Diyalog Gazetesi

Fine Dining Kahvaltı: Royal

YAŞAM

Reha Arar yorum

Öyle bir koltuk düşünün ki… Oturduğunuz anda size adeta “her türlü güzelliği, her türlü nefaseti tattıracağım” der gibi. Rahatınız yerinde, gözünüz gayri ihtiyarı karşıya kayıyor; Akdeniz’in o dingin maviliği, hafif hafif kıpırdayan dalgacıklar… Daha kahvaltı başlamadan ruhunuz doymaya başlıyor.

Tam bu manzaranın içinde, gözünüz bu kez kendiliğinden açılıp kapanan büyük bir şarküteri dolabına takılıyor. Merak ediyorsunuz, yaklaşmadan duramıyorsunuz. İçeri adım attığınızda sizi genç profesyonel bir şef karşılıyor: Edip Ramazanoğlu. Sorduğu soru basit ama bir o kadar belirleyici: “Nasıl bir peynir istersiniz?”

Genç mi, olgun mu… Tuzlu mu, hafif mi… Yerel mi, yoksa uluslararası mı?

İşte tam bu soruların ardından, şarküteri bölümünde işin ciddiyeti bir adım daha ileri taşınıyor. Iberico’dan isli Çerkez peynirine, mozzarella ve hellimden fümelenmiş et çeşitlerine kadar uzanan seçenekler, +4 derece kontrollü özel bir ortamda muhafaza ediliyor ve sipariş üzerine anlık kesilerek servis ediliyor. Antrikot füme, dana cotto, somon füme… Her biri tazeliğini ve aromasını koruyacak şekilde sunuluyor. Kendi üretimleri olan çeşitli ebatlarda sosisler Osmanlı ve el yapımı kasap sucuğu ise sıcak seçenekler arasında öne çıkıyor.

Bu seçimin ardından cevabınızı veriyorsunuz ve birkaç dakika sonra masanıza gelen servis, bir kahvaltıdan çok daha fazlasının habercisi oluyor. Kahvenizi nasıl içtiğiniz, çayı tercih ederseniz hangi bölgenin çayını istediğiniz soruluyor. Özel bardaklar, özenle seçilmiş demlikler… Her detay, bu deneyimin sıradan olmadığını hissettiriyor.

Gözünüz bu kez adeta bir botanik bahçesini andıran yeşillik tezgâhına kayıyor. Klasik yeşil salata ya da roka çok geride kalmış. Çengelköy salatalığından yeşil domatese, taze naneden sarı çeri ve kuzu kulağına kadar uzanan, mevsimine göre değişen ve büyük bölümü otelin kendi bahçesinden gelen ürünler… Kahvaltının sadece eşlikçisi değil, başrol oyuncusu hâline gelmiş.

Biraz ilerlediğinizde üç genç şefin tatlı bir davetiyle karşılaşıyorsunuz. Mini bir Fransız pastanesini andıran bu bölümde, mevsimsel ve tamamen el yapımı ürünler sizi bekliyor. Fıstık ve fındık ezmesi, ev yapımı reçeller… Ahududulu, frambuazlı, blueberry’li tatlılar… Kruvasanlar ve zarif hamur işleri… Hepsi taze, hepsi özenli.

Kahvaltının sıcak tarafı ise ayrı bir hikâye olarak kendini gösteriyor. Yumurtanın her hâli, her yorumu burada mümkün. Üstelik kullanılan yumurtalar, Merit Crystal Cove Hotel’in bahçesindeki kümesten geliyor; yani sofranıza ulaşana kadar kat ettiği mesafe neredeyse yok denecek kadar kısa. Omlet varyasyonları, Croque Monsieur, Egg Bakery gibi seçenekler, fine dining hassasiyetiyle hazırlanıyor ve beklemeden, sıcak sıcak servis ediliyor.

Bu deneyimin bir diğer dikkat çekici noktası ise ekmek büfesi. Mehmet Sağ şefin hazırladığı 46 çeşit ekmek arasından dilediğinizi seçiyorsunuz; glutensizden kepeklisine, beyaz undan özel üretimlere kadar geniş bir yelpaze… Fırından yeni çıkmış sıcak simitler ise bu deneyimin en keyifli anlarından birini oluşturuyor.

Masanıza geri döndüğünüzde ise manzara artık net: Adeta bir bayram sofrası… Ama abartılı değil; dengeli, özenli ve bilinçli.

Çünkü bu kahvaltının arkasında sadece çeşitlilik değil, güçlü bir fikir var. Hüseyin Hummadi’nin yönetiminde Beytullah Demir, Emrah Zeybek, Ercan Çobanoğlu olmak üzere beş genç şefin uzun süren çalışmasıyla ortaya çıkan bir konsept bu. Amaç; israfı azaltan, sürdürülebilir, yarı A la carte düzeniyle her ürünü taze ve doğru şekilde misafire ulaştıran bir sistem kurmak.

Sabah 07.00’den öğleden sonra 15.00’e kadar süren bu deneyim, klasik bir açık büfe anlayışının çok ötesine geçiyor. Daha seçici, daha rafine ve en önemlisi daha saygılı… Hem ürüne hem misafire.

Sabahın en güzel saatlerinde, kendinize küçük ama çok değerli bir ayrıcalık tanımak isterseniz… Adres belli.

Sıradaki Haber
Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.