Özne olabilmenin taşınamayan sorumluluğu!

 Lute, Kıbrıs’ta temaslar yaptı. Amacı, müzakereleri yeniden başlatmaktır. İşini yapıyor.
    Rum tarafı, buna uygun davranıyor. Müzakereleri bir an önce başlatmak istiyor. Uluslararası alandaki durumunu devam ettirerek güçlendirmek için Kıbrıs’taki durumunun daha fazla kötüleşmesini önlemeye çalışıyor.
    Türk tarafının ne istediği belli değil... Akıncı, müzakereleri başlatmak; Türkiye başlatmamak taraftarıdır. KKTC Hükümeti, bu kavgada taraf olmamaya çalışmaktadır.
    Anastasiadis, artık, “diğer taraf” dediklerinde, “sadece Kıbrıs Türk tarafından bahsetmediklerini; Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunması konusunda önemli bir rol oynayan Türkiye'den de bahsettiklerini” açıklayarak Türkiye’ye ayrı bir rol yüklemeye çalışıyor. Türk tarafındaki farklılıklar da onun bu tutumunu haklı gösteriyor. Artık Kıbrıs sorununda üç taraf var: Rum/Yunan tarafı, Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye...
Lute, Lefkoşa’dan sonra Ankara ve Atina’ya da gidecektir. Muhtemelen Ankara’da, Kuzey Lefkoşa’da duyduklarından farklı şeyler duyacaktır. 
Şimdi durum budur.
Bu durumun, Kıbrıs sorununun çözümlenmesine veya Kıbrıs Türk tarafının görüşlerinin dikkate alınarak çıkarlarının korunmasına yardımcı olup olmayacağını varın siz düşünün...

Mali sorunlar
    Hükümet, mali sorunlar nedeniyle bütçede maaş nitelikli harcamaların dışındaki ödeneklerde % 10’luk indirim yaptı. Bütçede zaten 851 milyon TL açık var. Türkiye yardımları gerçekleşemezse bu açık 2 milyar 100 milyon TL’ye çıkacaktır. Aslında ortada bütçe falan yoktur!
    Türkiye yardımları olsun veya olmasın, Kuzey Kıbrıs’ta çok ciddi bir “kamu gider reformu” yapılmasına ihtiyaç vardır. Kamu dediğimiz devlet, bunca parayı halktan toplayarak harcarken de aslında ciddi hiçbir iş yapmamaktadır. Tam anlamı ile sorumsuzca bir israf ile karşı karşıyayız ama bu reformları yapabilmek için de özel sektörü büyütmeye, yeni istihdam sahaları yaratmaya, kamuyu küçültürken insanlarımızı aç ve açıkta bırakmamaya ihtiyacımız vardır.
    Böyle bir reform hareketi, dış destek olmadan sürdürülemez. Bugünkü durumda bize bu desteği verebilecek bir tek Türkiye vardır.

Hadi özne olalım
    Bu arada bizde bir tartışmadır gidiyor: “Türkiye bizi yok ediyor; dikkate almayarak onurumuzu çiğniyor.”
    Basın mensuplarının “Türkiye’ye göndermeydi” yorumları altından padişahlık tartışması yapıyoruz.
    Fantastik bir oyundur gidiyor...
    İsterseniz bu oyuna; “Türkiye karşıtlığı” mı, “Kıbrıslı Türk düşmanlığı” mı tartışmasını da katabiliriz.
    Uzun yıllardan beri, Türkiye kamuoyundaki “Kıbrıslı Türkler bizi sevmez” yargısının Kıbrıslı Türkleri en büyük destekten mahrum bırakacağını yazıp söylemekteyim. Her geçen gün, bu yargıyı pekiştirmekteyiz ama aynı insanların çocuklarını yükseköğrenim için adaya göndermelerini, ürettiklerimizi sorgusuz-sualsiz alıp tüketmelerini, vergi gelirleri ile oluşturdukları bütçelerinden bize kaynak aktarmalarını beklemekten de geri kalmıyoruz. Kıbrıslı Rumlar ile olan sorunlarımız söz konusu olduğu zaman kesin bir duruşla bizim yanımızda olmalarını, Güney Kıbrıs’a giderek herhangi bir etkinliğe katılmamalarını; Kıbrıslı Rumları ülkelerinde misafir etmemelerini istiyoruz.
    Herkes bize çalışsın ama biz kendi sorunlarımızı çözmek; Kıbrıs sorunundaki pozisyonumuzu güçlendirmek için hiçbir şey yapmayalım... Başkaları bizi özne görsün; başkaları bizi özne yapsın...
    İyi de biz Türkçeyi bile doğru kullanmıyoruz galiba...
    Türk Dil Kurumu sözlükleri “özne” için şu tanımı yapmaktadır: “Bir cümlede bildirilen işi yapan!” Bu “özne” kelimesi, felsefe tartışmalarında ise, “bilinci, sezgisi, düş gücü olan” anlamında kullanılıyormuş... 
Özne olmak öyle bir şeymiş!
    Özne olabilmek için bir şeyler yapmak gerekiyormuş... Başkaları sizi özne yapamıyor; ancak siz bir şey yaptığınız zaman ve ancak o yaptığınız şeyin öznesi olabiliyorsunuz.
    Şimdi düşünelim bakalım; biz neyin öznesiyiz? Kıbrıs sorununun mu; yoksa Kuzey Kıbrıs’taki yönetimin mi?
    Ne yapıyoruz ki; özne olmayı talep ediyoruz? Neyin öznesi? 

YORUM EKLE