Siber’i yeniden okuyorum: İleri değil, geri gidiyoruz!

   Bu akşam, Hasan Rifat Siber’in yeniden basılan kitaplarının sunumu var. Hasan Rifat Siber, meslek hayatına öğretmen olarak başlamış ama 1950 ve 1960’lı yılların başında sıkça rastlanan bir şekilde daha sonra yüksek öğrenim görerek ziraat mühendisi olmuş. Yazdıkları tarım ile ilgili. Ama bende imzalı bir kopyası olan Köycülüğümüzün Dünü-Bugünü isimli kitabı, tam 28 sene sonra bir kez daha okuduğumda, yazılara kaynaklık eden dünya görüşü de dikkatimi çekti doğrusu.
Gazetecilik hayatımın ilk yıllarında kendisini ziyaret ederek veya yolda bisiklet üstünde karşılaştığımızda birlikte yürüyerek görüşlerini almaya özen gösterirdim. Zaten görüşleri, köşe yazısı olarak yayınlanırdı ama bu yazılardaki fikirleri ve önerileri biraz daha derinlemesine öğrenmek bana büyük bir keyif verir, tarım sorunlarını daha bir özgüvenle ele almamı sağlardı.

Bugüne yansıyanlar 
    Bugün tartışmakta olduğumuz pek çok sorun, henüz daha kimse tarafından fark edilmeden Siber tarafından gözlemlenmiş ve bu sorunlara çare bulunmaması halinde tarımsal üretimin geleceğinin parlak olmayacağının altı ısrarla çizilmişti. Bunlar arasında, bugün yaygın bir şekilde tartıştığımız patates ve narenciye gibi geleneksek ürünlerin üretiminde yaşanacak gerileme de vardı. 
Hemen heyecana kapılmayın! 
Siber, bu ürünlerin üretiminde gerileme yaşanacağını belirtirken, devlete yeni görevler yüklemek ve bu ürünlerin sübvansiyonlarla desteklenmesini istemek yerine, üreticilerin dikkat etmesi gereken hususların altını çiziyordu. Örneğin su sorununa; tarım ürünlerinde de moda tüketimler olduğuna ve üreticilerin bu modayı izlemesi gerektiğine dikkat çekiyordu. 
Bugünlerde ağzımıza pelesenk olan “planlı üretim” konusunda yazdıkları da hayret vericidir. Siber, devletin zor kullanarak planlama yapmasından değil, üreticilerin planlı çalışmasından ve kaynak israfının önlenmesinden söz ediyordu. Çiftçilerin bir traktör sahibi olup olmamayı bile hesaplayıp planlamaları gerektiğini anlatmaya çalışıyordu.

Yaşama bakış 
Hasan Rifat Siber’in dünya görüşünü de yansıtan makalelerinden birinin başlığının “İyi veya kötü her sonuç, sebep veya sebeplere dayanmaktadır. Sebepleri öğrenelim, tedbir alalım” başlığını taşıdığını gördüğüm zaman zihinsel olarak ne kadar geriye gittiğimizi daha iyi anlamış oldum.
Bu yazının başlık altındaki spotlarını da özellikle paylaşmak istiyorum: “Doğa, çok ve akıllıca çalışanları ödüllendirir. Görevini yeterince yapmayan, ihmalkar ve kusurlu kişileri ve de toplumları mutlaka cezalandırır. Doğanın ödüllendirdiği toplumlar arasında yer almaya gayret edelim; çok ve akıllıca çalışalım.” 
Bugün, hangi sorunu sebep-sonuç ilişkisi şeklinde tartışıyoruz?
Hiçbirini...
Bütün sorunların çözümünü devletten beklerken “çok ve akıllıca çalışmak” gündemin son maddesini bile oluşturmamaktadır. Bir iş kötü gittiği zaman, devlet onu mutlaka desteklemeli; devlet, başarısız olanları mutlaka kurtarmalı ve aynı düzeni devam ettirmelerine olanak sağlamalıdır! Bugünlerde temel yaklaşım işte budur.

Kıbrıs sorunu
    Hasan Rifat Siber, Ağustos1989’da şöyle yazmış:
    “Kıbrıs sorunu, Binbir Gece Masalları örneği uzayıp gidiyor. Biteceğe benzeyen tarafı yok!
    Siyasi eşitlik arayışlarımız sürdürülüyor. Böyle bir eşitliğe ancak ekonomik güç yaratmak ya da sağlamakla ulaşabileceğimiz de sık sık vurgulanıyor.”
    Siber, bu paragrafın sonunda “Buna karşın” demiş ve özellikle tarım alanında yapılması gerektiği halde yapılmayanları iki sayfa boyunca sıralamış. 
    Maddeler halinde sıralanan olumsuzluklar bugün aynen devam ediyor etmesine de; Kıbrıs sorunu ile ilgili yazdıklarına ne demeli?
    1989 nerede; 2018 nerede?
    Biz hala “siyasi eşitlik” tartışmıyor muyuz? Biz hala, yıllardan beri devam eden kısır döngüyü kırabilmek için daha iyi bir yönetim, daha etkili bir toplumsal düzen gerektiğini söylemiyor muyuz?
    Haksız sayılmam sanırım: Biz ileri değil, geriye gitmişiz! 

YORUM EKLE