Gündem nedir, gündem?

   Dün 15 Temmuz’du... 1974 yılında EOKA-B ile Yunan Cuntası’nın Makarios yönetimine karşı darbe teşebbüsünün ve 2016 yılında FETÖ’nün Türkiye Cumhuriyeti hükümetini yıkma girişiminin yıldönümleri...
Bugün ise 16 Temmuz 2018; Başbakan Erhürman’ın ekonomik konularda düzenleyeceği basın toplantısının günü... 
Doğrusu, 15 Temmuz konusunda benim gibi birinin yazacaklarının bir farklılık içereceğine inanmıyorum; gelecek günleri de etkilemeyecektir. Kıbrıs Türk ekonomisinin içinde bulunduğu durum ve bugün neler yapılması gerektiğine ilişkin düşüncelerimi paylaşmak ise bana daha ilgi çekici geliyor. Bu düşünceleri paylaşmanın, Kıbrıslı Türklerin geleceğini etkileme olasılığı var diye düşünüyorum.

Hesapsız girişimler
    EOKA-B darbesi, Kıbrıs’ta yeni bir dönemin başlangıcı oldu. O tarihe kadar adaya fiili çıkarma şeklinde gerçekleşemeyen Türk müdahaleleri gerçek bir çıkarma şeklini aldı ve adadaki bugünkü durumun temelini oluşturan gelişmeler yaşandı.
    Bu darbeyi cesaretlendiren şeylerin başında, 1964 ve 1967’de Türkiye’nin müdahalesini gerektiren olaylar karşında, Türkiye’nin sonuca götürecek bir müdahaleyi yapamaması geliyordu. Gerek Türkiye’nin askeri kabiliyetlerinin yetersizliği, gerekse Amerika’nın müdahaleleri Türkiye’yi adaya asker çıkarmaktan alıkoymuştu. Anlaşılan odur ki, darbeciler tarihin bir kez daha tekerrür edeceğini ve Türkiye’nin asker çıkarma şeklinde bir müdahalesinin olamayacağını düşünmüşlerdi.
    Bekledikleri gibi olmadı... Türkiye, 20 Temmuz harekatını gerçekleştirdi ve 15 Temmuz darbesini boşa çıkardı.
    Bir yanlış hesap da 15 Temmuz 2016’da yapıldı. Fethullahcı Terör Örgütü elemanları, içine asker karışmış darbelerin her zaman başarıya ulaşmış olmasından cesaret alarak Türkiye’deki hükümeti devirmek ve iktidar yapısını değiştirmek istediler. Hükümet ve AK Parti liderliğinin darbelere karşı direnme olasılığını görmüş olsalar bile bunun halktan büyük bir destek göreceğini hesaplamamış olmalılar. Sonuçta bu hesap da yanlış çıktı; Türkiye halkı ilk kez bir darbe girişimini sivil direnişi ile boşa çıkardı.
    Tarih her ne kadar sık sık tekerrür etse de, bazı zamanlarda farklı şeyler de ortaya çıkabiliyor. 15 Temmuzlar, işte bu “muhtemel farklılıkları” anımsatması bakımından öğretici olabilir: Her şey alışılagelmiş bir şekilde ortaya çıkacak diye bir kural yoktur! 

Yatırımlar ne oldu?
    Her şeyin eskisi gibi olmasını beklemek kadar, kendiliğinden değişmesini beklemek de doğru değildir...
    Başbakan Erhürman, bugün düzenleyeceği basın toplantısında her şeyin eskisi gibi akıp gitmemesi için neler yapacaklarını açıklayacak mı; bilmiyorum! Bildiğim bir şey varsa, günümüz dünyasında ekonominin iyi bir şekilde yönetilmesi gerektiğidir. O kadar ki; eski liberaller bize piyasaya müdahale etmemek gerektiğini öğretmişken, neo-liberal diye isimlendirilen şimdiki izleyicileri, piyasa ekonomisinin korunması için bile olsa, devletin neler yapması gerektiğini sıralayıp durmaktadırlar. Günümüz dünyasında yönetilmeyen ekonomi başarısızlığa mahkûmdur ve KKTC ekonomisinin de yönetilmeye ihtiyacı vardır.
    Döviz kurlarının yerinde durmamasından zarar gören KKTC halkı hükümetin önlem almasını bekliyor. Hükümet, “çaresiz değiliz” diyor ama çare üretebildiğine tanık olamadık.
    Bana sorarsanız, KKTC piyasasına TAZE PARA gerekiyor. Bunun kaynağı ise bellidir: Türkiye’den gelebilecek yardım ve yatırımları hızlandırmak...
    Hükümetin, Türkiye yardımlarının realize olarak para akışını hızlandırmak konusunda yeterli adımları atmadı. Sadece “reform destek kaleminde” 900 milyon TL kadar para biriktiği ve gerekli reformların yapılması halinde bu kaynağın aktif hale geleceği defalarca söylenmiş olmasına karşı bu konuda hiçbir şey yapılmadı.
    Hükümet, özel sektör yatırımlarını hızlandırmak için de bir şey yapmıyor. Başbakan, başvuruları yapılmış yatırımların gerçekleşmesine ilgi gösterebilir; “bu yatırımlar niye başlamıyor” sorusuna yanıt arayabilirdi. Yatırımlar, taze para girişini sağlayarak dövizden kaynaklanan sorunların biraz da olsa hafiflemesine neden olabilirdi.
    Döviz krizini ilk kez yaşamıyoruz. Bu müdahaleler yapılmazsa, bu krizi de eskileri gibi yaşamaya devam edeceğiz.
    Tarih insan eyleminin bir ürünüdür ve tekerrürden ibaret değildir. Bilinçli ve yerinde müdahalelerle tarihin akışını etkilemek insanların işlerinden biridir.
Önümüzdeki günlerde 15 Temmuz darbe girişimleri gibi “hesapsızlıklara” mı tanık olacağız; yoksa “bilinçli müdahalelerle” tarihin akışına olumlu bir yön mü vereceğiz?
Hep birlikte göreceğiz! 

YORUM EKLE