Kategoriler

diyaloggazetesi

İdlib: Kaç ve yaşa kal ve öl  

Diplomasi, arkasında askeri baskı uygulayacak güç yoksa hoş bir sohbetten ibarettir. İdlib’de muhtemel bir kan gölünü önlemek için Rusya ve İran liderleri ile bir araya gelen Erdoğan’ın, geçen hafta Tahran’da öğrendiği ders bu olsa gerek. İdlib, Suriye’nin Hatay’ın doğusunda kalan ilidir. Burada üç milyona yakın insan yaşıyor. Bu nüfusun tahminen yarısı, Esad’ın daha önce muhaliflerden temizlemek için saldırdığı yerlerden gitmelerine izin verdiği (kaçıp yaşayın veya kalıp ölün) Suriyeli Sünnilerdir. Bunların artık kaçacak bir yeri kalmadı. İdlib’de 70 bin civarında olduğu sanılan aşırı İslami ideallere sahip silahlı bir de savaşçı grup var. Bunların da kaça kaça kaçacak yeri kalmadığı için Rusya ve İran tarafından desteklenen Esad güçlerinin saldırması halinde, dağılmaktan veya sonuna kadar savaşmaktan başka seçenekleri yoktur. Türkiye, yedinci yılını dolduran savaşın belki de en kanlı perdesini açacak olan bu saldırıyı, Rusya ve İran’la konuşarak önlemeye çalışıyor. Aksi takdirde dev bir göçmen dalgası ile karşılaşabilir.
Tahminim, başarılı olamayacak.
Suriye savaşını, artık kabul edelim, Esad ile onu başından beri destekleyen Rusya ve İran kazandı.
 Esad’ın azınlık Alevi rejimini, Sünni çoğunluğa devretmeyi amaçlayan Türkiye kaybetti.
 İdlib, Esad’ın kesin zaferini ilân etmek için ele geçirmesi gereken son kaledir. Burayı düşürmekten vazgeçeceğini düşünmek mümkün değil.
Ankara’nın ona mâni olacak ne askeri gücü ne de arkasında, manevi baskı oluşturabilecek bir müttefik desteği var.
Erdoğan Amerika ile kavgalı, Avrupa Birliği ile bozduğu ilişkileri toparlamaya çalışıyorsa da toparlamış değil. Yalnız, pek esamesi okunmayan Katar’ı saymazsak.
 Dünya da “vah vah” diyerek Suriye halkının kanla son banyosunu uzaktan izleyecek. Bu, ta başından beri böyle idi. Suriye; Amerika ve Avrupa için birinci derecede önemi haiz bir ülke değil. O bölgeye Rusya ve İran’ın hâkim olması da pek umurlarında olmaz.
 Ama Suriye’de başkaldırının sona ermesi Türkiye’nin oradaki sorunlarının sonu olmayacak. Kuzey doğuda otonomi ilân etmiş, Amerika’nın himayesinde Kürtler var.
 İki ülke arasında ilişkiler o kadar soğudu ki Washington’un Ankara’ya jest olsun diye Kürtleri himaye etmekten vazgeçmesi, bu aşamada mümkün görünmüyor.
 Türkiye, Amerika ile savaşmayı göze alamayacağına göre Ankara oradaki otonom Kürt varlığını kabullenmek zorunda kalacak. Irak’taki otonom Kürt varlığı ile yaşamayı öğrendiği gibi.
 Bir de Türkiye’deki üç buçuk milyon Suriyeli göçmen konusu var. Esad, onu devirmeye kalkışan Sünnilerin meydana getirdiği bu insanları geri almak istemiyor. Yeni bir kanunla Suriye’den kaçanların mülklerine el koyarak onlara dönecek yer bırakmadı.
 Türkiye açısından bakıldığında, Suriye, bir ülkenin dertsiz başını nasıl derde sokabileceğinin klasik bir örneği olsa gerek.

Yorumlar