Kıbrıs’ın kuzeyinde ekonominin iyi olmadığını herkes biliyor…
İran savaşı nedeniyle petrol fiyatlarındaki artış, ekonomisi bizden çok daha iyi olan Güney Kıbrıs’ı da endişelendiriyor…
Özellikle turizmde yaşanacak kayıplardan dolayı ülke gelirlerinin azalacağını belirtiyor ve çare üretmek için sürekli toplantılar düzenliyorlar…
Bizim de ekonomik konularda endişelerimiz vardır…
Petrol fiyatlarının tetikleyeceği elektrik zamları hem aile yaşamını, hem de turizm ve sanayi sektöründeki faaliyetleri olumsuz yönde etkileyecek…
Rekabet gücümüz daha da zayıflayacak…
Bunu bilerek, alınabilecek önlemler için kafa yormak zorundayız…
Çok gerekli olmayan kalemlerden kesinti yaparak, ekonomik sektörleri ayakta tutacak adımlar atılmalıdır…
Gelinen aşamada ekonomik ambargoların arkasına saklanmak yerine, kendi yaramızı nasıl saracağımıza bakmamız gerekiyor…
Burnumuzun dibindeki Anamur’da, Mersin’de ve diğer bölgelerde ucuz olan tüketim maddelerini sıfır vergiyle ülkeye getirme becerisini gösterebilmeliyiz…
Yerli üretimi canlandırmak için de alınabilecek önlemler vardır…
Tarladan üreticiye uygulamasını başlatmak zor bir iş değildir…
Narenciyeyi dalında bırakmak ve tazminatlarla boğuşmak yerine insanlara “gelim bahçeye kendi elinizle toplayın” diyebilmeliyiz…
Kuşkusuz; bu tür uygulamalara alışkın olmayan bir toplumu yönlendirecek uzmanlara, başarılı insanlara ihtiyaç vardır…
Onlardan yararlanmasını bilmeliyiz…
Akaryakıt tüketimini azaltmak için güneş enerjisi yatırımlarının önünü açmalıyız…
Yunan adalarına kayan Türk turistleri, cazip ulaşım fiyatlarıyla Kuzey Kıbrıs’a çekebilmeliyiz…
Türkiye’nin de yardımlarıyla bunları başarabiliriz…
Suyumuzu veren, turist ve öğrenci gönderen Türkiye’den düşük maliyetli ulaşım talep etmeliyiz…
Önümüzdeki günlerde Ekonomik ve Mali Protokol görüşmelerini yaparken, sıfır vergi uygulamalı sebze-meyve ithalatını da masaya koymalıyız…
Türkiye büyük bir ülkedir…
Tarlada domatesi 10 liraya satan üreticilerin bir kısmını Kıbrıs’a yönlendirmekle pahalılığın bir miktar da olsa önünü alabiliriz…
Bunu başaramazsak, ekonominin daha da güneye kayacağını unutmayalım…
Halkı suçlamak yerine, kuzeyi ucuzlatıp çarkı tersine çevirmek son derece önemlidir…
Rıza Murat 16 Saat Önce
Sayın Akar , Kıbrıs’taki İngiliz Üsleri gitmelidir dediğimiz Konumun bilinmekte olmasında fayda vardır ! 1960 Londra Anlaşmalarında İngiltere Kıbrıs Cumhuriyetine yüzde 97’sini vermiştir ‘ Adanın yüzde 3’ü ise Egemen İngiliz Üsleri ( İngiltere’nin Toprak Parçası ) olarak Tutmuştur ! Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası ile Tüm Taraflarca Garantör Ülkeler de dahil onaylanıp Anayasaya geçirilmiştir , KKTCdeki İngiliz Üsleri gitsin diyenlerimiz öncelikle muhteşem Külliyede profesörler Ülkesi KKTCnin kaç yıl daha gidebileceğini düşünmeleri gerekmiyor mu yani !
Öz 12 Saat Önce
1960 anlaşması ile İngilizler adanın 256 km karesinde egemen üs kurma hakkı oldu.Sanırım bu üs bölgesinin yerleşime ve inkişaf etmeye kapalı olması söz konusu. Oysa bu taraflarla konuşularak bu bölge yerleşime açılsa ada için nasıl olur? İngiliz üslerinin gitmesinin propagandası kime ne fayda sağlar? Üsler bölgesinde konut inşaatı, her türlü turizm, eğlence,bankacılık,İngiliz eğitim ve sağlık turizmi ada için kötü mü olur? Yapılacak protokollerle Türk, yatırımcılar dahil İngiliz ve diğer zengin ülkelerin yatırımcıları buraya çekilmesi ile gerek Kıbrıslı Türklere ve gerekse Kıbrıslı Rumlara iş alanları açılması kötü mü olur? Mesela 6.8 km kare olan Cebelitarık gibi olunamaz mı? Kişi başına gelir 60 bin paund ve işsizlik oranı birin altında olan bu ülke İngiliz sömürge idaresinden çıkma için yapılan referanduma da hayır demişler. Aslında sayın Besim Tibuk’un bir önerisi vardı ve herkes buna gülmüştü.Kıbrısı tekrar İngiltere’ye bağlayın diye.İngiltere’deki K/Türkler de dikkate alınırsa, yapılacak bir referandumda Besim Tibuk’un düşüncesi doğrultusunda bir netice çıkmayacağı garanti mi?