Herkes değerlidir

 Çok uzun yıllar önce henüz elektriğin bağlanıp gitmediği, ulaşımın yok denecek kadar az olduğu köylerden birinde, geçiyor hikâyemiz…
Eskiden paradan ziyade altın geçerliymiş. Şimdiki gibi sıcak para akışı yokmuş. Onun yerine altın dolu testiler, küpler varmış. 
Köyün zenginlerinden olan Veli Efendi yetmiş sekiz yaşında eşini kaybedince olanlar olmuş. Torunlarının çocuklarını bile gören Veli Efendi evlenmek isteyince dananın kuyruğu kopmuş. Babalarını pek nadir arayan evlatlarından ziyade torunları bu işe çok tepki göstermişler. Dedelerinin bu niyetini öğrenince kız torunları hemen köye taşınmışlar. Dedelerini yalnız bırakmayarak belki de bu isteğinin önüne geçmeyi hayal etmişler. Aslında bakacak olursanız kızlar daha çok altınların derdindeymişler. Tek düşündükleri dedelerinin Allah korusun evlenip çocuk sahibi olmasıymış. Veli Efendi’nin evlatları ise babalarına tepkilerini ona konuşmayarak küserek göstermek istemişler. Tabii ki bu da Veli Efendi’nin işine gelmiş aslında.  
Kız torunlar dedelerinin yanına taşınınca beraberinde sorunlar da başlamış. Evli olan torunun kocası köye maalesef işinden ötürü gelemeyince evlilikleri sallanmaya başlamış. Eskiden ulaşım şimdiki gibi değildi. Genelde haftada bir köyden şehire otobüsle gidilirmiş, bunun dışında acil durumlarda anayoldan köye eşeklerin sırtında gidilirmiş. Nitekim evliliğinde sorunlar baş gösterince torunu çareyi koca evine dönmekte bulmuş. Diğeri de köyü zaten sevmiyormuş, ablasının ardından o da geri dönmüş.
Veli Efendi torun kızlarının dönmesine pek bir sevinmiş. Kızlar yanına geldiğinden beridir, gönlüne düşen, ona ikinci baharı yaşatan Zehra isimli kadını neredeyse hiç görememiş. Sadece bir iki sefer Zehra’yı elinde su testileri ile evine giderken görebilmiş. Bu arada Zehra’nın kocası da evlendikten kısa bir süre önce ölmüş. Köye gelin gelen Zehra bu evlilikten çocuk sahibi de olamamış. Geldiği köyüne, ailesinin olduğu yere geri dönmeye hazırlanırken Veli Efendi ile birkaç sefer görüşmüşler. Zaten bundan ötürü, bu haberi alır almaz, torun kızları baskın yaparcasına köye gelmişler. 
Veli Efendi kızların da gittiğine göre artık evlenmelerine hiçbir mani kalmadığını düşünerek sessiz sedasız Zehra ile nikâhlarını kıymışlar. Eski zamanlarda şimdiki gibi iletişim de yoktu. Köyde belki bir veya iki tane telefon vardı, onlarda ya muhtarın evinde ya da köyün zenginin evinde olurdu. Nikâhtan Veli Efendinin ailesinin sonradan haberi olmuş. 
Aradan çok uzun zaman geçmeden de Zehra hamile kalmış. Torunlarının torununu gören Veli Efendi neredeyse seksen yaşında tekrar baba olmuş. Bir oğlu olmuş. Veli Efendi onu çok sevmiş, neredeyse yüz yaşına kadar yaşayan Veli Efendi son zamanlarını mutluluk içerisinde geçirmiş. 
Bu çocuk büyümüş ve aileden sadece onu kardeşi gibi sevip benimseyen Veli Efendi’nin torun oğulları olmuş. Kızlar hiçbir zaman onu aileden kabul etmemiş, onlar Zehra’nın Veli Efendi’nin altınları ve parası için onunla birlikte olduğunu düşünmüşler hep. Gerçi torunların çocukları daha sonradan bu küskünlüğe son vermişler.
Gel zaman git zaman, bu çocuk büyümüş... Ülkesine, doğduğu topraklara bir sürü faydası olmuş. Doğduğu köye elektriği de götürmüş, yolda yapmış... Birçok insana aş vermiş, iş vermiş...
Ünlü yazar Tolstoy’a ait bir söz vardır; “Kimse kimseyi küçümseyecek kadar büyük değildir bilmelisin, küçümsediğin her şey için gün gelir önemsediğin bir bedel ödersin...” 
Öyle değil midir sevgili okuyucular? Etrafımıza da baktığımızda, kim her neyi küçümsediyse onun için önemsediği bir bedel ödemiştir. 
Mutlu bir hafta diliyorum, sevgiyle kalınız... 

YORUM EKLE