Bütçe sahibi olmak bize yakışır mı?

    KKTC Anayasası’nın 92’nci maddesi devlet bütçesine ilişkin kurallarla doludur. Buna göre, “kamu tüzel kişilerinin harcamaları yıllık bütçelerle yapılır”. 
Bütçeler, yasa gücündedir. Ne var ki, bu yasaların anlaşılır olmasını ve kendine özgü niteliğini korumak için “Bütçe yasasına, bütçe ile ilgili kurallar dışında hiçbir kural konulamayacağı” da Anayasa ile hükme bağlanmıştır.
    Bir bütün olarak 92’nci madde, bütçenin devlet hayatındaki yerini ve önemini sağlamlaştırmaktadır.

Bütçe neden yapılır?
    KKTC Anayasası bütçe yapılmasına ve devlet harcamalarının kontrol altında tutulmasına böylesine büyük önem verdiği halde, KKTC’de bütçe uygulamaları pek ciddiye alınmıyor. Her yılın Kasım ayında, bir sonraki yılın bütçesi Meclis’e sunulur. Önce komitede, sonra Meclis Genel Kurulu’nda bütçeye ilişkin tartışmalar yapılır.
    Çoğumuz, bu tartışmalara, “bize bir şey var mı?” diye bakarız. Gerisine de karışmayız.
    Yaşamakta olduğumuz büyük sorunların en önemli nedenlerinden biri de işte budur. Biz, para hesabı yapmadan yaşayabileceğimizi, “devlet” denen aygıtın gücünün her isteğimizi karşılamaya yeteceğini; hiç olmazsa biraz bağırıp-çağırarak, biraz da bekleyerek isteklerimize kavuşacağımızı düşünürüz.
    Bugün imrenerek baktığımız ülkelerde ise bütçe en önemli şeydir. Bütçe halkın vergileri ile oluşturulur; bir kuruşluk harcama bile titizlikle planlanır. Genel olarak halka yarar sağlamayacak, bir kesime veya bazı seçilmiş kişilere özel çıkar sağlayacak harcamalardan kaçınılır. Devlet gelirlerini bu şekilde harcama en büyük siyasi suç ve büyük bir ayıptır. Bu ayıptan kaçınmanın yolu ise devlet harcamalarını halkın gözü önünde bütçelendirmektir.

KKTC bütçesi
    KKTC’nin 2019 yılında yapacağı harcamaları öngören bütçe yasa tasarısı Meclis’e sunuldu. 2019 yılında yapılacak harcamalar, KKTC devletinin elde edeceğini düşündüğü gelirlerden oldukça fazladır. 
Resmi olarak 825 milyon TL açığımız vardır ama bu açığın daha büyük olması da beklenmektedir. Bir süre önce hayvancılarla girişilen mücadele sonunda süt fiyatına yapılan destekler ve halkın kullandığı elektriği pahalı etmemek için devlet dairelerinde kullanılan elektrik fiyatının yükseltilmiş olması nedeniyle devlet, yıllık 250 milyon TL kadar bir yükümlülük altına girmiştir. Bunlar da dikkate alınırsa 2019 yılı içinde devlet gün gelecek harcayacak kuruş bile bulamayacaktır.

Türkiye yardımları
    Bütçe bakımından bir diğer önemli sorun ise Türkiye ile ilişkilerde gizlidir. 2019 yılında, Türkiye’nin KKTC Bütçesi’ne 1.2 milyar TL’lik katkı yapması öngörülmektedir. Ne var ki, bu yardımların yapılabilmesi Türkiye ile bir anlaşma imzalanmasına bağlıdır. Bu anlaşmanın şimdiye kadar çoktan imzalanması gerekirdi. Başbakan Erhürman’ın Eylül ayının ilk haftasında Ankara’yı ziyaretinde yapılan açıklamalar, bu anlaşmanın zamanında yapılabileceği umudunu doğurmuştu. Aradan iki ay geçmiş olmasına karşın böyle bir anlaşma imzalanmış değildir. Bu gecikmenin nereden kaynaklandığı da bilinmemektedir. Böyle bir anlaşmanın imzalanması için çalışmalar ve görüşmeler yapıldığına ilişkin haber de yoktur. Ne olduğu tam anlamı ile bir muammadır.
    Eğer böyle bir anlaşma imzalanamazsa KKTC’nin 2019 yılındaki bütçe açığı 2.5 milyar TL’ye kadar yükselebilecektir. 7.7 milyar TL’lik bütçede 2.5 milyar TL’lik açık, tam bir felaket demektir. 

Tartışması nerede?
    Bugünlerde fiyatları tartışıyoruz. Ekonomik kalkınma için neler yapmamız gerektiğini araştırıyoruz. Başka ülkelerde bu gibi tartışmalar özellikle devlet bütçesi üzerinden yapılır. Bütçe gelirlerinin bir kısmı, bazı üretim süreçlerinin desteklenmesi ve böylece ekonomik büyümenin tetiklenmesi için kullanılır. 
    Kuzey Kıbrıs’ta ise bütçe görüşmeleri çoğu milletvekili için bile adeta angarya, yani karşılığı ödenmeyen bir iş gibi algılanır; boşuna tartışmalar olarak görülür. 
Yine ayni durumdayız işte! 2019 yılı bütçesine ve bütçenin 2019 yılında büyük bir açık vereceğine ilişkin haber, önceki gün yayınlandı. Kamuoyu bu haberi görmezlikten geldi. Açığın ne anlama gittiğini bile algılamadık galiba...
Bu durumda ister istemez sormak gerekiyor: Kıbrıslı Türkler, kendi kendilerini yönetmek konusunda samimi bir arayış içinde mi gerçekten? Yoksa bizim derdimiz, başkalarının parasını istediğimiz gibi harcayabilmek midir? 

YORUM EKLE