Erdoğan’dan parayı kim isteyecek acaba?

  Önemli bir haber var: Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne ayırdığı kaynağın kullanımı ile ilgili imza yetkisi doğrudan Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından kullanılacak.

Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu, Kıbrıs sorununun çözümlenmesine ilişkin müzakerelerin görünen gelecekte başlamayacağını duyurdu. Bence bu haber de çok önemli.
Görüşme yok ve yardım için Erdoğan’ın kapısını çalmak zorundayız.

Müzakere hedefi
   Çavuşoğlu’nun demeci, BM Genel Sekreteri’nin özel temsilcisi Lute’un devam eden misyonu konusundaki beklentilerimizi de şekillendirmiş olmalıdır. Bu demeçten sonra Lute’un ortaya çıkarak görüşmeleri yeniden başlatabilecek ciddi bir çaba ortaya koyması elbette beklenemez. Üzerinde çalışılmakta olan referans şartları ile ilgili bir öneri ortaya atılsa bile, bunun üzerinde uzlaşma sağlamak ve müzakereleri başlatmak mümkün olmayacak.
   Kaldı ki, ortada bir de “vizyon sorunu” vardır. Kıbrıslı Rum lider Türkiye’nin garantisinin ve müdahale hakkının korunacağı bir çözümü kabul etmeyeceğini ısrarla vurgularken, Türkiye Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu bu konuların görüşülmesinin söz konusu olmadığını tekrarlayıp duruyor.
   Bu durumda, Kıbrıs sorununun çözümünü belirsiz bir geleceğe ertelemek zorundayız.

KKTC’yi yenilemek
   Kıbrıs sorununun çözümlenmesini “bir zorunluluk” olarak değerlendirenlerin dayanağı, Kuzey Kıbrıs’taki sistemin sürdürülebilir olmadığına ilişkin görüşleridir. KKTC’de o kadar çok sorunla karşı karşıyayız ki, bugünkü düzenin savunucusu olmak kolay değildir... Zaten bugünkü düzeni savunan da kalmamış gibidir...
   Kıbrıs sorununun çözümsüz kalacağı koşullarda, Kuzey Kıbrıs’taki hayatı kolaylaştırmak için KKTC’nin etkinliğini artırmaktan başka yol olmayacağına göre, bugün ağır şekilde eleştirdiğimiz bu yapıyı dönüştürmek ve işe yarar hale getirmek “başka bir zorunluluk” olarak karşımıza dikiliyor.
   Daha iyi bir hayat için girmek zorunda olduğumuz yol bellidir: BUGÜNKÜ 
DÜZENİ İYİLEŞTİRMEK...

Ankara soğuk
   Bu haberleri izlerken Ankara’daydım... Ankara’ya zaman zaman gelirim ama öğrenciliğimin karlı Ankara’sı uzun zamandan sonra ilk kez bu ziyarette eski güzelliği ile karşıma çıktı. Ankara, karlı kış gecelerinde kurt ulumalarını dinlediğimiz Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nin de ötesindeki tepelere taşınmış... İki gün boyunca ODTÜ’nün ötesindeki Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği binasında çalıştık. Her yer bembeyaz ve soğuk... Ankara buz gibi...
   Türkiye-KKTC ilişkilerindeki soğukluk, aslında Ankara’nın soğuğunu aratmıyor. KKTC’ye ayrılan kaynağın kullanma yetkisinin bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından kullanılacağının açıklanması, Ankara’daki ekonomik ve siyasi çevrelerde de böyle bir izlenim yarattı zaten. Bu durumda, KKTC’deki sorunların doğrudan Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşülmesi gerekip gerekmeyeceğini öğrenmeye çalıştım. Erdoğan’ın KKTC’ye daha önce ayrılan kadar zaman ayırabileceğini kimse düşünmüyor. Erdoğan’a ulaşmak, KKTC’den de sorumlu bir devlet bakanına ulaşmak kadar kolay da olmayacak tabii.
   Bu durumda KKTC’de kullanılmak için ayrılmış bir kaynağın olacağını ama buna ulaşmanın hiç de kolay olmayacağını söylemek gerekiyor.
   İşin bir de KKTC tarafı var: İhtiyaç duyduğumuz kaynağı talep etmek için Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı kim arayacak? Cumhurbaşkanı Akıncı, “bu işi bana bırakın” diyecek mi? Başbakan Erhürman, “KKTC’deki sistem hükümet sistemi, hükümetin başkanı da benim. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ben görüşmeliyim” diyerek randevu talebinde bulunacak mı? Bu durumda, üzerinde çalışıldığı söylenen TC-KKTC mali ve ekonomik işbirliği anlaşması kiminle ele alınacak?
   Bu ortamın yarattığı soğukluk, sanırım yaz gelse de sona ermeyecek. Yaz sıcağında terlerken bile bizi titretmeye devam edecek.

YORUM EKLE