Gerçek gündeme dönelim: Kamuyu nasıl soyabiliriz?

 Kıbrıs sorununu ele almak için müzakere yapalım mı? Yapsak ne olacak; yapmasak ne olacak? Ne için görüşeceğiz?
   Müzakerelerin ille de başlamasından yana olanlar, bu soruya “bizi çözüme götürecek” diye yanıt veremiyor; en fazla, “çözüm istiyorsak müzakeresiz olmaz” diyebiliyorlar.
   Bu arada, CTP Milletvekili Doğuş Derya, müzakerelerin başlamasını istemeyenlerin, yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimlerini düşünerek hareket ettiklerini; “eğer bir müzakere süreci olursa, müzakereyi yürütmekte olan mevcut başkanın daha fazla kazanma şansı olduğunu bildiklerini”  duyurdu.
   Böylece kimin ne bildiğini de öğrenmiş olduk!
   Şimdi biliyoruz ki, bu müzakere tartışması, Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile ilgilidir. Mevcut Cumhurbaşkanı’na avantaj sağlamak isteyenler, müzakerelerin başlamasını; bu avantajı sağlamak istemeyenler, başlamamasını sağlamaya çalışıyorlar.
   Bu durumda, bizi çözüme götürmeyecek, Kıbrıs sorununa çözüm bulmak yerine KKTC’ye kimin Cumhurbaşkanı olacağını etkileyecek bu tartışmayı, bir süre için de olsa kendi haline veya konu ile doğrudan ilgili taraflara bırakabiliriz.

Gündemdeki yolsuzluklar
   Geçen hafta, KKTC’de yaşanmakta olan yolsuzluklarla ilgili önemli açıklamalar yapıldı. Maliye Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanı, denetim yaptıkları 23 kamu işletmesinden 21’inde yolsuzluk saptadıklarını duyurdu. Belki daha önemli bir haber ise bunlardan sadece birinin yargıya havale edilip cezalandırıldığıydı.
   Devletin kontrolündeki bir şirket olan Şeker Sigorta’da ise, kimin yolsuzluk yaptığı, kimin kimi nasıl koruduğu veya bu yolsuzlukların üzerine neden kararlılıkla gidilmediği siyasilerin ağzına sakız olmuş durumdadır.
   Çok ilginç bir durumla karşı karşıyayız: Yıllardan beri devlet yönetiminde bulundukları halde yolsuzlukları önleyecek yapısal veya esaslı çözümleri hayata geçirmekten kaçınanlar, yolsuzlukların varlığını istismar ederek de prim kazanmaya çalışıyorlar.
Bu bir!
   İkincisi ve bence yolsuzluklar kadar önemli olan diğer bir olay da, bir devlet dairesine eleman istihdam etmek amacıyla yapılan sınavda hiçbir adayın başarılı olamamasıdır. Düşünün; bunlardan biri 100 üzerinden 61 alabilse, işi tartışmasız bir şekilde kazanmış olacak!
   Bu durum, yolsuzluklarla kirlenmiş olan kamu yönetiminin aslında nasıl sürdürüldüğünü de anlatıyor. Bugüne kadar herhangi bir sınava tabii tutulmayan kamu personelinin durumu, sınava girme cesaretini gösterenlerden daha iyi değildir herhalde.
   Hiçbir yarışmaya veya değerlendirmeye bağlı olmadan ve hatta ne iş yapacağı bile belirlenmeden kamuya doldurulan kişilerin ne yapmasını bekliyoruz? 
   Ne yaptığı veya yapacağı belli olmayan insanlara her ay düzenli olarak para ödemek, EN BÜYÜK SOYGUN değil mi zaten? Teftiş Kurulu, yüzlerce kez denetim yapsa saptayamayacağı kadar İNCE DÜŞÜNÜLMÜŞ BİR SOYGUN!

Yararlı gündem
   KKTC’de Cumhurbaşkanlığı makamı yetkisizdir... Anayasa böyle diyor. Zaten Cumhurbaşkanları da bunu bilerek ve belki de hoşlanarak yolsuzluklar başta olmak üzere toplum sorunlarına karşı ilgisiz kalıyorlar. Vaaz verir gibi bir iki konuşma yapsalar bile bu sorunların çözümlenmesi için kıllarını bile kıpırdatmıyorlar. Hiç üzerlerine alınmıyorlar!
   Cumhurbaşkanlığı makamında kimin oturacağı yarışını etkilese bile, Kıbrıs Türk halkının karşı karşıya bulunduğu ve çözümü halinde günlük hayatını büyük ölçüde değiştirecek sorunların varlığını ortadan kaldırmayacağına göre bu MÜZAKERE TARTIŞMASININ peşine takılıp gitmemekte yarar var. 
   Biz gerçek gündeme dönelim: Kuzey Kıbrıs’ta yaşamaya devam edebilmek için bu 

Kamusal olanaklardan nasıl yararlanabiliriz? 
   Biri bize bunu söylesin! 
   Soyulmamış bir yer var mı? Sınavsız, yarışmasız ve hiç bir iş yapmadan maaş alabileceğimiz bir istihdam yakalayabilir miyiz? Yeter ki, siz bunlardan haber verin; İsterseniz müzakerelerin başlamasını, isterseniz başlamaması gerektiğini savunuruz.

YORUM EKLE