Bravo bize: Soyutlanmış halimizi güçlendiriyoruz!

 Cumhurbaşkanı Akıncı’nın New York’ta Türkiye Cumhurbaşkanı ile görüşmemiş olmasını umursamamıştım doğrusu... “Ortada görüşecek bir şey olmadığındandır” diye düşünmüştüm... Ama öyle değilmiş... Anastasiadis ile Çavuşoğlu’nun New York’ta görüşmeleri ve Kıbrıs Rum tarafında başlayan “merkezi yanı zayıf federal çözüm” tartışmaları, ortada görüşülmesi gereken ciddi sorunlar olduğunu, Erdoğan-Akıncı görüşmesinin ise buna rağmen gerçekleşmediğini kanıtlıyor.

Yeni çerçeve
    Neler olduğunu elbette tam anlamıyla öğrenebilmiş değilim. Tam olarak neler olup bittiğini, tarih yazacaktır. Biz, şimdiki durumda, görebildiklerimiz ile yetinmek zorundayız.
    Öncelikle, “merkezi yanı zayıf federasyon” formülünün, açıkça ifade edilmese bile, Türk tarafının resmi tutumu olduğunu bir kez daha vurgulamak gerekiyor. Toplumlararası görüşmelerin tarihi boyunca, Rum tarafı merkezi hükümetin, Türk tarafı ise kurucu devletçiklerin yetkilerini artırmanın mücadelesini vermiştir. Türk tarafının bu süreçte ürettiği “Kıbrıslı Türkler merkezi organlarda ne kadar güçlü olursa, merkezi yan da o kadar güçlü olur” argümanı, siyasi eşitlik talebimizin en etkili ifadesidir.
    Anastasiadis, merkezi güçlü tutmak yerine kurucu devletçikleri güçlü tutmayı tercih edecekse, bunun Kıbrıslı Türkleri ve Türkiye’yi rahatsız edecek bir yanı olmaması gerekir.

Farklılık nerede?
    Bu durumda, Türkiye hükümeti ile Cumhurbaşkanı Akıncı arasında bir farklılık olup olmadığını; varsa da bunun ne olduğunu sorgulamamız gerekmektedir.
    Türkiye’nin, Türk tarafının çözüm için fedakarlık yapan taraf olması beklentisinden bıktığını ve belki de daha önemlisi, bu tutumun sonuç vererek bizi çözüme ulaştırmaya yetmediğini düşündüğünü biliyoruz. İsviçre’deki süreç devam ederken, “vereceğimizi verelim, buna rağmen olmazsa başka yollar arayalım” politikası izlendiğini de hatırlıyoruz. O yaklaşım, bu bıkkınlığın bir sonucuydu sanıyorum.
    İsviçre sonrasında Akıncı, stratejik anlaşma ve zaman sınırlaması ile kaldığımız yerden devam etme tutumunu benimserken Türkiye, her şeye baştan başlama ve sonucu belirsiz bir sürece girmeden dolaylı görüşmeler yoluyla sonuca ulaşma gayretinde görünüyor. Dolaylı ve gayrı resmi görüşmeler, Akıncı’nın etkisini azaltan bir yapıya sahiptir. Müzakereler ve müzakere heyetleri ise tamamen yok olmuş demektir. 

Soyutlanma
Eğer müzakere yoksa, ara bölgeye gidiş-gelişler durmuşsa, gazeteciler ne iş yapacak; Kıbrıslı Türk halkı neyi tartışacaktır? Bazılarımız bu durumu, “Kıbrıs Türk halkının özne olmaktan çıkması” şeklinde de anlamaktadır. 
Belki de haklıdırlar. Kıbrıs sorunu farklı şekillerde ve daha önemli güçler tarafından ele alınırsa, biz ne olacağız?
Kiryakos Cambazis, Kıbrıslı Türk ve Rum siyasi partilerinin birleşerek üzerinde uzlaşacakları federal çözüm için BM Genel Sekreteri’nin desteğini talep etmelerini; Niyazi Kızılyürek ise Kıbrıslı Türkler ile Rumların birleşik bir cephe oluşturarak federal çözüm için mücadele etmelerini önerdiler. Sorunu yaratanlar birleşir ve çözüm konusunda anlaşılırlarsa zaten sorun da çözümlenmiş olacaktır. Bundan alası, Şam’da kayısı! Becerebilen yapsın!
    Bugün oyun dışı kalmamızı hissettiren şey ise Türkiye ile uyum sağlayamamaktır. Bizim için en tehlikeli durum, dünyadan soyutlanmış olan Kıbrıslı Türkleri, Türkiye’den de soyutlamak ve soyutlanmış halimizi güçlendirmektir. Bugün yapmamız gereken ilk şey ise, Türkiye ile ilişkilerimizi daha da derinleştirmek, bozulan bir uyum varsa, bunu  yeniden kurmaktır. Özne olmak için en etkili yol, kendimizi Türkiye’den de soyutlamamak, Türkiye’nin desteğini almak ve bir bütün olarak Türk tarafı adına konuşma kapasitemizi korumaktır. 

YORUM EKLE