Bu tartışmalar Kıbrıs sorunu çözecek sanıyorum! 

 Birileri diyor ki, “Özersay, Akıncı ile ters düşemez. Özersay Dışişleri Bakanı olabilir ama Akıncı daha yüksek bir mevkidedir; Cumhurbaşkanı’dır.”
   Başka biri de çıkıp, “KKTC Anayasası’na göre Cumhurbaşkanı sorumlu makam değildir. Sorumlu olan hükümettir. Kıbrıs sorunu da hükümetin sorumluluğu altındadır. Özersay hükümet adına hareket ediyor” diyebilir tabii...
   Buna da itiraz edenler olacaktır: “Ama biz zaten Cumhurbaşkanı değil, toplum lideri seçiyoruz ve onu Kıbrıs sorunu ile ilgili görevlendiriyoruz. Dünya bunu böyle biliyor.”
   Bu tür tartışmalardan çok hoşlanıyoruz...
   Neyse ki Kızılyürek’in AP üyeliğine adaylığı, böyle bir tartışmaya dönüşmeden tatlıya bağlandı; Kızılyürek’in Kıbrıslı Türkleri temsil edemeyeceği konusunda görüş birliğine varıldı da bundan kurtulmuş olduk.

Sorunun çözümü 
   Kıbrıs sorunu ile ilgili tartışmalar, aydınlarımızın ve siyasetçilerimizin varlık nedeni ve biçimidir. Ama bütün bu tartışmaların Kıbrıs sorununun çözümüne nasıl bir katkıda bulunacağını anlayamıyorum. 
   Çözüme katkısı olmasa bile, Kıbrıslı Türklerin hayatına bir etkisi olacak mı; onu da anlayabilmiş değilim.
   Bence Kıbrıs sorununun çözümüne etkisi olmayacak çünkü bizzat Cumhurbaşkanı Akıncı, Özersay’a yanıt verdiği sosyal medya mesajında, “paylaşma” mı; “işbirliği” mi polemiğini sürdürürken, “federal çözüm karşısında en büyük engel elbette yetki ve zenginliği paylaşmamakta direnen Rum liderliğinin anlayışıdır” dedi.
   İşte benim anlama kapasitemi zorlayan tam da budur!
   Bu tartışmalar, Kıbrıs Rum tarafını “yetki ve zenginliği” paylaşmaya ikna edecek mi?
   Elbette hayır!
   Kıbrıs Rum tarafını, “yetki ve zenginliği paylaşmaya” ikna etmek için ne yapmamız gerekir? 
   Cumhurbaşkanı Akıncı da, “bu anlayış karşısında yalpalamadan, BM parametrelerine ve geçmiş mutabakatlara bağlı kalarak istikrarlı net duruş sergilemek gerekmektedir” demekte ve bu amaçla “üçüncü tarafların desteğini” almaya çalıştığını belirtmektedir.
   Bir sorum daha vardır: Üçüncü taraf dediklerimizin desteğini alabilmek için şimdiye kadar yaptıklarımız yetersiz kalmışsa, daha başka yapacak neyimiz vardır? Ne yaparsak, bu üçüncü tarafların “yeterli desteğini” almış olacağız?
   Beni yine “yetersizliğim” tutmuş olacak ki; kendi aramızdaki bu tartışmaların veya bugünlerde yapmakta olduklarımızın üçüncü tarafları yanımıza çekmek için nasıl bir etkide bulunacağını anlamakta da zorlanıyorum.
   2004 yılındaki referandumda “evet” dememiz yeterli olmamışsa başka ne yapabiliriz? 2017 yılındaki görüşme sürecinde, Akıncı elinden gelenden fazlasını yapmadı mı? Bu durumda üçüncü tarafların desteğini alamamışsak, bundan daha fazla ne yapabiliriz?

Çıkar ve güç
   Aslında bu tartışmanın bütün tarafları da, Kıbrıs sorununun uluslararası nitelikli bir sorun olduğunu ve uluslararası ilişkilerde sonuçları belirleyen etkenlerin “çıkarlar” ve bu çıkarlara ulaşıp ulaşamayacağını belirleyenin “güç” olduğunu biliyor.  Bugün Kıbrıs sorununun esası, Doğu Akdeniz’e kimin egemen olacağı ile ilgilidir. Gerek doğal gaz kaynakları; gerekse diğer stratejik çıkarlar, Doğu Akdeniz’i ve onu çevreleyen toprakları dünya siyasetinin merkezine taşımıştır. Avrupa Parlamentosu’nun Kıbrıslı Rum üyesi Tornaridis, daha geçen gün, Kıbrıs sorununun çözümünün Doğu Akdeniz’i Avrupa Birliği’nin egemenliğine sokacağını söyledi... Türkiye’nin üye olmadığı Avrupa Birliği’nin egemenliğine... Kıbrıs Rum tarafı, elindeki bütün imkânları, Türkiye karşıtı bir çıkarlar sistemi kurmak için kullanıyor. Türkiye ile rekabet içinde olan devletler bu gayretten yararlanmaya çalışıyor.
   Şimdilerde sorun da, oyun da budur: Karşımızda ne federasyon isteyen vardır; ne de bizimle işbirliğine hazır olan...
   Kıbrıslı Türkler, bu oyunda bir aktör olmak istiyorlarsa ne yapacakları açıktır: Türkiye ile işbirliği yaparak, Kıbrıs’ın kuzeyinde iyi işleyen bir sistem yaratmak; iç sorunlarını minimize ederek bölgesel sorunlara dahil olabilecek araçları geliştirmeye çalışmak... Bugünkü hükümetin Kıbrıs merkezli oyuna, “BM Barış Gücü’nün durumu” ve “gaz arama faaliyetleri” gibi gündemler üzerinden dahil olmaya çalıştığı açıkça görülüyor. Bu arada, Türkiye ile ilişkilerin kötüleşmesi, ekonomik ve sosyal sorunların artması ise yolumuzu tıkıyor.
   Bu arada, bazı siyasetçiler, siyaset sahnesinde kalabilmek için eski minval üzere tartışmalar yaratmaya çalışıyor.

YORUM EKLE