Kritik hafta, Kıbrıslı Türklere ne getirecek?

 Hükümeti oluşturan üç partinin başkanları peşi sıra Ankara’ya gidiyorlar. Özersay bugün, Özyiğit yarın, Erhürman ise Çarşamba günü Ankara’da olacaklar.
    Randevu bekliyorduk ama böylesine yoğun bir ziyaret trafiği yaşanacağını kimsemiz tahmin edemiyordu, değil mi? Şimdi pür dikkat kesildik: Ne oldu? Veya Ankara’da ne olacak?

Ankara’nın bakışı
    KKTC Başbakanı Erhürman, uzun zamandan beri, yaşanmakta olan ekonomik sorunları görüşmek üzere Ankara’dan randevu talebinde bulunulduğunu açıklayıp duruyordu. Esasen de bu açıklamaları, Ankara ile işbirliğine açık olduğu mesajını taşıyor; “Ankara bize randevu verdi de biz görüşmekten kaçındık mı?” demeğe getiriyordu.
    Şimdi, elimizde bir değil tam üç randevumuz var! 
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Özersay, bugün Türkiye Dışişleri Bakanlığı’nda Kıbrıs sorununu ve iki ülke arasındaki ilişkileri ele alacak. Kıbrıs sorunu önemli ama “ikili ilişkilerin” ondan geri kalır yanı yok... KKTC ile ilişkilerin tümüyle Dışişleri Bakanlığı altına taşınmasının, Türkiye’de, hala daha üzerinde en fazla durulan seçenek olduğu belirtiliyor. Hatta, bu işleri Çavuşoğlu’na bağlı olarak sürdürecek bir bakan yardımcısının arandığı bile söyleniyor. Bu durumda Türkiye, Kıbrıs sorunu ile Kuzey Kıbrıs’ta olan-biteni birbiri ile ilişkili olarak Özersay’ın önüne koyabilir.
Müzakere süreci Crans Montana’da çöktü diyoruz ama Guterres Belgesi’nin ısıtılıp önümüze konmasını bekliyoruz. Bu arada, denizlerde gaz arama faaliyetleri ile ilgili gelişmeleri uzaktan, bir “gözlemci” edasıyla takip etmekle yetiniyoruz. Türkiye’nin bütün bölgesel sorunları kapsayan siyasi tavrına karşılık olarak da gündeme gelmiş olan “döviz kuru krizi”, bizim için ekonomik bir sorundan başka bir anlam ifade etmiyor. Türkiye’nin siyasi mücadelesini anlamıyor; buna katkı koymuyor ama sorunlarımızın tümünün Türkiye tarafından sihirli bir değnek dokunuşu ile çözümlenmesini bekliyoruz.
Bugünkü Çavuşoğlu-Özersay görüşmesi, böylesine genel bir çerçeveye oturur ve siyasi sorunlar ile ekonomik sorunlar iç içe geçecek şekilde yaşanırsa şaşmamak gerekecek.
Eğitim Bakanı Cemal Özyiğit, koalisyonu oluşturan partilerden birinin başkanıdır. Yarınki Ankara ziyaretinde ise sadece eğitim ile ilgili sorunları görüşecektir. Bir süredir, okulların geliştirilmesi ve kitap basımı ile ilgili Türkiye yardımlarının kullanılamadığına ilişkin haberler ortalıkta dolanıyor. Buna karşılık, Türkiye hükümetinin din eğitimi konusunda izlenen tutumdan rahatsız olduğu da söyleniyor. Devlet okulları, kriz nedeniyle de önem kazandı. Devlet okullarının geliştirilmesi ailelerin eğitim harcamalarını düşürerek krize dayanıklılığı artırabilecektir. Cemal Hoca, bu gündemi bir bütün olarak ve siyasi yanları ile birlikte karşısında bulacaktır.
Ve Başbakan... Ankara’nın Başbakan Erhürman’ın çabalarından ve kişisel tutumundan memnun olduğunu sanıyoruz; duyumlar öyle. Buna karşın Erhüman’dan bir başbakan olarak yapması beklenen şeyler var... Kuşkusuz, başbakanın tavırları ve tutumları ele alınırken rol-model olarak Recep Tayyip Erdoğan seçilecektir. Erdoğan’ın başbakan ve cumhurbaşkanı olarak kabinesini ve partisini yönetme şeklinin Erhürman’a örnek olması istenecektir.

Dönüm noktası
Lefkoşa’da, Maliye Bakanı Serdar Denktaş’ın neden Ankara’ya gitmediği veya çağrılmadığı da sorgulanıyor sanırım... Geçmiş siyasi performansı veya ilişkileri bir yana Denktaş, bugünkü hükümet çatısı altında görevini iyi bir şekilde yerine getiriyor. Dikkatini bütçe uygulamalarına ve kamunun krize karşı ödeme yetersizliğine düşmemesine verdi. Bu durumda, Serdar Denktaş’ın Ankara’da muhatapları ile görüşebilmesi ve kamu maliyesinin Türkiye yardımları ile desteklenmesini isteyebilmesi için bu haftanın ilk üç gününde yapılacak temasların başarı ile noktalanması ve bugünkü KKTC ve Türkiye hükümetleri arasındaki uyumun tam olarak sağlanması gerekmektedir. 
    Evet, çok kritik bir haftaya giriyoruz. Bu hükümetin kaderi bu hafta yaşanacaklardan büyük ölçüde etkilenecek. Bence bu hafta, Kıbrıslı Türklerin geleceği bakımından da etkileyici ve hatta belirleyici olacak. Hükümet, Türkiye ile uyum sağlayıp ayakta durmayı başarabilirse, yeni bir KKTC’nin inşasına geçebileceğiz. Reformlar, hükümetin tercihlerine göre sırayla gündeme gelecek. Tersi durumunda, bir hükümet deneyimi daha başarısızlıkla sona ermiş olacak. Böylesine birikimli ve aydın insanların başını çektikleri bu hükümetin başarısız olması ise “Biz bu işi beceremiyoruz; Rumlar ne isterse verelim, anlaşım bitsin!” diyenler ile “Biz bu işi beceremiyoruz; Erdoğan bize bir vali tayin etsin, bitsin!” diyenlere güç kazandıracak. 
Belki de bu süreç, Kıbrıslı Türklerin “siyasi bir varlık” olmaktan çıkışına dek uzayıp gidecek bir dönemin başlangıcı olarak anılacak.  

YORUM EKLE