Devlete bir darphane lazım!

 Son zamanlarda bir “popülizm” suçlamasıdır gidiyor. Siyasiler de bu işi sevmiş olmalıdırlar: Popülizmin alasını yapanlar, birbirlerini “popülist” olmakla suçlamayı popüler bir davranış haline getirdiler.
    Hayat pahalılığı ödeneğini oransal olarak dağıtmak popülizm... Hayat pahalılığı ödeneğini kabul etmemek de popülizm... Siyasilerin hayat pahalılığı ödeneğine el koyarak onu en düşük maaş alanlara dağıtmak da popülizm...
    Popülist olmayan ne var acaba?
    Et fiyatları tavan yapmışken ve et ihtiyacının yarısının kaçak yollarla karşılandığı haberleri ortalıkta dolaşırken, et ithalatına izin vermemek popülizm değil mi?
    Artık yapacak işleri kalmadığı ve şirketlerinin geliri tükendiği için maaş alamayan bir şirketin çalışanlarını, devlet kesesinden ödemek popülizmin dik alası sayılmaz mı?
    Bir yandan maaş artışı talep ederken, diğer yandan devlet gelirlerinin önemli bir kısmını oluşturan akaryakıt vergisine karşı çıkmak nasıl bir şeydir peki?
    Devlet, gelirlerinin en azından bir kısmından vazgeçerek fiyatların düşmesine zemin hazırlasın ama bu arada bize biraz daha yüksek maaş versin demek bir “yurttaşlık şımarıklığı” sayılmaz mı? “Ben senin yurttaşın olduğuma göre bana iyi bakacaksın” demek, ne demektir?
    Biz aslında işimizi iyi yapıyoruz ama devlet bizi teşvik etmiyor diyen iş insanı da aslında bir tür popülizm yapmıyor mu? Ya, “Devlet üreticiyi desteklemiyor.” diyerek ürettiği şey ne olursa olsun onunla müreffeh bir hayat yaşamayı düşlemek ne oluyor?

Hesapsız devlet

    Biz işte bu haldeyiz: İstiyoruz.
Bir devlet kurduk veya bizim için bir devlet kurdular ya; bu devletin her koşulda bizi kurtarmasını ve rehaf içinde yaşatmasını istiyoruz. 
    Oysa bırakın KKTC’yi, dünyada hiçbir devlet bunu yapabilecek durumda değildir. İsveç ve Norveç gibi devletlerin yurttaşlarına bizimkine göre çok daha iyi hizmet verdiği biliniyorsa da, o devletlerin ülkedeki üretimin neredeyse yarısına vergiler yoluyla el koydukları da bir gerçektir. Ne demiş atalarımız; hem köpek tok, hem ekmek bütün olmaz.  Veya şimdilerde şöyle söylenebiliyor: Ne kadar ekmek, o kadar köfte... Devlet dediğin aygıt da almadan vermeye muktedir değil işte...
Bu durumda kendi kendimize sormamız gereken soru şudur: Biz, ne üretiyoruz ki, bölüşeceğiz? Bizim esas sorunumuz yetersiz veya kalitesiz üretimdir. Sonuçta adil olsun veya olmasın, ürettiğimizi bölüşmek durumundayız. Refah dediğiniz şey, topyekun ürettiklerimiz ile elde edebileceğimiz bir sonuçtur. Üretmediğimiz halde devletin başkasından gasp edecekleri ile bize refah sağlamasını beklemek ham bir hayal olmaktan öteye gidemez. 
    “Hayır, biz yeterince üretiyoruz ama bölüşüm adil değildir” diyenlerimiz de vardır tabii... Belki de onlar, ürettiklerinin ellerinden zorla veya vergiler yoluyla alındığını ve başkalarına dağıtıldığını da ileri süreceklerdir. Oysa bizim haftalardır tartıştığımız tek şey, devletin bize vermesi gerekenlerdir. Ürettiğinin elinden alınmasından şikayet eden bir kişi bile duymadık, görmedik!  

Maaş kavgası

Aslında bütün olay, Diyalog’un dünkü manşetinde özetlendi: Ülkenin gündemi maaş!
Evet... Hepimizin derdi maaş... Bu maaşların nereden geldiğine aldırdığımız yok. İşte bu nedenle çözüm, darphanede... Biz, başbakanlık önünde toplanarak para istemeyi refahımızı artırmanın yolu olarak gördüğümüze göre, devletin yapması gereken ilk iş, başbakanlık bodrumuna bir darphane kurmak olsa gerek! 
Bu darphaneden çıkacak paralar KKTC’den başka yerde geçmeyecek veya bu paralarla alınacak malların fiyatları her gün artacak olsa bile zararı yok... Çalışmaya veya bir şeyler üretmeye de gerek yok! 
Belki o zaman, Hanya’yı da, Konya’yı da anlar; başbakanlık önünde toplanarak bağırıp çağırmanın bir şey değiştirmeyeceğine daha kolay karar verebilirdik. Belki o zaman siyasiler de, herkese ve her kesime bir şeyler dağıtmak zorunda olmadıklarını anlarlar, gerçek anlamada ülke sorunları ile ilgilenmeye başlarlardı. 
Bence çözüm, darphanede... Parayı basıp bolca dağıtmaktan başka çare yok! Popülist yöneticilerimizin emrine bir darphane verebilseydik, popülizmin gerçek sonuçları ile şimdiye kadar çoktan yüzleşmiş olacak ve toplumsal tarihimizde bir aşamayı, çoktan geride bırakmış olacaktık. 

YORUM EKLE