“Sahte refah devleti!”

 Kıbrıslı Türklerin bilinen ve yaygın söyleyişlerinden biri, Makarios’a sövmektir. Makarios’a küfrederken, bugünkü kötü yönetimde hiçbir payı olmamasına karşın ENOSİS hayallerinden vazgeçmediği ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yaşamasına engel olduğu için Makarios’un bizi, kötü idare ve idarecilere mahkum ettiğini dile getirmiş oluyoruz.
Makarios Kıbrıs Cumhuriyeti’ni yaşatsaydı, daha iyi bir idarede yaşayacağımız varsayımına dayanan bu söyleyişle, geçtiğimiz gün berber koltuğunda otururken bir kez daha karşılaştım. Bildiğiniz gibi berberlerin çoğu Hatay’dan gelmiş gençlerdir. Berber dükkânlarında kimin Kıbrıs, kimin Türkiye kökenli olduğunu ayırt etmek de giderek zorlaşmaktadır. Arkamdan Makarios’a küfreden bir ses duyunca, konuşanın Kıbrıs kökenli biri olduğunu hemen anladım... Üstünden bir de “sahte devlet” haykırışı gelmez mi? “Tamam” dedim; “bu hem Kıbrıs kökenli, hem de Serhat’ın izleyicilerinden biridir”.
Bu kadarla kalmadı ama... Berber dükkânındaki tıraş, Makarios’un hataları ile ortaya çıkan bu “sahte” devletin, herkese maaş dağıtarak insanlarımızı tembel ve terbiyesiz hale getirdiği söyleviyle devam etti.
Yazının başlığı işte bundan çıktı: “Sahte refah devleti”.
“Sahte” olan devlet mi; yoksa yaşadığımız refah mı; bilmiyorum! Ama ortada hem bir refah, hem de bir sahtekârlık olduğu açıktır.

Ulufe dağıtılıyor
    Bu sahtekârlıkların başında dağıtılan ulufeler geliyor. KKTC’de ciddi bir ekonomik kriz yaşanırken, kimileri bir elleri yağda, bir elleri balda yaşamaya devam etmenin hakları olduğunu ileri sürebiliyorlar. Üstelik bu hakkı, çoğu zaman kendilerinin de “sahte” olduğunu ileri sürdükleri KKTC devletinden talep ediyorlar.
    Son olay, Kıbrıs Türk Elektrik Kurumu’nda yaşandı. İnsanlarımız elektrik faturalarını ödemekten aciz duruma düşmüşken ve ilgili bakan yakın bir gelecekte elektrik fiyatlarına yeni bir zam yapılacağını duyururken imzalanan yeni toplu sözleşme ile kurum çalışanlarına yeni menfaatler dağıtıldı. Bu menfaatler, bundan yararlananların başını arşa eriştirmeyecek tabii... Bugünkü düzen içinde ne kadar geliriniz olursa olsun ailenizi doğru-dürüst geçindiremeyeceğinizin elbette farkındayım. Ama elektriği bu kadar pahalıya satan ve satış fiyatını daha da artırmayı düşünebilen bir kurumun çalışanları, en azından ülkedeki ortalama ücretler seviyesinde ücret almalıdırlar diye düşünüyorum. Toplumsal adalet herhalde bunu gerektirir; herkes elektrik faturaları altında ezilirken, onlardan çok daha yüksek gelirlere sahip olmayı değil!
    Bu arada Çalışma Bakanı’nın yabancı işçilerden gasp edilen 200 milyon TL tutarındaki bir parayı iki bin kadar KKTC yurttaşı işçiye dağıtmayı planladığı haberleri de ortalıkta dolaşıyor. 
Hemen hatırlatmak istiyorum: Bu para, yerel işgücü istihdamını teşvik etmek amacıyla, yabancı statüsünde çalışan kişilerin İhtiyat Sandığı primlerine el konularak biriktirilmiştir. Aslında hırsızlıkla elde edilmiş bir kaynaktır. Gerçekte bu kaynağın sahiplerine iade edilmesi gerekmektedir.
Bu ikinci örneği dikkate aldığımız zaman, KKTC’nin “sahte” olup olmadığı bir yana, gerçekte tam anlamı ile zorba bir devlet olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır. Kimileri de bu zorbalıktan “sahte bir refah” üretmeye çalışmakta ve bunu da “işçi yandaşlığı” olarak satmaya kalkışmaktadırlar.
    Devlet olanaklarını ulufe gibi dağıtmak, KKTC’nin eski bir geleneğidir. Bugünkü belli başlı sorunlar da bu geleneğin ortaya çıkardığı sorunlardır. KKTC bütçesinin %85’i maaş nitelikli harcamalardan oluşuyorsa ve herkes bir kamu görevine girmek için can atıyorsa bunun nedeni, geçmiş yıllardan beri “olmayan işler” için eleman istihdam ederek devlet kadrolarının şişirilmesidir. Bugün çalışandan çok emekli varsa bunun nedeni, yeni istihdamlara yer açmak için insanları genç yaşta emekli etmektir. 

“Kahbe” Makarios
    Makarios, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin varlığına son vererek bölgemizi büyük bir sorunun girdabına yuvarlamıştır. Bugün denizlerde savaş tehlikesinden söz ediyorsak bunun nedeni Makarios gibilerin ENOSİS hayalidir. Bu tutkulu hayal, Kıbrıs adasında yaşayan herkese çok pahalıya mal oldu.
Diğer dertler bir yana, bizim başımıza bir de “sahte refah” derdi sardı ama... Kıbrıs sorununun varlığı ve ikide-birde “kritik bir aşamadan geçmesi”, gerçek refah üretmeyi ertelettirirken gelir adaletsizliklerinin, eşitsizliklerin ve işte bu “sahte refahın” üremesine neden oldu.
    Bu “sahte refahtan” kurtulmadan gerçek anlamda refah üretmek mümkün olmayacaktır. Bazılarımız bunun için Kıbrıs sorununun çözümlenmesini beklemeyi öneriyor. Kıbrıs sorununun çözümlenmesi ufukta gözükmese bile biz bu sahte refahtan kurtulmak ve gerçek anlamda zenginlik üretmek zorundayız. Bizim şu andaki gündemimiz, istesek de istemesek de bu olmak zorundadır.  

YORUM EKLE