Geciken izdivaç

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde son yıllarda siyasette esen değişim rüzgârına ülkenin iki büyük partisi CTP ve UBP de ayak uydurdu…
Birleşmeleri imkânsız gibi görünen, siyasi görüşleri taban tabana zıt iki parti geçtiğimiz günlerde aynı masa etrafında buluşarak ülke yönetimine talip oldu…
Bana göre bu izdivaçta geç bile kalındı… 
Çünkü seçmen, bundan tam iki yıl önce bu iki partiye koalisyon mesajı vermişti…
2013 Temmuz’unda yapılan seçimlerde, ülkenin içine düştüğü çıkmazdan kurtulması için geniş tabanlı bir hükümete ihtiyaç olduğu yönünde net mesaj çıktı sandıklardan…
Kuzey Kıbrıs’ın en köklü iki partisinin yöneticileri o dönemde bu mesajı algılamak istemedi…
Daha doğrusu, Ankara’dan gelen ve tarihe ‘Alo ben Beşir’ olarak not düşülen telefon, özellikle CTP içinde DP ile koalisyon kurmak isteyen isimlerin elini güçlendirdi…
Sırf, Ankara’nın dediği olmasın diye, ‘Pek de hayırlı olmayacağı biline biline’ zoraki nikâh kıyıldı…
Bu birliktelik, her zorlu sınavda yıprandı, güven kaybetti…
DP’ye giden Ulusal Güçler, geldikleri yere döndü…
Ve neticede ayrılık kaçınılmaz olunca, her iki taraf da kaderine razı olarak, geride birçok cevapsız soru bırakarak, sessiz sedasız birlikteliği bitirdi…
Bugün 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı…
KKTC yönetiminde, TDP kökenli bir Cumhurbaşkanı ile CTP ve UBP’nin oluşturduğu bir hükümet bulunuyor…
Bunu daha açık yazmak gerekirse; belki de KKTC tarihinde ilk defa ülkedeki seçmenin yüzde 90’ını temsil eden bir siyasi erk var yönetimde…
İşte bu noktada yöneticilere büyük görev düşüyor…
Bu tarihi fırsatı ya 40 yıllık alışkanlıkları sürdürerek eritecekler ya da ülkenin çözüm bekleyen sorunlarına el atarak umut olacaklar…
 Örneğin, sokaktaki halkın beklentisi olan plan, proje ve maddi kaynak istemeyen birkaç adımı buradan aktaralım…
-KKTC’nin en büyük kamburlarından olan müşavirler ordusuna CTP-UBP koalisyonunda yenileri eklenmesin, bunun yerine evde oturan UBP’li ve CTP’li müşavirler göreve çağrılsın…
-Maliyenin kara deliği konumundaki Resmi Hizmet Araçları’nın (RHA) sayıları azaltılsın, kullanılmasına kısıtlama getirilsin…
-Bakanlar makam arabalarını ve şoförlerini devlet işlerinin dışında kullanmasın, örneğin düğünlere ve davetlere kendi arabaları ile gitsin…
-İzaz ikram kalemi birçok Avrupa ülkesinde olduğu gibi en aza indirilsin, devletin sırtından birileri eşe dosta ziyafet çekmesin…
-Yurt dışı ziyaretlerine devlet kurumlarında görev yapan gazetecilerin dışında basın mensubu götürülmesin, yandaş medya yaratılmasın…
Bu örnekleri daha da çoğaltmak mümkün…
Eğer bu hükümet yukarıda saydığım adımları atarsa, halkın güvenini kazanacaktır…
Ondan sonra; eğitimde, sağlıkta, ekonomide ve turizmde yapılacak reformlara halk tam destek verecektir…
Çünkü sokaktaki sessiz çoğunluk, kendisini ‘soyan’ değil ‘koruyan’ bir yönetim istiyor…
Üstat Necip Fazıl’ın Sakarya Türküsü’nde söylediği gibi…
“Oluklar çift; birinden nur akar; birinden kir.”
Seçim sizin…
Ya hizmet ya hezimet…  
YORUM EKLE