Eskiye dönüş işimize yaramaz

   Başbakan çarşıya çıktı; bazı marketlerde satılmakta olan ürünlerin fiyatları arasında ciddi bir fark olduğunu tespit etti.
    Bir başbakanın çarşı-pazar dolaşmasından; çalışma odasında olmadığı zamanları mümkün olduğunca halk arasında geçirmesinden daha iyi bir şey düşünemem doğrusu... Erhürman, bunu sıklıkla yapıyor. Şimdilerde konumuz, döviz kurlarındaki belirsizlik ve bunun hayatımıza etkisi... Erhürman da bayram günlerini bu konuda yaşanan sorunları yerinde görmeye ayırmış...
    Bugün artık mesai var... Bayram günlerinde yaşadıklarımızı az-çok bilimsel; belki biraz da tarihsel birikimimizle değerlendirmekte yarar var.

Değişim yaşanıyor

    Döviz kurlarındaki hızlı değişim, özellikle dövizle borçlanmış olanları ve gelirlerinin yetersizliği nedeniyle artan fiyatlarla baş etmekte zorlananları ilgilendiriyor. İşletmeler, bu zorluklarla baş edebilmek için iç piyasadan topladıkları Türk Lirası miktarını artırmak, sabit gelirliler maaş veya ücretlerini yükseltmek zorundalar... Gelirimiz artarsa, döviz kurlarındaki belirsizliğin yaratacağı sorunlarımızın üstesinden gelmek de kolaylaşmış olacak.
    Aslında hepimiz bunun peşindeyiz. Kimimiz, ithal ettiği veya üreterek piyasaya sürdüğü malların fiyatlarını yeniden belirledi. Zanaatkârlar işsiz kalmamak için hizmetlerinin fiyatlarını birdenbire yükseltemiyorlar ama yavaşça da olsa hizmetlerinin fiyatına zam yapmaya başladılar. Ücretlilere zam yapmak, işverenler için bile bir zorunluluk haline geldi; aksi durumda işe gitmeleri bile anlamsız olacak. Bu gelişmeler sonrasında piyasadaki ücret ve fiyat dengeleri bir süre sonra yerini bulacak. Belki de tüketim davranışlarımız, kullandığımız mal ve hizmetler değişecek. Belki bazı firmalar kapanacak; hayatımıza yeni ürünler girecek.
    Bunlar sürekli yaşanan ama daha istikrarlı ortamlarda dert etmediğimiz gelişmelerdir. Döviz kurlarındaki hızlı değişim başımızı döndürdü, değişime uyum sağlamakta zorlanıyoruz.

Fiyat denetimi

    Geçmişte, hayatımızdaki yokluk günlerinde, bırakın fiyatları denetlemeyi, kime kaç adet veya ne miktarda ürün satılacağına bile karar vermeye yeltenen hükümetler vardı. KTFD hükümetleri bunun güzel bir örneğiydi. Ekmek, şeker, pirinç veya et ve süt gibi ürünler, fiyat denetimine tabiydi. Kaldı ki, bu ürünlerin bazılarını ithal etsin diye kurulan ETİ Teşebbüsleri gibi kamu şirketleri eliyle devlet, piyasada denge unsuru olmaya ve karaborsa oluşmasını önlemeye çalışırdı.
    O günlerde nasıl yaşadığımız da hatırlardadır. Karaborsa önlenemediği gibi, devlet kaynakları bu gibi kuruluşlar eliyle verimsiz bir şekilde kullanıldı. Sonuçta bu şirketler bırakın denge unsuru olmayı, kendi başlarına pahalılık nedeni olmaya başladılar. 
O zamanlar bile, şimdi sosyal medyada konu edilen konserve et (bolibif), diş macunu gibi ürünler için narh uygulanmadığını da hatırlatmalıyım. Kaldı ki, o günkü ekonomik koşullarda devlet, ihracattan elde edilen dövizlere el koyar; bunun karşılığında ihracatçıya kendi belirlediği kurdan ödeme yapar; sonra da bu dövizleri ithalat için kullandırırdı. Tam anlamı ile kapalı bir ekonomi... Şimdi, kutu etinin ve dış macununun fiyatının kontrol edilmesini isteyenler öyle bir ekonomik modelin peşinde değiller sanırım. 
Ama yine de çoğumuz, eski alışkanlıklarımızı korusun, bizi fiyat artışlarından etkilenmez hale getirsin diye hükümete yükleniyoruz. 
Daha önce yazmıştım, yine vurguluyorum: KKTC Hükümeti, bizi bütün zorluklardan veya kötülüklerden koruyamaz! Bunu unutun!

Gerçekçi beklentiler 

Bu fiyat denetimi isteklerini bir kenara bırakın; mademki hepimiz gelirlerimizi artırarak döviz krizinden en az zararla kurtulma amacındayız, hükümet de buna uygun adımlar atsın. Piyasa genişletici önlemler alsın. Topladığı vergileri azaltsın ki piyasada daha fazla para kalsın. Kamunun finansmanı için Türkiye yardımlarını nasıl kullanabileceğinin peşine düşsün.
Yaşam tarzımızı daha mütevazı hale getirebilmemiz için lüks tüketimi vergilendirirken, dar ve orta gelirlilerin kullanacağı mal ve hizmetlerin vergilerini düşürsün. Lüksten kaçışı teşvik etsin.
Eğitim ve sağlık için harcadığımız parayı azaltmaya çalışsın... Bu alanlardaki devlet hizmetlerinden daha iyi yararlanabilirsek, kazandığımız parayı aile refahı için daha rahat harcayabileceğiz.
Ne kadar çok çalışırsak, o kadar katma değer yaratacağımıza göre çalışmayı yasaklamasın; tam tersine daha fazla çalışmayı teşvik edici önlemler alsın. Belli bir yaştan sonra ve belli bir saatin üstünde çalışmaya devam edenlerden aldığı vergilerin oranını düşürsün.
Devlet, işte bunları yapabilir. 
Hükümetten beklentilerimizin gerçekçi olması gerekiyor. 
Devlet, yapabileceği şeyleri yapsın; yapamayacağı şeylerin peşinde koşarak zaman ve kaynak harcamasın! 

YORUM EKLE