Bugünkü anlayış çökmüştür; haberiniz olsun!

   Döviz kurları tırmanıyor. Yıllardır ekonomik istikrar unsuru sayarak dövize endeksli olarak yaşamaya alıştık. Bırakın vatandaşları, devlet bile pek çok alacağını döviz kurlarına göre hesaplamayı marifet saydı. Kurlardaki tırmanış, elbette Kıbrıslı Türkleri yakından etkilemektedir.
Lute, geldi gitti ama Kıbrıs sorununu çözüm umutları canlanabilmiş değil... Dünkü Rumca gazetelere göre, Rum tarafı 2017 yılındaki görüşme sürecinde elde ettiklerinden daha ötesini talep etmeye hazırlanıyor. Bu durumda Cumhurbaşkanı Akıncı masadan uzak durmaya, çözüm arayışını sadece kulislerde devam ettirmeye yatkın görünüyor.
    KKTC Hükümeti, bu sorunlar karşısında adeta çaresizdir... Kurları kontrol edemeyeceğini açıklayıp durmakta; Kıbrıs sorununa yaklaşmamaya çalışmaktadır.

Kaynak sorunu
    Kur krizini, Türkiye Hükümeti bile kontrol etme cüretini gösterememiştir. Bu tırmanışın, var olduğuna kuşku duymadığımız ekonomik sorunlar kadar, siyasi nedenlere dayandığı açıkça ortadadır. ABD Başkanı’nın son mesajı, Türkiye’ye ve Türk Lirası’na düşmanlık doluydu. Bu nedenle, Nobelli ekonomistlerin tavsiyelerinin de geçerliliği yoktur; Dolar/TL paritesi, ekonomik önlemlerle sabitlenecek değildir.
    KKTC hükümeti bu durumu değiştiremez; Türk Lirası sistemi içinde kendimizi ve toplumumuzu koruyacak bazı önlemler düşünmemiz şarttır. Başbakan Erhürman, alınabilecek önlemler konusunda farklı kesimlerin görüşlerine başvurmaktadır. Buna karşın üzerinde durduğu en önemli husus, bütçe kayıplarının Türkiye’den sağlanacak ek-kaynak ile giderilmesi ve bu ek-kaynak ile halkın alım gücünü koruyabilecek tedbirlerin alınmasıdır. Bütçemiz 5.5 milyar TL dolaylarında olduğuna göre, % 30’luk bir değer kaybı 1.5 milyar TL’lik bir miktara denk düşmektedir.
Başbakan Türkiye’den 1.5 milyar TL’lik ek-kaynak istemeyi mi planlıyor; bilmiyorum. Bildiğim başka bir şey var ama... Türkiye bize böyle bir kaynak ayırsa bile, bizim bu kaynağı etkili bir şekilde kullanma kapasitemiz yoktur.
    Eski Maliye Bakanı Birikim Özgür, son makalesinde, Türkiye’den KKTC’ye ayrılan ve kullanıma hazır olan kaynağı 500 milyon TL olarak hesapladı. Herkes biliyor ki, “Reform Destek Ödeneği” adı altında tahsis edilen 960 milyon TL de olduğu gibi duruyor. Bu kaynaklar 2018 yılı sonunda miadını dolduracak. Bizim bu kaynakları şimdiye kadar çoktan kullanmamız gerekirdi.
    
Kapasite sorunu
    Bu kaynakları üç yıldan beri kullanmayı beceremeyen sistem, geriye kalan 3-5 ayda ne yapabilir? Hedefleri belli kaynakları kullanamayan kamu yönetiminin yaşanan döviz krizi nedeniyle sağlanacak yeni kaynaklar ile neler yapabileceği bellidir: Alır ve bağıran herkese dağıtır!
Bunun sonucunda kamuda olacaklar bellidir: Kapağı kamuya atma ve bir maaşa bağlanma yarışı devam eder ama herhangi bir kamusal hizmet üretilmez. 
Arada duyulan sağduyulu bir-iki öneriyi bir yana bırakırsak kendilerine “üretici” diyen kesimlerin talepleri de bellidir: Döviz kurunun yükselişine karşı korunma. Beklenti devletin pahalıya alıp ucuza satması ve kendilerini korumasıdır. 
Sonuçta beklenti bellidir: Türkiye’den sağlanacak kaynak ile herkes koruma altına alınsın, pahalı mal ve hizmet üretimi devam edip gitsin. Bütün endişemizin, alıştığımız tarzda yaşamaya devam edemeyeceğimizden korktuğumuz olduğunu söylemeye bilmem gerek kaldı mı? 
    Bu arada, bu yaşam şeklini sürdürmek için umudunu olmayan çözüm olasılığına bağlayanlar, bugünkü krizin propaganda kabiliyetlerini artırdığını zannederek sosyal medya kampanyalarını sürdürüyorlar. Tıkanmış olan çözüm sürecine, yeni bir enerji taşımaya güçleri yetmediğinden, “kendilerini Türk gibi hissetmediklerini” söylemeye veya “pazarlık mantığını bir yana bırakmamız gerektiğinden” söz etmeye bile başladılar. Teslim oldukları zaman refaha ereceklerini sanıyorlar! İntikal edecekleri sistem içinde nasıl bir hayat tarzının kendilerini beklediği konusunda bir fikirleri veya hayalleri var mı, bilmiyorum! Bu konuda bir şey söylemedikleri gibi, her sıkıştıklarında topu pas edecekleri, küfrederek bile olsa yardım isteyecekleri bir Türkiye olmayacağını düşünemedikleri de belli...
    Bugünkü sistemin hali bu!
    Gerçekten radikal olmadan, hele de kendilerini devrimci görenler olsun cüretkar bazı işleri göze almadan, çıkış yolu bulamayacağımız oldukça açık.     

YORUM EKLE