Kıbrıs sorununu boş verin; bizim gündemimiz başka!

  Biraz gergin, biraz meraklı bir gündemimiz var: Türk tarafı, Kıbrıs sorununa ilişkin ortak bir tutum benimseyebilecek mi? Tek seçenek olarak federasyon üzerinde durmaya devam edecek miyiz; yoksa “yeni fikirler” diyerek başka şeyler konuşmaya açık olacak mıyız?
    Benim anladığım, Türkiye Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun KKTC’yi ziyaretindeki esas maksat, yukarıdaki sorulara yanıt bulmaktı.
    Çavuşoğlu’nun ziyareti, tartışmalara neden olsa bile, soruların yanıtının bulunduğu anlaşılıyor: Türk tarafı, Kıbrıs sorunu ile ilgili yeni bir müzakere süreci başlamadan önce tarafların neyin müzakere edileceği konusunda bir anlaşma sağlanmasını istiyor.

Zorlama bir uzlaşı
    Bu uzlaşının “zorlama” ile sağlandığı, anlaşılıyor.
    Türkiye ve KKTC hükümetleri başka bir yönde; KKTC Cumhurbaşkanı başka bir yönde çalışırken, Cuma günkü gibi bir toplantıda sorunun ele alınması zorunluluğu doğdu. Cuma günü, KKTC Cumhurbaşkanlığı’nda düzenlenen toplantı, bir uzlaşıyı zorlamayı ve böylece Türk tarafının söz ve eylem birliğini sağlamayı amaçlıyordu. Bu toplantıyı kim istedi bilmiyorum ama zorlamayı yapan da işte o oldu.
Taraflar kendi içinde söz birliği sağlamadığı sürece, masaya oturmak veya müzakerelere yeniden başlamak mümkün değildir. Türk tarafının içindeki çatlaklar, Türk tarafına zarar verdiği gibi, Kıbrıs sorununa çözüm arayışlarını da “umutsuz bir vaka” haline getiriyordu. Zorlama da olsa söz birliğinin sağlanması, her bakımdan iyi oldu.

Esas sorun
Bu uzlaşının ne olduğu, dün Türkiye Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu tarafından yeniden açıklandı: “Akıncı'nın basın toplantısında ne dediği önemli. 'Tüm seçenekleri konuşmaya hazırız' demesi önemlidir.”
Çavuşoğlu böyle söylemekle, durumu özetlemiş ve arkasından başlatılmak istenen polemikten uzak durmayı tercih etmiş olabilir. Ama biz, bu ziyareti konuşmaya devam edeceğiz... Çünkü bizim gündemimiz başkadır ve bence Kıbrıs sorunundan bile önemlidir...
Bizim gündemimiz esas olarak Türkiye karşıtlığıdır ve öyle de olmalıdır!
Son yıllarda bu gündemi ne zaman ele almaya kalkışsam yüksek perdeden itirazlar ile karşılaşıyorum. Türkiye düşmanlığı yokmuş! 
Artık “Türkiye karşıtlığı” ifadesini tercih ediyor olsam bile sonuç değişmiyor. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun geçen haftaki ziyareti, bu “karşıtlığın” hangi boyutlarda olduğunu yeniden ortaya koymuştur:
•    Ziyaretin amacı, Türk tarafının söz birliğini sağlamak olduğu halde bundan ciddi şekilde rahatsız olanlar; Türkiye’nin Kıbrıs sorununa karışmamasını ve Kıbrıs’tan uzaklaşmasını isteyenlerdir. Bu Türkiye karşıtlığı değilse nedir?
•    Ziyaretin programı, Türkiye Büyükelçiliği ve KKTC makamları arasındaki iletişimle hazırlanır. KKTC Cumhurbaşkanı Türkiye’yi ziyaret edecek olsa da program aynı şekilde belirlenir. Ziyaret kapsamında yapılan şeyleri “dayatma” diye lanse etmek, Türkiye karşıtlığı değil midir?
•    Ziyaret sonrasında, ortaya çıkan polemik, Türkiye karşıtlarını bir hedef doğrultusunda birleştirmeyi veya tek bir potada eritmeyi amaçlıyor. Böylece, Türkiye karşıtlığına önemli bir siyasal misyon yüklenebilecektir. Bu çaba, Türkiye karşıtlığının iç siyasette önemli rol oynayacak boyutlara ulaştığını göstermiyor mu?
    Türkiye karşıtlığı, KKTC’nin en önemli sorunudur. Bu karşıtlık mevcut boyutlarda devam ettiği sürece, Kıbrıs sorununa Kıbrıs Türk halkının çıkarlarını koruyacak bir çözüm bulmak mümkün olamayacak, Kuzey Kıbrıs’taki osmosis taraftarları artmaya devam edecektir.
Bu karşıtlık güçlendikçe, iç siyasette oynağı rol de giderek belirleyici olacaktır. Bundan sonra yaşayacağımız her seçim, Türkiye karşıtlığını dikkate almayı gerektirmektedir.
Türkiye karşıtlığı gündemdeki yerini koruduğu sürece, Kuzey Kıbrıs’taki ekonomik ve sosyal sorunlara ortak çözümler bulmak mümkün olmayacak, paylaşım kavgası azgınlaşacak; toplumsal birlik hayal olacaktır.
Çavuşoğlu Kıbrıs sorununda söz birliği sağlamak üzere adaya geldi ama bu ziyaret, esas sorunun ne olduğunu bir kez daha gösterdi: Türkiye karşıtlığı... Bu soruna çözüm bulmadan, Kıbrıs Rum tarafını makul bir çözüme ikna etmek, veya toplumsal sorunların çözümünde ileri adımlar atmak elbette mümkün olmayacak.  

YORUM EKLE