“Randevusuzluk derdi” ne olacak?

   Aylar önceki randevu krizini çoktan unuttuk. Başbakan Erhürman, hükümetin yeni kurulduğu dönemde Ankara’dan randevu talebinde bulunmuş, randevu gecikince basının diline düşmüştü. Mart ayının ilk günleriydi... Konu bir “kriz” gibi ele alınınca hemen randevu verildi, Başbakan Erhürman Ankara’da güzel temaslar yaptı, şom ağızlar da kapatılmış oldu.
    Şimdi Türkiye’de sistem değişti. Başkanlık sistemi geldi... Kıbrıs sorunu yine Dışişleri Bakanlığı bünyesinde ele alınıyor ama KKTC’nin ekonomik ve sosyal sorunlarını ele alacak bir muhatap bulmakta zorlanılıyor. Üstelik 24 Türk Lirası’nın değer kaybı da durmuş değil... TL’deki değer kaybı, KKTC maliyesini de, reel ekonomiyi de, aile ekonomisini de çeşitli zorluklarla karşı karşıya bırakıyor. Bütün bu zorlukların Türkiye ile ele alınması gerekiyor.
    Başbakan, geçtiğimiz Perşembe günü, Cumhurbaşkanı ile görüştükten sonra yaptığı açıklamada yine bir randevudan söz etti: “Türkiye Cumhuriyeti yetkilileri ile görüşme niyetindeyiz. Ekonomide birlikte neler yapılabileceği noktasında değerlendirmelerde bulunacağız. Zaten 2019’daki protokolle ilgili ön görüşmeleri de tamamlamamız lazım.”

İşbirliğinin önemi
    KKTC, hiçbir sorununu kendi başına çözümleyemez. Bunun farkında olmak bile kendi başına önemlidir. Zaten dünyada sorunlarını kendi başına çözebilecek bir devlet de kalmamıştır. Diğer devletler çeşitli şekillerde ve farklı muhataplarla işbirliği yapabilirler ama bizim tek bir yolumuz vardır: Türkiye!
    Bugün Türk Lirası’nın değer kaybından kaynaklanan zorluklarla boğuşuyoruz. KKTC bütçesinin yılsonunda önemli bir açık vereceğinden söz ediliyor. Bu arada, gelir gider dengeleri bozulan işletmeleri de bir şekilde desteklemek, istihdamı ve hane halkını korumak gerekiyor. Sadece bu durum bile sorunları Türkiye ile birlikte değerlendirmeyi gerekli ve acil kılıyor.
    Bu gibi krizlerin etkisinin derin olmasının nedeni KKTC’deki yapısal sorunlardır. Verimli üretim yapmıyoruz... Devlet gerekli olduğundan daha büyüktür. Kaynaklarımızın önemli bir bölümünü bu gereksiz büyüklükteki devlet için harcıyoruz. Bunun için yapısal dönüşüm projeleri uygulamak şarttır. Bu dönüşüm projelerinin uygulanabilmesi için de dış destek gereklidir ve bizim bu desteği alabileceğimiz tek adres Türkiye Cumhuriyeti’dir.

Kriz lüksü yok!
    Bugünlerde TL’deki kriz ve bunun yansımaları nedeniyle oldukça önemli bir ajitasyon ile karşı karşıyayız. Açıkça yazılıp söylenmese bile, kimi siyasetçi ve köşe yazarları, bütün bu dertlerden kurtulmak için “çitin diğer tarafına atlamamızı” öneriyorlar. Halk eriyen TL yüzünden acı çekerken ‘Kıbrıs sorununun çözümü için koşul koyma zamanı’ olmadığını belirtiyorlar.
    Bu yaklaşımı kınayabilir veya yanıt olarak sayfalarca yazı döşeyebilirsiniz. Ama hepimiz de biliyoruz ki, bu ajitasyonun ekonomik durumdan kaynaklanan dayanakları vardır. Bunu görmezlikten gelemezsiniz.
    Kıbrıs sorununa, Kıbrıs Türk halkının tarihsel varlığını ve gelecekteki haklarını da koruyarak çözüm bulmak istiyorsak, bu haklarımızı teslim etmemek için direnenlere biz de direnmek istiyorsak, KKTC’nin ekonomik ve sosyal sorunlarını çözmek; bu çözümleri bulabilmek için de Türkiye ile işbirliğini derinleştirmek zorundayız.
    Biliyorum... Uzun yıllar Kıbrıs sorununun varlığı istismar edilmiş, Türkiye’den kaynak aktarılmasına ve bu kaynakların partizanca ve verimsiz bir şekilde kullanılmasına vesile edilmiştir... Bugünkü durumda TL’deki kriz nedeniyle  Türkiye’den aktarılacak kaynakların da partizanca ve verimsiz bir şekilde kullanılması bir zorunluluk değildir ama... Tam tersine, bugünkü kriz durumu, KKTC’deki reformların kaçınılmazlığını bir kez daha kanıtlamıştır. Verimsiz olan alanları ille de yaşatmak veya kamudaki şişkinliği devam ettirmek zorunda değiliz. Bu kriz, tam tersine bir fırsat olarak bile kullanılabilir. Türkiye’nin desteği ile verimli alanların ayakta kalarak serpilmesi, verimsiz süreçlerin hayatımızdan çıkması sağlanabilir.
    Türkiye’deki yeni sistem içinde muhataplarımızın kimler olacağı henüz tam anlamı ile belirlenmemiş olsa bile karar verici bellidir: Cumhurbaşkanı Erdoğan... Bence Başbakan Erhürman, bu sorunları, tam anlamı ile bütünlüklü olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmeli ve stratejik kararlar birlikte verilmelidir.
    Randevu nasıl istenir bilmiyorum... Bu işe birileri aracılık mı etmeli? Yoksa Başbakan Erhürman, telefon açıp bizzat Cumhurbaşkanı ile mi konuşmalı? Cumhurbaşkanı Erdoğan çok yakın bir geçmişte KKTC’yi ziyaret etti. Cumhurbaşkanı Yardımcısı daha bir-iki hafta önce buradaydı. Belki de randevu sorunu da konuşulmuştur. 
Umarım, bu buluşma sorunu uzamaz ve yeniden bir kriz algısına dönüşmez. Çünkü karşı karşıya bulunduğumuz ve işbirliği yapmamanın büyüteceği riskler bizim için hayatidir. 

YORUM EKLE