burada Genel Yayın Yönetmenliği yapmıştı…

Fatih Altaylı ile İstanbul Havaalanı’nda karşılaştığımda Günaydın Pazarlama’da yönetici olduğunu öğrendim…

Bana makam aracı olarak sıfır kilometre Ford araç ve şoför getirmişlerdi…

Güneş gazetesinden içeriye girerken, alacaklı lokantacılar kapı önünde toplanmış, müthiş bir gerilim içinde umut verici bir söz bekliyordu…

Ama onlara söyleyecek bir söz de yoktu…

Az daha sabretmeleri önerildi…

Her akşam gazetenin baskıya gireceği saatlerde kağıt sorunu yaşanıyordu…

Fatih Altaylı’nın babasından kredi alınarak sorunu çözüyorlar, Güneş gazetesi son dakika baskıya giriyordu…

İkinci gün Günaydın’a, yani benim uzun yıllar muhabirliğini ve temsilciliğini yaptığım gazetenin binasına geçtim…

Cağaloğlu yokuşunda çok anılarım vardır…

Gazetenin o günlerde Genel Müdürü Kemal Gönül, Genel Yayın Yönetmeni Saruhan Ayber’di…

Çalışanların aylarca maaş alamadığını ve diğer benzeri sıkıntıları anlattılar…

Durumlar iyi değildi ama Asil Bey umudunu yitirmemişti…

Arayıp hatır sorduğunda ona moral verici bir şey söyleyemiyordum…

Hemen her gün aynı sözü tekrarladım:

“Kapatın kurtulun…”

Yine kabul etmedi ve ben Kıbrıs’a geri dönüp, görevlerimden ayrıldım…

Sonunda sadece İstanbul’daki mülkleri değil, Adana’daki matbaa binasına kadar her şeye el konuldu…

Yazık oldu…

Asil Bey ile dostça ayrıldıktan sonra Yenigün’ü kapattılar…

Sadece Kıbrıs kaldı…

Yarın: 20 yıl sonra yeniden…

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.