KKTC Sendromu: Devlet bize iyi bakmak zorundadır!

   Kısa ama oldukça yoğun bir program çerçevesinde İstanbul’u turladık. İstanbul Teknik Üniversitesi’nin teknoparkını ve İstanbul Ticaret Odası’nı ziyaret ederken, Tayvan Dış Ticareti Geliştirme Konseyi İstanbul Ofisi direktörü ve arkadaşlarından da bu garip adanın ticareti nasıl geliştirdiğine dair ders dolu bir sunum izledik. Aynı günün akşamı, İstanbul’da yaşayan bir grup Kıbrıslı Türk ile balık restoranındaydık.
    Yorgunluktan öldük elbette... Bunun karşılığında aldığımız dersler ise bence paha biçilmez niteliktedir.

Pazara yönelmek
    Kendimce ben, İTÜ’nün teknoparkı ile Tayvan’ın ortak bir özelliğini keşfettim. 
Tayvanlı görevlilerin sunumundan anladık ki, bu adada pek çok bilimsel çalışma var ve bunlar doğrudan doğruya yüksek teknoloji ürünü tüketim malları üretmek isteyen firmalar için çalışıyor. Bugün herkesin hayranlıkla kullandığı pek çok Apple ürünü bu adada geliştiriliyor. Türkiye’den Arçelik, bu adada bir ofis açmış bilimsel araştırmalar yaptırarak ürünlerini geliştirmeye çalışıyor. Dünyanın çeşitli ülkelerinde 60’tan fazla ofis çalıştıran Dış Ticareti geliştirme Ofisi ise, özel sektördür demeden üretilen malları ve bilgileri dünyaya pazarlamak için uğraşıyor. 
İTÜ’ye ait teknoparka yapılmaya çalışılan da bunun benzeri bir şeydir. Teknoloji geliştirmeyi teşvik etmek amacıyla oluşturulan bu merkezde pazara daha gelişmiş ürünler sunmak isteyen firmaların destek ve yönlendirmesi ile bilimsel çalışmalar yapılmaktadır.
Tüketicilerin ihtiyaç duyabileceği ve kullanabilecekleri yeni ürünler keşfetmek... Ortak nokta işte budur... Bilimsel gelişmeler bu amaçla değerlendirilmeye çalışılıyor; devlet görevlileri bu amaçla koşuşturup duruyor.

Adadan uzakta
    İstanbul’da çok önemli bir Kıbrıslı Türk kolonisi var... Karşıma bir doktor oturdu. Yanında bir film yapımcısı vardı. Doktorun erken kalkmasından yararlanan bir yazılımcı onun yerini kaptı. Yanımda eğitim kurumlarında yönetici olarak çalışan bir başka Kıbrıslı...
    Neler yaptıklarını, işlerinde ne kadar başarılı olduklarını anlatmayacağım. Hepsinin kendine göre bir başarı hikayesi olmasına karşın anlatmaktan utanacak kadar alçak gönüllüler... Ne yaptıklarını biri masadan kalktığı zaman arkada bıraktıkları anlatıyor; sezdirmeden!
    Aslında bu insanların başarılarının sırrı da ‘pazar güçleri’ ile iş yapmayı ve rakipleri ile yarışabilmeyi öğrenmelerinde yatıyor. 

Bizde olmayan
    İster Kıbrıslı Türk kökenli olsun, ister olmasın belli başarılara imza atan ülkelerin, kurumların ve kişilerin ortak yanı, insan ihtiyaçlarının karşılanmasını kolaylaştıran işlere attıkları imzalardır.
    Tayvan, KKTC gibi tanınmamış bir idareye sahiptir. Siyasal çekişme içinde bulunduğu devlet Çin Halk Cumhuriyeti’dir. Buna karşın dünyanın belli başlı ülkeleri ile ticaret yapmakta ve 23 milyonluk nüfusuna karşın gayrı safi milli hasıla sıralamasında 22’nci durumda bulunmaktadır.
    İTÜ Teknopark, sekiz yıllık geçmişinden sonra her yıl 10 bin kadar başvuru almakta, başvuranların ancak 500 kadarına destek verebilmektedir. Şimdiden geleceğin ürünlerini geliştirmeye adaydır ve destekçi firmalar arasına yurtdışından da katılanlar olmaya başlamıştır.
    İstanbul’da yemekte buluştuğumuz Kıbrıslı dostlarımız, dünyanın çeşitli ülkelerinde önemli kurum veya firmalar için yazılımlar hazırlamakta ve pazarlamaktadırlar. Doktorlar, anlı-şanlı profesörler ile yarışmakta ve hastalara sağlık kazandırmaktadırlar. Çeşitli firmalarda yöneticilik yapanlar azgın bir rekabet ortamında çeşitli başarılara imza atmaktadırlar. Bu insanların hiçbiri, “devlet bize bakmaya mecburdur” zihniyetine sahip değildir. 
Bizde olan şey onlarda; onlarda olan bizde yoktur: Bizi onlardan ayıran başlıca özellik, bizim KKTC denen bu devletten yapamayacağını bile bile çok şey beklememiz; mal veya hizmet pazarı için çalışmaktan ısrarla kaçınmamızdır. Belki de buna ‘KKTC Sendromu’ demek gerekiyor. Kimimiz ille de yaşatmak istediği için KKTC’nin her derde deva olmasını istiyor; yurttaşlarının her türlü ihtiyacını karşılayamazsa ‘haksız ve dayanaksız’ sayılacağından korkuyor. Kimimiz, ‘madem ilan edildi, bizim istediklerimizin tümünü karşılamak zorundadır’ yaklaşımı ile ‘inkâr etme tehdidini’ savuruyor. KKTC ise yurttaşlarının her türlü ihtiyacını karşılama çaresizliğine düşmüş çırpınıp duruyor. 
    İşte aramızdaki fark budur: Bizde olan şey onlarda; onlarda olan bizde yoktur! 

YORUM EKLE