Fırsatçılık: Mazlum edebiyatı önde gidiyor!

   Döviz kurlarındaki dalgalanma tam olarak durulmuş değil... Nihayette bu işin başlatıcısı Amerika’dır ve elinde bizim bilmediğimiz kim bilir daha ne güçler vardır. Türk ekonomisinin sorunları ile birleşince bu güçler “oldukça işe yaramaktadır”. Belki de daha yaşayacağımız çok şey vardır.
    Hayatının çeşitli yönleri döviz kurlarına göre şekillenmekte olan Kıbrıslı Türkler, bu dalgalanmadan önemli oranda etkilenmektedir. Bu etkilenme ile birlikte, çeşitli fırsatlar ve fırsatçılar da ortaya çıkmaktadır.

Fiyat ayarlamaları
    Market raflarındaki fiyatlar sürekli değişiyor. Bunu “fırsatçılık” olarak değerlendirenlerimiz çoğunluktadır. Kurlardaki ani sıçramaları değerlendirerek kalıcı fiyat artışları yapmak elbette fırsatçılıktır ama bunu kontrol etmek biraz da biz tüketicilerin elindedir. Unutmamak gerekir ki, çoğu tüketim malzemesinin mutlaka bir muadili vardır. Kaldı ki bazı tüketim maddelerinden bir süre uzak durmak da tüketicinin elindedir.
    Böyle zamanlarda fiyatları gereksiz yere artırmak olarak ortaya çıkan fırsatçılıkla mücadelenin en etkili yolu, devlet makamlarının kontrolü değil, tüketicilerin bu mallardan uzak durmasıdır.
    Buna karşılık, tüketiciler olarak bizlerin de bugünkü durumu az-çok istismar etme olanağımız olduğunu hatırlatmak isterim. Olanağı olan, özellikle gelecekte ihtiyacı olacağı dayanıklı tüketim maddelerini eski TL fiyatları ile satın almayı deneyebilir. Satışların büyük ölçüde durduğu bu zamanda, sürekli alış-veriş yaptığınız veya nakit girdisine ihtiyaç duyan işletmeler size bu olanağı sağlayacaklardır.

Borç ve kira ödemeleri
    En fazla tartıştığımız konulardan biri dövizle yapılan borçlanmalar ve dövizle yapılan kira sözleşmeleridir. Döviz kurlarındaki ani yükselişler, bu sözleşmelerden doğan yükümlülüklerin yerine getirilmesinde büyük zorluklar yaşanmasına neden olmaktadır. Buna karşılık, devletin döviz kurunu sabitlemesi veya bu yükümlülüklerin bir kısmını üstlenmesi isteniyor.
    Kimse, bu döviz borçlarının veya kira sözleşmelerinin nasıl ortaya çıktığını sormuyor. Bankadaki döviz borcu neye karşılıktır? Bu borç karşılığında alınan konutun veya arabanın bir kısmını devletin ödemesini istemek ama sonunda bu konuta veya arabaya bütünüyle sahip olmak “haklı bir talep” olabilir mi?
    Kira sözleşmeleri tam anlamı ile dövizle borçlanmaya benzememekte olsa bile, Sterlin veya Türk Lirası olarak imzalanan kira sözleşmesinin koşulları elbette daha baştan farklı olarak düşünülmüş olmalıdır. Sterlinle kira sözleşmesi imzalamaktan kaçınarak daha farklı yükümlülükler altına giren kiracıları kim koruyacaktır? Kira gelirlerine bağlı olarak kendileri de dövizle borçlanmışlarsa eğer, mal sahiplerinin de özel bir korumayı talep etmeye hakları olmayacak mı?
    Dikkat edilirse, devletin geç kalmışlığı nedeniyle bu sorunların muhatapları kendi önlemlerini almaya başladılar bile... Bankalar, döviz borçlarının taksit miktarlarını düşürmek için vadelerini uzatmaya; mal sahipleri kiracıların ödemelerini olanaklı kılmak için döviz kurunu kendilerine göre sabitlemeye başladılar. Sonuçta piyasa kendi düzeltmelerini yapıyor.
Bu tür farklılıklardan doğan avantaj ve dezavantajlara devletin müdahale etmesini, üstelik bunun için kaynak ayırmasını istemek bana hiç de haklı bir talep gibi gelmiyor doğrusu...

Kıbrıs sorunu
    Döviz kurlarındaki artışın ekonomik nedenler kadar siyasi bir saldırıdan kaynaklandığı ortaya çıktığı için son günlerde yatışmış gibi görünmesine karşın, bu krizi Kıbrıs sorunundaki görüşlerinin haklılığını kanıtlamak için kullananlar da oldukça dikkat çekicidir.
    Kıbrıs sorunu olduğu sürece Kıbrıslı Türklerin burnunun pislikten kalmayacağını ileri sürenler ortalıkta boy gösterdi... Ekonomik olarak rahata ermenin yolu olarak Kıbrıs adası üstündeki haklarımızdan feragat etmeyi ve bu kamptan firar etmeyi önereneler ortaya çıktı.
    Türkiye verebildiği ölçüde versin; o veremezse Rum tarafı, o da veremezse Avrupa Birliği veya Amerika versin... Birileri versin... Yeter ki biz her zaman alan tarafta olalım.. Eğer bu anlayışın mutluluk kaynağı olacağını düşünüyorlarsa, bu kişilere söylenecek söz bulmak hiç de kolay olmayacaktır. Elimizden, kendilerine yol açıklığı dilemekten başka bir şey gelmiyor. Bunlar, yaşamakta olduğumuz sorunu bir başka açıdan istismar edenler olarak tarihimizdeki yerlerini alacaklardır.
    Son sözüm şudur: Bir krizi patladı; gerçek yüzümüz ortaya çıktı! 

YORUM EKLE