Kaderde “Statükocu” olmak da varmış!

  Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulunamıyor. Bu amaçla sürdürülen müzakerelerden bir türlü sonuç alınamadı. 2004 yılında bu amaçla hazırlanan Annan Planı, Kıbrıslı Rumların büyük bir çoğunlukla “hayır” demeleri yüzünden geçerlilik kazanamadı.
    KKTC Cumhurbaşkanı Akıncı, bugüne kadarki girişimleri yeterli bulmayan, daha girişimci ve hatta “tavizkar” tutumlar ile Kıbrıs Rum tarafının anlaşmaya ikna edilebileceğine inanların desteği ile seçim kazandı ve kendisinden beklenen girişimleri büyük bir kararlılıkla hayata geçirdi. Bu girişimler de başarılı olamadı ve Akıncı’nın da dahil olduğu süreç, 2017 Temmuz ayının ilk günlerinde çöktü. Akıncı, Crans Montana’daki son toplantıdan sonra yaptığı açıklamada, “Genç kuşaklara başarılar dilerim ama bizden önceki nesiller Kıbrıs’ı bu hale getirdiler, biz bunu düzeltmeye, toparlamaya çalıştık, başaramadık” diye konuştu ve “Temenni ederim bundan sonraki kuşaklar daha iyisini yapsınlar” diyerek sorunun kapsamlı çözümünü “gelecek kuşaklara” havale etti.

Osmosis stratejisi
    Aslında bizi bugünlere, Rum tarafının “Kıbrıslı Türkleri, Kıbrıs Rum yönetimi içinde eritme” diye tanımlanabilecek stratejisi getirdi.
    Kıbrıslı Rumların 2004 referandumunda “hayır” demelerine karşılık Avrupa Birliği üyeliğine kabul edilmeleri bu stratejinin temelini oluşturmaktadır. AB üyeliğinin getirdiği olanaklardan Kıbrıslı Türkleri bireysel olarak yararlandırmak ve bu yolla onları Rum yönetiminin etkisi altında toplamak esas hareket tarzıdır. Zamanın Kıbrıslı Rum lideri Tasos Papadopulos, 2005 yılındaki BM Genel Kurul çalışmaları sırasında yaptığı konuşmada bu stratejiyi ana hatları ile ifşa etmiş ve Kıbrıslı Türk liderlerin sert tepkisi ile karşılaşmıştır. Zamanın KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Talat, her fırsatta, Kıbrıs Türklerinin referandumda çözüm iradesini ortaya koyduğunu ama Rum tarafının bunun tam tersi hareket içinde olarak ayrılıkçılığı pekiştirdiğini ifade ederek, Rum yönetimi lideri Papadopulos’un ‘osmosis’ yoluyla adanın birleşmesini istediğini, bunun asimilasyon olduğunu belirtiyordu. Kıbrıslı Rum liderler, Kıbrıslı Türklerin gösterdikleri bu sert tepki nedeniyle ‘osmosis’ ifadesini bir kez daha kullanmadılar. Ama Kıbrıs sorununu çözümsüz bırakmak, Kıbrıslı Türklere AB olanaklarını kullandırarak onları asimile etmeye çalışmak politikasını asla terk etmediler. Bunu, günlük politik faaliyetlerinin temel hedefi ve biçimi olarak muhafaza ettiler.

Statükonun devamı
    Bu strateji gündemde kaldıkça, Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulmak mümkün olmayacak gibi görünüyor. 
Bu durumda parça parça çözümü gündeme getirmemiz gerektiğini söyleyenlerimiz var. 
    Elbette bu yol da denenebilir. Her geçen gün yarından daha iyi olacaksa neden olmasın? Birlikte ticaret yapmak, top oynamak, ortak yaşam alanlarında daha fazla birlikte görünmek adadaki yaşamı daha iyi hale getirebilir tabii...
    Kıbrıs Rum tarafı buna da olanak sağlamamaya çalışıyor.
•    Güney ile Kuzey arasındaki ticarete zorluklar çıkarıyorlar. Larnaka’dan gelen yabancıların Kuzey’e geçmesini engellemeye çalışıyorlar. 
•    Kıbrıslı Türklerin futbol oynamayabilmesi için tarihi federasyonumuzu KOP altına almayı denediler; başarılı olamayınca işbirliği arayışını terk ettiler.
•    AB pasaportları ile Avrupa’da eğitim ve iş olanağı sağladılar. Belki zorlandılar ama sonuçta AP seçimlerinde oy kullanmamıza izin verdiler.
    Bireysel hakları hayata geçirmeye olanak verirken, kurumlarımız ile işbirliği yapmaktan kaçınıyor; izolasyonların devamını sağlamak için insan haklarını çiğnemekten bile geri kalmıyorlar. 
Birey olarak Kıbrıs Cumhuriyeti ve dolayısı ile Avrupa Birliği yurttaşısınız; bundan doğan haklarınızı zorlanarak da olsa kullanabilirsiniz ama  hiçbir ‘toplumsal hakkınız’ yoktur ve olmayacaktır; o kadar!
İster “kapsamlı çözüm” isterse “parça parça çözüm” amacıyla olsun Kıbrıs Rum tarafı ile anlaşmak zorundasınız. Oysa onların temel olarak engelledikleri şey anlaşmadır. Onlar, herhangi bir anlaşma yapmadan osmosis yoluyla birleşme peşindedirler.
Geriye, bugünkü siyasi durumda da olsa Kuzey Kıbrıs’ta daha iyi ve etkin bir idare kurmak kalmıyor mu? Üstelik bunu başarmak ve osmosis politikasını başarısızlığa mahkûm etmek, bir anlaşmanın yolunu açmış da olmayacak mı? Yoksa bu statükoyu yıkmanın yolu, Rumların osmosis politikasına teslim olmaktan mı geçiyor?

YORUM EKLE