Annan’ı “annadık” mı acaba?

  Kofi Annan, vefat etti... Facebook üstünden rahmet dilemek veya üzüntülerimizi paylaşmak için hepimiz sıraya girdik.
    Ortak düşünce şu: Annan Planı ile Kıbrıs sorunu, çözüme en yakın noktaya gelmişti. Çözüme hayati derecede ihtiyaç duyan Kıbrıslı Türkler, tam da bu nedenle Kofi Annan’ı minnetle anacaklardır.
    Annan Planı’nın hararetli bir şekilde tartışıldığı günlerde yayınlanan köşe yazılarımı bir kitapta toplamıştım. Oğuzhan Akay, bu kitaba “Annan’ı anna da gel” ismini koydu. Annan’ı kaybettiğimiz haberi gelince, minnet duygusuna kapıldım dersem yalan olur. Ben daha fazla bu “annama” sorununa takıldım.

Neler olmuştu?
    Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulunmasını öngören ve Kofi Annan’ın ismiyle “Annan Planı” olarak anılan çözüm planı, iki tarafa 11 Kasım 2002’de sunuldu. Plan, 24 Nisan 2004’e gelene kadar çeşitli şekillerde değiştirildi ve 24 Nisan referandumunda Kıbrıslı Türkler tarafından % 65 oranında “evet” oyuyla kabul edilirken, Kıbrıslı Rumların çok büyük çoğunluğu tarafından (% 76) reddedildi.
    Annan, referandumdan sonra 28 Mayıs 2004 tarihinde BM Güvenlik Konseyi’ne sunduğu raporda, Rum tarafının planı reddetmekle sadece bir çözüm formülünü değil, “çözümün kendisini” reddettiğini ve bunun nedeninin “yetki ve refahı Kıbrıslı Türkler ile paylaşmak istememeleri olduğunu” belirtti.
    Annan’ı anlamaya çalışırken bunları hatırlamak yetmez; zamanın AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu komiseri Gunter Verheugen’i atlamamak gerekir. O zaman çözümü destekleyen durumda, Kıbrıs ve Türkiye’nin AB üyeliği söz konusuydu. Verheugen, bu süreci şekillendiren kişi olarak gelişmelere etki etmek konusunda BM Genel Sekreteri’nden bile daha büyük bir kapasiteye sahipti.
İşte bu Verheugen, daha referandum sonuçları alınmadan, başta Papadopulos olmak üzere Rum yetkililerin “hayırcı” tavrını görmüş ve “Papadopulos federal çözüm meselesini tekrar sorgulamaya açtı. Bizse Kıbrıslı Rumların, çözümün AB üyeliği için bir önkoşul olmaması talebini kabul etmiştik. Ancak bunun için Kıbrıs hükümetinin de çözüme ulaşmak için elinden gelen her şeyi yapması gerekiyordu” demişti. Verheugen, Avrupa Parlamentosu’nda, “Şahsen, Kıbrıs Cumhuriyeti hükümetince aldatıldığımı hissediyorum” diye konuşmuştu. Bu noktada, zamanın AB Savunma ve Dış Politika Yüksek Temsilcisi Javier Solana’nın, “Eğer Kıbrıs’taki toplumlardan herhangi biri ya da liderleri, Annan’ın çabalarını desteklemez ve plan yenilgiye uğrarsa, durum artık onlar için aynı olmayacaktır” dediğini de hatırlatmak istiyorum.

Ders aldık mı?
    Annan’ın çabaları ve Kıbrıslı Türklerin 24 Nisan referandumunda “evet” demiş olması, Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasına yeterli olmadı. Buna karşın, Verheugen’i aldatan Rum tarafı AB üyesi oldu; Türkiye ve Kıbrıslı Türkler aleyhine olacak şekilde yeni olanaklar elde ettiler. Artık Annan Planı gibi bir plan dahilindeki çözümle ilgilenmiyorlar; bizi kendi yönetimlerine katılmaya çağırıyorlar. 
Solana, planı desteklemeyenlerin durumunun “aynı” olmayacağını söylemişti; haklı çıktı! Planı desteklemeyen “hayırcılar”, şimdi eskisine göre daha iyi durumda! Bu süreçte en büyük çabayı ortaya koyan Kıbrıslı Türkler ise, dünyanın önde gelen kurumları olarak Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği tarafından görmezlikten geliniyor.

“annadık” mı?
Belki de bu yaşananlar, dünyanın gerçek durumunu anlatıyor. Fazla yerinmeye gerek yok; “reel politik” dedikleri şey belki de tam da budur!
Bu durumda Kıbrıslı Türklerin, acı bir şekilde de olsa “reel politik” denen şeyi öğrenmiş olmaları, kendi durumlarını iyileştirmek için daha gerçekçi yollar ve yöntemler aramaya başlamış olmaları gerekirdi.
Ne yazık ki, durum hiç de öyle görünmüyor. Kıbrıs sorununa çözüm bulma arayışları, Annan Planı’ndan sonra da devam ediyor. Ama Kıbrıslı Türkler, Annan Planı süreci yaşanmamış gibi, aynı şeyleri tekrar etmekte ısrarlı davranıyorlar. Çözüm için daha başka yollar aramamak konusunda da ısrarlı görünüyoruz.
Annan Planı ile birlikte yaşadıklarımız, ders almamız için yeterli olmamış...
Annan, sadece bizim için değil, başkaları için de önemli olmalıydı ki sağlığında Nobel Barış Ödülü ile onurlandırıldı. TAK Ajansı Müdürü Fehmi Gürdallı ise önceki gün, Annan’ın hayat hikayesini anlatan 2012 yılında hazırlanmış bir kitapta Kıbrıs’tan bahsedilmediğini fark ettiğini ve hayretler içinde kaldığını paylaştı. Kıbrıslı Türklerin hayatında önemli bir yer tutan Kofi Annan için Kıbrıs sorunu ve bu sorunun çözümlenmesi için harcadığı çabalar çok da önemli değilmiş demek. 
“Annamayan” biziz işte! Kıbrıs sorunun ne olduğunu; bu sorunun BM Genel Sekreterleri için ne anlama gittiğini... Bizim başkaları için ne kadar az önemli olduğumuzu... Ne olacaksak kendimiz sayesinde olacağımızı...
Ve belki de daha başka bir sürü şeyi anlayamadan, yaşayıp gidiyoruz işte! 

YORUM EKLE