“Federal çözümsüzlük” sona erecek mi"

   Bir süreden beri Güney Kıbrıs’ta bir hayalet dolaşıyor: Çözümsüzlük hayaleti. Kıbrıs sorununun şimdilerde çözümlenememesi halinde iki devletin kökleşeceği ve hatta KKTC’nin tanınabileceğini ileri sürenler var... 
Korku dağları bekliyor gibi bir durum...
Büyük bir korkunun sonucu da olsa, bugünkü durumun onlar için bile sürdürülemez olduğunu fark etmeye başladılar. Kıbrıslı Türkleri idareye ortak etmek istemedikleri ve refahlarını gasp edeceğimizden de korktukları için olsa gerek; şimdi “zayıf federasyon” veya “konfederasyon” üzerinde durmaya başladılar. Rum basının verdiği haberlere göre, Anastasiadis, Ulusal Konsey’e “zayıf bir federasyonu” düşünmeye başlamalarını telkin etti. Bununla, iki kurucu devletin yetki ve güçlerinin artırılmasını kastediyor.
Böylece, “ciddi müzakerelere” başlanabileceği bir noktaya geldik: Ayrıntılara boğulmayan, Kıbrıs ve dünya gerçeklerine dayalı siyasi bir müzakereden söz ediyorum... Her iki tarafın da geleceğini, en azından bir süre için güvenceye alacak yeni bir yapıyı ortaya çıkaracak bir süreç söz konusu olabilir.
Bunun için Kıbrıs Rum tarafının, bizi içine çekip yutma planları yapmaktan vazgeçmesi gerekiyordu. Anastasiadis’in çıkışı, bu arada Kıbrıslı Rumlar arasında “iki devletli çözüm” arayışının ciddi şekilde tartışılmaya başlaması, bu noktaya gelmiş olabileceklerini gösteriyor.

YENİ ZORLUKLAR
    Bundan sonrasının sorunsuz halledileceğini düşündüğüm sanılmasın. 
    Çoğumuzun kafasında “toprak verelim; kendi bölgemizde egemen olalım” formülü olabilir. “İki devletlilikten” veya “zayıf federasyondan” bunu anlayanlar olabilir...
    Tam olarak öyle değil!
    Anastasiadis ile Çavuşoğlu’nun New York’ta görüştükleri, Çavuşoğlu’nun “konfederasyon”, Anastasiadis’in ise “zayıf federasyon” üzerinde durduğu haberleri var. Ayrılık noktaları, bu görüşmede bile ortaya çıkmış işte... 
    Kıbrıs Rum tarafı, bizim sorunlarımızı paylaşmak istemediği için “zayıf bir federasyona” yönelecekse bile, bize kalacak topraklar üstünde “tam anlamı ile egemen” olmamızı kabullenecek değildir; “konfederasyon” deyimini kullanmaktan ısrarla kaçınacaktır. Yetki ve güç paylaşımı ile ilgili tartışmalar yine de zorlu geçecektir. Özellikle hava ve deniz sahaları ile ilgili mücadelenin oldukça çekişmeli geçmesi beklenmelidir.
    Toprak zaten önemli bir sorun... Kendi kendimizi yönetme anlamına gidecek bir güç paylaşımına karşılık, bugün kontrolümüz altında tuttuğumuz toprakların önemli bir bölümünü Rum tarafına terk etmemiz istenecektir. Bu, Kıbrıs Türk halkı içinde derin görüş ayrılıklarına; “eksin olsun böyle bir çözüm” haykırışlarına neden olabilecektir. 
    Rum tarafı, elbette, Türkiye’nin ada üzerindeki haklarını da tartışma konusu yapacaktır. Yeni düzenin Türkiye tarafından garanti edilmesini istemeyeceği kesindir. Kıbrıs Türk Kurucu Devleti’nin güvenlik ihtiyacının nasıl karşılanacağı önemli bir tartışma konusu olacaktır. Sorunun, bu noktada da hava ve denizlerdeki haklara gelip düğümlenmesi kaçınılmazdır.

GERÇEKÇİLİK ESASTIR
    Karşılaşılacak zorluklar ne olursa olsun, bugün gelinen aşama bu ise, bunun çözüme her zamankinden daha yakın bir nokta olduğunu belirtmek gerekiyor. Fantezi veya düşlerle değil de gerçekler ile hareket edilebilirse bir çözüme varmak da mümkün olabilecektir.
    Bu gelişmeler Kuzey Kıbrıs’taki çeşitli siyasi güçler tarafından nasıl yorumlanacak, çok merak ediyorum doğrusu. Yakında, “ama bu federasyon değildir” diyerek “federal çözümsüzlüğü” savunanlar görürsem şaşmayacağım. Benzer şekilde, “KKTC egemen bir devlet olarak tanınmadan kalıcı çözüm mümkün değil” diyenler de çıkacaktır.
    Herkes, her zaman, gerçekçiliğin esas olması gerektiğini söyler. Ben de aynı şeyi söylemiş olayım: Gerçekçilik esastır. Bugünün gerçekleri ise, adanın fiilen bölünmüş olduğu; Kıbrıslı Türkler ile Kıbrıslı Rumların birbirlerini yönetme erkine sahip olmadıkları ve KKTC’nin Türkiye dışında herhangi bir devlet tarafından tanınmadığı ve görünen bir gelecekte de tanınma olasılığının bulunmadığıdır.
    Bu gerçekleri dikkate aldığınız zaman, yukarıda çizdiğimiz çerçevede bir çözüm; EN MÜMKÜN OLAN ve bugünkü gerçekleri hukuki hale getirmeye en yakın olan çözüm olarak ortaya çıkmıyor mu? 

YORUM EKLE