Eylemler nasıl bir sonuç doğuracak acaba?

   Yıllarca önceydi, gençlik yıllarımızda bugün yaşadığımız türden sokak eylemlerinin önde gelen örgütleyicilerinden biri olduğumuz zamanları hatırlatan UBP’li bir dostum; “Bir gün UBP Genel Sekreteri beni çağırdı ve sizin mitinglerin kalabalık olması için gerekeni yapmamızı istedi. Hayret etmiştim. Sonra anladım ki, Ankara’dan istediklerini alabilmeleri için sizin eylemi kullanacaklardı” demişti.
    Sadece şahsen bana anlatılan değil, çok yaygın bir şekilde konuşulan da budur. Özellikle 1980’li yıllarda Denktaş-UBP iktidarı diye nitelediğimiz yönetimin Ankara ile ilişkilerini muhaliflerinin başkaldırısını kullanarak düzenlemeye çalıştığı, bilinen bir gerçektir. Gerek Kıbrıs sorunu, gerekse başka gerekçelerle yönetim organlarını CTP ve TKP gibi muhalif partilere bırakmak istemeyen Ankara hükümetleri, artan hoşnutsuzluğu gidermek için Türkiye’den para talep eden hükümetlere destek olmayı tercih ediyor; buradaki iktidar yetkilileri hoşnutsuzluklarını dile getiren gösterileri kullanarak taleplerini artırıyorlardı. Ortada bilerek veya bilmeyerek oluşturulmuş bir mekanizma vardı ve sonuç verecek şekilde çalışıyordu.
Şimdi de gündemimizde, sokaklardaki eylemler ve Başbakan ile Başbakan Yardımcısı’nın bu eylemlerin gölgesinde Türkiye Cumhurbaşkanı ile yaptıkları görüşme var.

Eylemlerdeki talepler
Gerek kamu çalışanları gerekse hayvancılar ve çiftçiler, yaşam standartlarının devlet eliyle korunmasını istiyorlar. Hayvancılar için bunun yolu, yem fiyatlarının devletin vereceği paralar ile desteklenerek düşük tutulması, buna karşın süte daha yüksek fiyatın yine devlet desteği ile verilmesidir. Bu nedenle devlet, onlar için para bulup harcamalıdır. Bu paranın isteneceği yer de hiç kuşku yok ki Ankara’dır.
Devletin en büyük harcaması, bütçe giderlerinin %80’den fazlasını oluşturan maaş ve ücretlerdir. Çalıştığınız kurumun gelirleri azalıyorsa, sizin maaşınız da tehdit altında demektir. Kamu görevlileri de, gelirlerindeki gerilemeyi durdurmak veya minimize etmek çabasındadırlar. Bu amaçla sokaktadırlar. Onların taleplerini karşılamak için de para gereklidir ve bu paranın kaynağı da Ankara’dır.
Önceki gün Ankara’da Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşen Başbakan Tufan Erhürman ise, görüşme sonrasında, “Olumlu bir görüşme oldu. Genel olarak sorunları aktardık. Zaten onlar da pek çok şeyin farkında. Bu sorunlar üzerinde karşılıklı görüş alış verişinde bulunduk. Eldeki kaynaklar çerçevesinde neler yapılabileceğini değerlendirdik” dedi.
Bu durumda, Başbakan ve yardımcısının Ankara’dan para istediğini ve bu kaynağı, Kıbrıs’ta sokağa dökülerek yaşam tarzlarının ve seviyesinin korunmasını talep eden insanları yatıştırmak için kullanacaklarını varsayabiliriz.

Zorluklar var!
    Ne var ki, bu düzeni devam ettirmenin çeşitli zorlukları da var: 
Türkiye’den bakıldığı zaman, KKTC’ye sürekli kaynak aktarılmasına karşın Türkiye’nin toplum içindeki prestijinin korunamadığı açıkça görülüyor. Başka bir söyleyişle, Türkiye’den para aktarmak, KKTC’deki hükümetlerin ömrünü uzatsa bile Türkiye’nin işine yaramıyor. Birinci zorluk budur. Türkiye’den KKTC’ye sürekli olarak kaynak aktarmak Türkiye için iyi bir proje değildir.
KKTC’den bakıldığı zamansa, bugünkü düzeni devam ettirme maliyetinin giderek arttığını görmek zorundayız. İkinci sorun da budur... Devletin ödediği maaş ve ücretler o kadar arttı ki, başka kesimlere para aktarmak mümkün olamıyor; eğitim ve sağlık hizmetleri tam anlamı ile çökmüş olduğu halde bir kurtarma planı uygulanamıyor. Bütün bunlar için Türkiye’den istenen paranın boyutu o kadar büyümüş oluyor ki bizi adeta “besleme” durumuna düşürüyor. Besleme durumuna düşüyoruz ama bütün kesimleri besleyebilecek kaynağı da elde edemiyoruz. Bu proje KKTC için de sürdürülebilir olmaktan çıkmıştır.
Üçüncüsü; bugünkü hükümeti oluşturan partilerin bu anlayışı tam anlamı ile benimsemesi ve başka herhangi bir proje geliştirmeden, “Türkiye bize bakmak zorundadır” diyerek ayakta durmaya çalışmaları onların meşrebine aykırıdır. Yeni bir toplum projesi geliştirmemeleri halinde, halkın onları terk ederek “Türkiye bize bakmak zorundadır” politikasını yıllardan beri başarı ile sürdürenlerin safına geçmesi kolaylaşmış olacaktır. Yola bunun için çıkmadılar; bu yolda daha fazla devam edemezler.
    Kısaca, bir dönüşüm projesi ortaya koymadan, sokak eylemlerini gerekçe göstererek para istemekle yetinmek, velev ki bu paranın bir miktarını alabilseniz bile bugünkü düzeni devam ettirmeye yetecek gibi görünmüyor.  

YORUM EKLE