Bu Hayat Sizin, Vesselam Başrolde Siz Olmak Şartıyla

“Bunu sen istemiştin o yüzden ağlamaya hakkın yok...”

Her kim size bunu diyorsa, “cehennemin dibine git” deyiniz ve rahatlayınız.
Evet, doğrudur... Her insan hayatının belki de belli bir döneminde çok fazla ilerisini düşünmeden bazı kararlar almış olabilir. 
Mesela; sevdiğiniz insandan ayrılmak gibi... Belki de o an size göre en doğrusu böyle bir karar almaktı... Ve ayrıldınız.
Mesela; hayatınızı başka bir yerde sürdürmek istediğiniz için farklı bir yere veya ülkeye gitmiş olabilirsiniz.
Mesela; sırf sil baştan yapabilmek adına radikal kararlar almış olabilirsiniz.
Saçınızı kesmek te buna dâhil...
Sırf bu kararlarınız için günün birinde kendinizi ağlarken bulursanız bence bundan daha normal bir şey olamaz.
Tabii ki ağlayacaksınız, hem de dibine kadar...
Tabii ki sorgulayacaksınız verdiğiniz kararları, hem de dibine kadar...
Siz bu haldeyken, birisi size “niye ağlıyorsun, sorguluyorsun ki, bunu sen istemiştin, “derse, “yürü git bir rahat bırakınız beni...” diyebilme cesaretiniz olmalı, daha da ısrarla devam ederlerse, “cehennemin dibine gidiniz,” deyiveriniz, onlar sussunlar, siz ise devam ediniz artık ağlamanıza veya sorgulamanıza...
Kimse bu dünyaya mükemmel olmak için gelmedi. Hele hele, sürekli olarak “hazır ol” vaziyetinde beklemek için ise hiç gelmedik. İnsan olarak geldik ve insan olmanın sonucunda, bazen doğrulacağız, bazen büküleceğiz, bazen de kıvranacağız. 
Varsın bazılarımız her şeyi dört dörtlük yapsın, ya da yaptıklarını sansınlar, bir gün fark edeceklerdir. Neyi mi?
Sanılanın aksine hiç bir şeyin tesadüf olmadığını… Ne aşk tesadüftür, ne de hayat...
Aşk tesadüfleri sevmez, tıpkı hayatın sevmediği gibi... 
Mesela hayat neyi sever biliyor musunuz?  Yazımın başında da belirttiğim gibi,  verdiği kararları sorgulayanı, bundan ötürü dayanamayıp bir süre sonra onun için ağlayanı, hem de salya sümük...
Hayat bir gün karaları bağlarken, ertesi günü çocukça şeyler yapanı sever…
Hayat aslında bizimle oyun oynarken, biz çok ciddiye alıyoruz bunu… Oysa tıpkı yaşamın içindeki bin bir renkler ve duygular gibi olmamızı sevecektir hayat… Bazen burnumuzu kaf dağında sanabiliriz, bazen bundan ötürü burnumuzun yerlerde süründüğünü de görebiliriz. 
Hiç bir şey tesadüf değildir. 
Hayat işte böyle bir şeydir. Sonu gelmeyen, bitip tükenmeyen bir oyun, bir sahne, bir sinema…
Başrol oyuncusu olmamız için de biraz figüranlık yapacağız. Demiştim size, hayat tesadüfleri sevmez, tıpkı aşk gibi…
Az gittim uz gittim dere tepe dümdüz gittim derken, bir de bakacağız başrollerde “Belgin Doruk, Göksel Arsoy” olmuşuz.  
Bize ait olan hayatın artık başrol oyuncusu olarak yönetileni değil, yöneteniyiz. Hal böyle olunca aldığımız kararları tabii ki sırasında sorgulayıp, bazen hüzünlenip ağlayacağız, bazen ise “verilmiş sadakamız varmış” deyip gülümseyeceğiz. 
Bundan ötürü de “Bunu sen istemiştin o yüzden ağlamaya hakkın yok...” diyenlere de ara sıra Çağan Irmak’ın filmi olan Nadide Hayat’taki Demet Akbağ’ın söylediklerini söyleyiniz…
“Bu hayat benim, yarısını başkaları için yaşadım.  Geriye ne kadar ömrüm kaldı bilmiyorum, belki kırk yıl belki bir gün. Geriye kalan hayat benim ve ben nasıl istiyorsam öyle geçecek. Ben bu gemiden mutlu ineceğim!”
Vesselam, yaşayınız, gitsin derim size, sonunda hepimiz de gemiden ineceğiz, başrollerde Belgin Doruk, Göksel Arsoy gibi...

YORUM EKLE