Bize gerçekçi politikalar lazım!

   Döviz kurları fırladı. Her kafadan bir ses çıktı. Hükümetten beklentilerimiz oldu. Onlar da bunları değerlendirmekte olduklarını söyleyip durdular. Aradan bunca zaman geçti; ne yaptıklarını hep birlikte gördük. Aslında yapabileceklerini yaptılar. Yapamayacakları şeyleri de, “acaba yapabilir miyiz?” diye etüt ettiklerini de biliyoruz.
    Akıncı Cumhurbaşkanı seçildi. Kıbrıs sorununa çözüm bulma umudumuz tavan yaptı. Kıbrıs Rum tarafının tutumunu; Kıbrıs Rum tarafını çözüme zorlama olanağını ellerinde bulunduran BM Güvenlik Konseyi üyesi devletlerin ve Avrupa Birliği’nin çözüm karşıtı tavırlarını görmezlikten geldik. Biz Akıncı’yı seçtik ya; artık çözüm kapının ardında diye düşündük. Akıncı elinden gelenin fazlasını yaptı. Hala çözüm bulamadık.

Ekonomi ve gerçekler
Bunlar iki güzel örnektir. Ama daha başka söylemek istediklerim de vardır.
Elimizi uzatsak dokunacağımız Türkiye’yi bu yıl ziyaret etmesi beklenen turistlerin sayısının 40 milyonu bulacağı tahmin ediliyor. Biz de, 40 yıldan beri turizm sektörünün öncü olması hayalleri ile yaşıyoruz. Adamız çok güzel diye tatil arayan insanların kendiliğinden bu güzel adaya doluşacağını zannediyoruz. Türkiye’ye bunca turisti götüren tur operatörlerinin neden KKTC için de çalışmadıklarını ise araştırmadık bile... Kendi kendimize bir ‘ulaşım ambargosu’ gerekçesi uydurduk, arkasına saklandık gidiyoruz. 
Şimdi yaz geldi. Okullar kapandı, üniversiteye giriş sınavları bitti. Türkiye’de seyahat etme imkanına sahip insanlar Ege ve Akdeniz kıyılarına akacak. Yunan adaları ziyaret edilecek. Avrupa’nın belli başlı turistik kentleri Türk turistleri ağırlayacak. Bu yaz ayları boyunca bize kaç Türkiye yurttaşı turist olarak gelecek? Kentlerimizde neden sırt çantalı üniversite öğrencilerinin dolaştığını göremiyoruz? Neden kent merkezlerindeki kebapçılar turizm potansiyelinden pay alamıyor? Bu sorunların yanıtlarını gerçekçi olarak araştırmaktan ısrarla kaçınıyoruz.
Adamızda 100 bin kadar üniversite öğrencisi varmış... Kısa bir süre öncesine kadar bütün umudumuzu öğrenci sayısının artışına bağlamıştık. Üniversiteler yeterince öğrenci alamadıkları zaman alarm zillerini çalıp duruyorduk. Artık bunlardan da usanmışa benziyoruz. İşin bu şekilde devam edemeyeceğini, esasen bu işten kazancımızın da yeterli olmadığını düşünmeye başladık. Bu bıkkınlıkla, şimdilerde üniversiteleri yasaklamayı bile konuşabiliyoruz.
Üniversiteleri yasaklamanın öğrenci ve üniversite kalitesini nasıl artıracağını sorgulamıyoruz bile... Aslında üniversite eğitimi vermeye uygun kentlerimiz, insan gücümüz ve diğer olanaklarımız olup olmadığını bile analiz etmiş değiliz.
    KKTC Hükümeti’nin Türkiye vatandaşlarının ikinci bir konut edinebilmelerine olanak verecek düzenlemeler üzerinde çalışmakta olduğu haberi, kimilerimiz tarafından umutla, kimimiz tarafından endişe ile karşılandı. Endişe duyanlar, adanın biraz daha betonlaşacağını ve kalabalıklaşacağını belirttiler. Ada kendilerine kalsın istiyorlar. Bu olanağın Kıbrıs sorununa çözüm bulma umutlarını yok edeceğini düşünenler de var. Belli ki, çözüm olabilmesi için, Kıbrıslı Rumların mallarını alabilecekleri umudunu sonsuza kadar canlı tutmak gerektiğini düşünüyorlar. Zaten bu nedenle KKTC’deki yatırım girişimlerine karşı ciddi bir direniş var. Yurtdışından gelip devamlı konaklayanların bütün Akdeniz adaları için en önemli ekonomik potansiyel olduğunu görmek istemiyorlar. 
    KKTC Hükümeti kendi insanlarımızı korumak için akaryakıttan alınan vergileri artırmamak yoluna gitti. Ne olduğunu hep birlikte gördük. Kıbrıslı Rumlar ucuz akaryakıta erişebilmek için Kuzey’e geçmeye başladılar. Kuzey Kıbrıs’ta kullandığımız diğer malların fiyatını da düşürebilmemiz halinde neler olabileceğini hep birlikte görmüş olduk. KKTC’yi ucuzlatmanın hükümetin en önemli projesi olması gerektiğini artık idrak etmemiz gerekiyor.

Gerçekçi olunmalı
    Yukarıda anlatılanla size fazlasıyla karmaşık gelebilir... Bunların bir yazı içinde buluşmasının nedenini merak ediyor da olabilirsiniz.
    Bu örnekleri bir araya toplamamım nedeni, gerçekçi olmamız halinde bütün bu sorunların çözümlenmiş olabileceğini ve KKTC’deki hayatın çok daha başka olabileceğini göstermek kaygısıdır. Sorunlara gerçekçi çözümler ararsak göreceğiz ki her sorun daha kolay aşılacak ve her şey daha güzel olacak.
Bizi çevreleyen yalın gerçeklerden uzak, güzel rüyalar dünyasında yaşamaya çalışırsak, gözümüzü açtığımızda gerçekler bir tokat gibi yüzümüzde patlamakla kalmıyor; Kıbrıslı Türkler olarak hiçbir işe yaramadığımızı da acı ile hissetmiş oluyoruz. 
Gerçekçilik... Sanırım bundan sonra bize asıl gereken şey budur!
Ne yapabileceksek onu yapmaya çalışalım yeter. Gerçekten her şey bugünkünden daha güzel olabilir. h

YORUM EKLE