Özersay, tepki çekecek ne yaptı?

   Kıbrıs sorununun nasıl bir aşamada bulunduğunu tanımlamak oldukça zordur. Konunun aktörleri kendilerine göre birer tutum belirlemişler, zamanın geçmesini bekliyorlar.
    Kıbrıs Rum Tarafı, görüşmelerin Crans Montana’da kaldığı yerden devam etmesini savunurken, doğal gaz arama veya topraklarını başka devletlerin ordularına kullandırma gibi faaliyetlerine de kaldığı yerden devam etmek istiyor. Aslında, her şey şimdiki gibi devam edip gitsin ama biz de bu arada görüşmelere devam edelim diyor. Başka bir değişle görüşelim ama sorunu çözmeyelim, istiyor.
    Türk tarafı, iki bölgeli, iki toplumlu, iki halkın siyasi eşitliğine dayanan federal bir çözüm arayışındadır. Türkiye’nin garantisinin devam etmesini bu yeni düzenin de güvencesi olarak görmektedir. Uluslararası desteği bu isteklerini gerçekleştirmeye uygun değildir.
    Avrupa Birliği, Rumlar ne derse onu demektedir. Rum tarafı ve Yunanistan AB’nin üyeleridir ve AB’nin kendi üyelerinin tutumunu yok sayarak farklı şeyler söylemesi mümkün değildir.
    İngiltere, kendi sorunlarıyla boğuşuyor ama ‘egemen üs’ bölgelerine zarar vermeyecek her formüle açık görünüyor.
    Amerika Birleşik Devletleri, son aylarda, adadaki BM Barış Gücü’nün görevinin sona erdirilmesini veya sayısının ciddi oranda azaltılmasını savunmaktadır. BM Barış Gücü’nün görev süresi, geçtiğimiz hafta yeniden uzatıldı. ABD bu tavrını, BM Güvenlik Konseyi’nde yapılan tartışmalarda da devam ettirdi. Alınan kararı veto etmedi ama altı ay sonraki tartışmalar için şimdiden yatırım yapmış oldu.
    ABD’nin bu tavrı, Kıbrıs Rum tarafını ciddi şekilde tedirgin etmektedir. Belki de ABD’nin esas amacı, bu tedirginliği yaratmaktır. Bu tedirginliği hangi amaçla kullanacağını önümüzdeki dönemde göreceğiz. 

Özersay’ın tutumu
    KKTC hükümetinin kurulmasına dayanak oluşturan protokolde ve hükümet programında Kıbrıs sorununa ilişkin net bir ortak tutum belirlenmemişti. Hükümeti oluşturan dört partinin Kıbrıs sorununda farklı düşüncelere sahip olduğu bilindiğinden bu “belirsizlik”, ortak bir tavır belirleme zorluğunu geçiştirme ve Kıbrıs sorunu ile ilgili hükümet tavrını gündeme gelecek olaylara göre şekillendirme olarak anlaşılmıştı. Buna karşın bu hükümetin de bir Dışişleri Bakanlığı vardır. Üstelik bu bakanlığı yüklenmiş olan kişi, hükümeti oluşturan ikinci büyük grubun lideridir ve ‘başbakan yardımcısı’ unvanı da taşımaktadır. 
    Böylece kurulmuş olsa bile hükümetin Kıbrıs sorununda tavırsız kalması elbette beklenemez. Başlangıçtaki tutum belirsizliği de, ‘hükümet devam ettiği sürece Kıbrıs sorununda tavır alınmayacaktır’ anlamına gitmediği aşikardır.
    BM Güvenlik Konseyi’nde yaşanan gelişmeler üzerine KKTC Dışişleri Bakanlığı ve bizzat Başbakan Yardımcısı Kudret Özersay tarafından yapılan açıklamalar iki CTP milletvekili ile diğer bazı çevrelerin de tepkisine neden oldu. Özersay BM Barış Gücü’nün görev süresinin uzatılması sırasında yaşanan tartışmalarda sorunun eskisi gibi algına tepki gösterirken, yeni bazı yaklaşımları ise olumlu karşılamıştır. Özersay, adadaki statünün değişebilmesi için BM’nin tutumun değişmesi gerektiğine işaret etti.
    Herkesin, ne dediğini daha açık olarak bizzat kendilerinin ifade etmesinde yarar vardır. Bizim bu tartışmadan çıkarabileceğimiz en basit sonuç ise, bazı siyasilerimizin Kıbrıs sorununun şimdiye kadar olan şekliyle ele alınmasını ve görüşmelerin Kıbrıs Rum tarafının talep ettiği şekilde devam etmesini istediği şeklindedir. Oysa, Birleşmiş Milletler’deki belli başlı güçler bile artık o noktada değildir. ABD’nin BM Barış Gücü ile ilgili arayışının Rum tarafında yarattığı tedirginlik açıktır. Bunun gibi tutum değişiklikleri Kıbrıs sorununun çözümü için daha fazla umut taşımakta değil midir? Bu gibi değişiklikler olmadan, eski minval üzerine devam edecek görüşmeler ile sonuca ulaşmak mümkün olabilecek midir? 
    Birleşmiş Milletler’in adaya gönderdiği temsilci liderlerle yaptığı görüşmelere bilinen BM görevlilerini bile dahil etmezken, eskimiş usullerden medet ummak Kıbrıs sorununda çözüm istemekle eşanlamlı olabilir mi?
    Bu tartışmayı daha açık olarak sürdürmekte yarar vardır. 

YORUM EKLE