Kur krizi bizi nereye sürüklüyor?

    Ülke “kur krizi” ile sarsılıyor... Amerika’nın kendi ekonomisine yönelik kararları, Türkiye’nin sorunları ile birleşince ortaya ciddi ölçüde bir Dolar/TL paritesi sorunu çıktı... Dolar kurunun yükselişi, ekonomik dengeleri yeniden belirleyecek. İnsanlar ve ihtiyaçları var olduğu sürece kimse merak etmesin, ekonomi batmayacak! Ne var ki, yeni bir denge oluşana kadar geçecek süre içinde çok can yanacak.
    Canımızın az yanmasını istiyorsak ihtiyaçlarımızı sınırlamak zorundayız. Ama Kuzey Kıbrıs’ta zor olan da işte budur.
    KKTC halkının önemli bir bölümü Dolar kurunun yarattığı sarsıntıdan ciddi şekilde etkileniyor. Çünkü KKTC, çevre ülkelere göre daha pahalıdır. Her ailenin alışılagelen tüketimi için yaptığı harcamalar artmıştır. Zaten çocuklar devlet okuluna değil, özel okullara gitmektedir. Hastalar devlet hastanesi yerine özel hastanelerde tedavi görmektedir. Böyle giderse çocukları devlet okullarına göndermekten; hastane koridorlarında sıra beklemekten korkuyoruz. Marketten her istediğimizi almaya alıştık biraz; onu da değiştirmek gerekecek.

Zenginlik nedir?
    Belki de olması gerektiği gibi olacak!
    Bir ülkede Dolar/TL paritesi değişti diye yaşam bu denli etkileniyorsa, zaten orada hak edilmemiş bir zenginlik vardı, demektir. 
Esas zenginlik, ürettiğiniz mal ve hizmetler değil midir? Her gün sabah kalkar, işe gider çalışır ve bir şeyler üretirsiniz. Bu arada devreye piyasa girer, bu ürettiklerinizi bölüştürür. Akşama, eve bu bölüşümden elde ettiklerinizle dönersiniz.
Bizim düzenimiz ne yazık ki böyle kurulmadı. KKTC’yi ilan ettik veya ondan önce Kıbrıslı Rumların ENOSİS istemlerine karşı direnmeyi seçtik ya; bu yüzden birilerinin bizi beslemesi hakkını elde ettik! “Devlet” dediğimiz bu şey, bize iyi bakmak zorundadır. Çocuklarımız için açtığı okulları yeterli görmüyorsak onları özel okullara göndermemize yetecek kadar para vermek zorundadır. Bizi yıllarca yurtdışında tedaviye yolladı, alıştık. Şimdi güzel hastanelerimiz var. Oralarda tedavi göreceğimiz kadar kaynak sağlamak zorundadır.
Biz adalıyız; hem de Akdenizli... Yemeğimize düşkünüz... Biraz da içeriz... Devlet bunları da temin etmek zorundadır...
Bizim zenginliğimiz işte budur... Devletten kaynaklıdır... Devlet kurmuş veya ENOSİS’e karşı direnmiş olmanın mükafatıdır. Bu zenginliği korumak ve büyütmek ise elbette yine devletin görevidir!
Her gün işe çıktığımız zaman bir zenginlik yaratabilirsek, en büyük zenginliğimiz olan emeğimizi etkili bir şekilde kullanabilirsek, bir paranın başka bir para karşısında değer yitirmesinden veya kazanmasından etkilenmemiz söz konusu olamaz. Biz, gerek aile, gerekse toplum olarak ürettiğimiz kadar tüketmeyi alışkanlık haline getirmiş olsaydık; kimse bizi yoksullaştıramazdı. Eğer bu esaslara dayalı bir toplumsal düzen kurabilmiş olsaydık, Dolar/TL paritesi değişti diye telaşa düşmezdik.

Şimdi ne olacak?
    Şimdilerde bir telaş içindeyiz; eski alışkanlıklarımızı sürdürüp sürdüremeyeceğimizin hesabını yapıyoruz.
    Sürdüremeyiz! Dönüşmek zorundayız...
    Belki bir günde veya bir gecede değişemeyiz ama yavaşça da olsa değişmeye başlasak hiç de fena olmayacak. Kaplumbağa da yavaş gider ama sabrı ve direnci sayesinde yol alır.
    İlk yapmamız değilse bile, ilk olarak düşünmemiz gereken şey, kamusal hizmetleri etkili hale getirmek, kamunun çalışan insanlar üzerindeki yükünü azaltmak olmalıdır. Eğitim ve sağlık gibi hizmetleri kamusal olarak örgütlemek istiyorsak, isteyen herkes bu hizmetlere ücretsiz veya makul bir ücret ödeyerek ulaşabilmelidir. Sadece bunu başarmamız bile, bizi gelecekteki Dolar/TL depremlerinden önemli ölçüde koruyacaktır.
    Özellikle küçük işletmelerin üstündeki vergi-harç yükleri, kamunun bu tür işletmelere yarattığı zorluklar derhal azaltılmalı ve mümkünse sıfıra indirgenmelidir. Çoğumuz bunun farkında bile değiliz ama özellikle küçük işletme sahipleri ailelerini geçindirmek için çalışırken, karşılarında en önemli engel olarak devleti bulmaktadır. Buna derhal bir son verilmelidir. Bırakın insanlar kazandıkları parayı aileleri için harcasınlar. Göreceksiniz ki o zaman daha çok çalışacak, daha çok üretecek ve kur sarsıntılarından daha az etkilenecekler.
    Bu arada firar etmeyi düşünenler de olabilir! “Ben zaten Türk değilim, Türkiye’den kaynaklanan sorunlarla da yaşayamam” diyerek kampı terk edecekler çıkabilir. 
    O kadarı da olacak artık! Neticede her ekonomik kriz, aynı zamanda bir ayrışma ve yenileşme nedenidir. Belki bizim yenilenmemiz de böyle krizleri atlatarak olacaktır.

YORUM EKLE