Annan Planı’ndaki yanlış!

    BM Genel Sekreteri’nin geçici Kıbrıs Özel Danışmanı Lute, adamızı ziyaret etti. Gelip gelmeyeceğiyle; gelince ne yapacağı ile yakından ilgilendik. Bu arada, defalarca tekrarlandığı için iyice öğrendik ki Lute, görüşmeleri yeniden başlatmak için gelmedi; tarafların görüşmeleri başlatmaya niyeti var mı, yok mu; öğrenmeye geldi. Zemini yokladı ve gitti.
Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulunması çabalarından, görüşmeleri yeniden başlatmanın zemini var mı diye araştırma noktasına geldik...
Kıbrıs sorununa çözüm bulma çabaları kaldığı yerden devam ederse mutlu olacağız... Bütün bu çabaların sonunda çözüm bulmak mümkün mü, değil mi; bakmıyoruz! 
Oysa üzerinde asıl durmamız gereken konu, bizi çözüme götürecek sürecin nasıl kurgulanması gerektiğidir. Bunca yıllık müzakere süreçlerinde eksik olan nedir ki, bu süreçler bizi çözüme ulaştırmada yetersiz kalmaktadır?

Yeni yaklaşımlar
    Kıbrıslı Türk siyasi liderlerden bazıları, bu soruya yanıt arıyorlar.
    Başbakan Yardımcısı Kudret Özersay, daha görev başında olmadığı zamanlardan başlayarak eski minval üzerine yapılacak müzakerelerin esas olarak statükoyu korumaya yarayacağını ısrarla söylemektedir. DP Genel Başkanı Serdar Denktaş, geçtiğimiz hafta Cumhurbaşkanı Akıncı ile yaptığı görüşmeden sonra, görüşmelerin 50 yıldan beri sürdürüldüğüne dikkat çekerek, önümüzdeki aylarda bir yöntem değişikliği önerisini gündeme getireceklerini açıkladı. Koalisyonun büyük ortağı, Başbakan’ın partisi CTP, görüşmelerin yeniden başlamasına koşul koymaktan ısrarla kaçınıyor. Buna karşın diğer bir koalisyon ortağı olarak TDP, Akıncı’nın açıklamalarını da desteklemek için olsa gerek, “sonuç alıcı bir süreç” istiyor. Ana muhalefet partisi Ulusal Birlik Partisi’ni yazmaya bile gerek yoktur. Onlar alışılagelmiş şekilde görüşmeye zaten uzun zamandan beri karşı çıkıyorlar.
Bu tabloya baktığınız zaman, “yeni yaklaşım” belirlenebilmesi halinde, CTP dışındaki siyasi güçler bu yeni yaklaşıma destek vermeye hazır görünüyor. 

Annan’daki eksiklik
Görüşmeleri devam ettirme arayışı içinde Kıbrıs sorununa çözüm bulmaya en fazla yaklaştığımız dönemin Annan Planı dönemi olduğunu unutuyoruz. Bizi, 24 Nisan 2004 tarihinde eşzamanlı bir referanduma götüren bu süreç, enine-boyuna değerlendirilmeyi hak ediyor. Bu süreçten çıkarılacak derslerin bugün yapmamız gerekenleri işaret etme potansiyelini unutmamak gerekiyor. 
Annan Planı, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulmayı amaçlayan ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin tarafların yaklaşık dört yıl süreyle görüşlerini alarak hazırladığı çözüm planın adıdır. Biz 1999’dan, 2004’e kadar yaşananları da “Annan Planı süreci” olarak isimlendirebiliriz.
Bu süreçte, Avrupa Birliği’nin genişlemesinden yararlanmak ve AB üyesi olmak isteyen Rum/Yunan tarafının çeşitli manevralarına tanık olduk. Rum/Yunan tarafı Kıbrıs’ı AB üyesi yapabilmek için kah tehdide, kah görüşmeye başvurdu. Amaç bütün Kıbrıs adına AB üyeliği koltuğuna oturabilmekti. 
Türk tarafı, bu süreci değerlendirerek çözüme ulaşmak istedi. Amaç, sorunun çözümüyle birlikte AB üyesi olacak Kıbrıs’ta Türk-Yunan dengesini sağlamak ve bu gelişme ile birlikte Türkiye’nin AB üyeliği yolunu açmaktı.
Müzakere sürecinde siyasi eşitlikten, mülkiyet sorununa kadar Kıbrıs sorununun önemli yanları tartışıldı ve ortaya bir plan çıkarıldı. Bu plan iki halkın ayrı ayrı eşzamanlı referandumuna sunuldu. Kıbrıslı Türkler “evet”; Kıbrıslı Rumlar “hayır” dedi. Rum tarafı, “hayır” demiş olmasına rağmen, bütün Kıbrıs adına AB üyeliğine alındı. Çözüme hayır diyen istediklerini alırken; çözüm için çalışan Türk tarafı hiçbir hedefine ulaşamadı.
Planın hatası işte buydu: Sorunun çözümüne katkı koyanı cezalandıran; çözümden kaçanı ödüllendiren bir kurguya sahipti. Planın içeriğine saplanıp kalmış olan Türk tarafı, süreç içinde bu hatayı düzeltmeyi bile denemedi. Referandumdan “hayır” çıkarsa ne olacak diye sormadı bile? KKTC’deki siyasi tartışmalarda bu soruyu gündeme getirenler çeşitli yöntemlerle susturuldu.
Bu kurgudaki hatayı bir daha tekrarlamamak gerekiyor. Eğer çözüm istiyorsak, çözüm sürecine katkı koyan ile taş koyanın ayırt edileceği bir süreç tasarlanmak zorundadır. Bu yeni tasarıdaki farklılık, sürecin başarısız olması durumunda Kıbrıslı Türklerin nasıl bir statüye sahip olacağını daha baştan belirlemesi olmalıdır.  

YORUM EKLE