Cep Telefonları

Cep telefonları ile ilgili, uzun zaman önce bir yazı yazmıştım…
Bu hafta o yazımı yeniden gözden geçirip tekrar yazma ihtiyacı hissettim. Son zamanlarda trafik kazalarına sebebiyet veren, insan ilişkilerini kötü bir şekilde etkileyen bu iletişim aracını doğru bir şekilde kullanıyor muyuz?

Şu cep telefonları hayatımıza girdi gireli, nerdeyse tüm yaşantımız değişti… O kadar ki, trafik kazalarına sebebiyet verirken, ölümlere de neden oluyor. 
Doğrusu ben sevemedim gitti cep telefonunu.
Mecbur muyuz, her gelen çağrıyı açmaya? Mecbur muyuz, her mesaja cevap yazmaya?
Boyutu küçük, yaptığı işler boyundan büyük olan, insan yapımı bu teknoloji iletişim aracının, sizi esir almasına veya hükmetmesine, nasıl izin veriyorsunuz? 
Benim ne tahammülüm, ne de böyle bir isteğim var. 
Evden çıkmadan, telefonuma bakarım, acil bir şey yoksa çantamın içine atarım. 
Bazen çaldığını duyarım, ısrarla…
Neden sonra,  bakarım kim aramış diye. 
Ekranda mesajlar birbirini izliyor…
Parmaklarınız hiç durmadan oynayıp duruyor. 
Tuşlara basıyorsunuz, yeni numaralar çevirip çağrılara cevap veriyorsunuz ya da kendi mesajlarınızı yazıyorsunuz.
Acil durumlar haricinde bu saplantılı bağımlılık niye?
Cep telefonunuzu asla gözden yitirmiyorsunuz. 
İnsanların cep telefonlarına bu yapışık durumu, hem ilginç, hem komik hem de trajik geliyor bana. Gerçekten de cep telefonsuz hiçbir yere gidilmiyor.
İşin ilginç tarafı, cep telefonunuz varken, asla dışarı çıkmış ya da bir yerden ayrılmış olmuyorsunuz. 
Çağrı ve mesajlar dünyasının içerisinde, kaybolup gidiyorsunuz.
Etrafımızdaki kalabalık tadımızı kaçırdığında, bu ağın içine her zaman sığınabiliriz. 
Cep telefonun sunduğu imkânlar sayesinde, kalabalıktan koparsınız. 
Birbirinden kopan insanlar ise sanal dünyada buluşuyor. 
Bir zaman “cep telefonları sürüyü yaratmadı, fakat bulunduğu durumda – sürü halinde- kalınmasına katkıda bulunuyorlar “ diye bir cümle okumuştum. 
Sürü halinde yaşayan, birbirinden habersiz insanlar topluluğu var artık…
Sanal, aslında gerçek olmayan bir dünyada vakit öldürüyorsunuz. 
Denzel Washington’un sosyal medya ile ilgili yaptığı bir yorumu paylaşmak istiyorum;
“Sırf sosyal medyada paylaşmıyorsunuz diye, büyük planların olmadığı anlamına gelmez.  Hayatını yaşa ve bunu gizli tut. Mahremiyet her şeydir...” 
Abartmayınız sanal dünyayı ve sosyal medyayı... Sırf birilerinin gözüne bir şeyler sokmak adına paylaşımlar yapmak ise ayrı bir psikolojik durum... Biri ile bir sorununuz varsa, konuşunuz.
Araba kullanırken, en azından telefonu kapatmak çok akıllıca olur. Eğer dikkatinizi dağıtacağınızı düşünürseniz, böyle bir şey yapabilirsiniz. Varsın sizi arayan bulmasın, konuşmasın… Hiç bir şey sizin kendi can güvenliğinizden ve karşıdan gelen aracın içindekilerin can güvenliğinden daha önemli değildir.
Teknolojiyi seviyorum fakat cep telefonları gibi, insanların mahremiyetini, özelini ortadan kaldıran, buna cüret eden ve teşebbüs eden, hiçbir şeyi kabul edemem. 
Her çalan telefonu açmaya mecbur değilsiniz. Üstelik cep telefonu taşıdığınız için, her gelen mesajı da cevaplamak gibi bir zorunluluğunuz yoktur. 
Sürü psikolojisine, bir çeşit köle ve efendi ilişkisine hayır diyebilmeli insan gerektiğinde... Çünkü cep telefonuna bu kadar bağımlı olmak bir çeşit kölelik zincirinin de halkası... Her şeyin bir ölçüsü olmalı insan hayatında, telefon ihtiyaçlarımız fazlasında kullanıldığında zararlı... Duyuyorum; bazılarınız şöyle diyor.
- Her şeyin bir adabı olduğu gibi, cep telefonu taşıyorsan, gelen çağrılara da bakmak zorundasın...
Yok canım. Bunu kim söylüyor? Bir yasa mı var? Bir hukuki düzen mi var? 
Güvenliğin ve mahremiyetin, önceliğinizin olacağı nice günler dilerim...

YORUM EKLE