Şimdi de “bağımsızlık krizi” yaşamaya başladık!

   Türkiye Cumhuriyeti çeşitli sorunlarla karşı karşıyadır... Son günlerde bunlardan en önemlisi olarak yeniden Suriye konusu ön plana çıkmış gibi görünüyor. Bizim en fazla konuştuğumuz ise döviz kurları sorunudur.
    KKTC’de esas olarak Türk Lirası ile iş görüyoruz ama çoğu hesaplamamız dövize bağlıdır. Oysa para sadece aracıdır; değiş-tokuş ettiğiniz şeyler, sizin ürettikleriniz ile başkalarının ürettikleridir. Değerli şeyler üretirseniz, döviz kurları ne olursa olsun, değiş-tokuş sırasında zorluk yaşamazsınız. Türk Lirası kullandığınız için devalüasyonlardan göreceğiniz zarar ise, elinizdeki Türk Lirası stoku ile sınırlı kalırdı.
    
Türkiye ile ilişkiler
Elimizdeki toplam Türk Lirası miktarındaki değer kaybını, Türkiye ile istişare etmek, bu değer kaybının karşılanmasını istemek bana makul bir istek olarak görünüyor. KKTC Hükümeti de bu anlayıştadır herhalde. Türkiye’den randevular talep edilmiş; bu konu en üst düzeyde Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan ile KKTC Başbakanı Erhürman tarafından ele alınmıştır. Bu toplantıdan sonra Erhürman tarafından yapılan açıklama, “çalışmaya devam edileceği” şeklindedir.
Bu arada, iki aydan beri Türkiye’den programlanmış işler için bile para transferi yapılmadığı haberleri ortalıkta dolaşmaktadır. O kadar ki, son iki ay içinde KKTC Maliye Bakanlığı, savunma harcamaları dediğimiz GKK ihtiyaçlarını da kendi olanakları ile karşılamıştır.
Türkiye ile KKTC arasındaki ilişkilerdeki bu verimsizlik nereden kaynaklanıyor?
Birinci seçenek, Türkiye’deki yeni sistemin yerine oturmamış ve bu arada Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu acil sorunlardan dolayı bu işe zaman ayrılmamış olmasıdır. İkinci olarak, bugünkü KKTC Hükümeti ile Türkiye arasında görüş ayrılıkları olduğu ve Türkiye’deki iktidarın bugünkü hükümeti desteklemek istememesi üzerinde durulabilir.
Duyumlarım, ikinciden daha çok birinci seçeneğin doğruluğunu gösteriyor. Türkiye gerçekten ciddi sorunlarla karşı karşıyadır. Örneğin Suriye konusunda yaşananlar ve bu konudaki muhtemel gelişmeler, döviz krizinden bile önemli hale gelmiştir. Başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere üst düzey yetkililerin zamanlarının çoğunu buna harcadığı izlenimi vardır.

Türkiyesiz olmak!
    Öyle veya böyle... Şu nedenle veya bu sebeple... KKTC şimdi kendi olanakları ve olanaksızlıkları ile baş başadır.
    Bu “kendi başımıza kalma” halinde son günlerde çeşitli işler yapmaktayız. Bunlardan biri hayvancıların eylemlerini yönetmek ve “uzlaşmak” olmuştur! Bu uzlaşı sonunda KKTC bütçesine 50 milyon TL kadar ek bir külfet getirildiğini sanıyorum. Üstelik, KKTC Bütçesi’nde böyle bir ödenek bulunmamaktadır. Büyük bir ihtimalle bu miktarın Toprak Ürünleri Kurumu ve Süt Endüstrisi Kurumu’na aktarılmak üzere 2019 yılı bütçesine konulması düşünülmektedir.
    Bütçede olmayan miktarları harcamak, yani bugünden 2019 yılı bütçesine el atmak, hiçbir demokratik ülkede kabul edilebilir bir şey değildir. Bu ülkenin demokratları da, daha 1974 öncesinde, “Bütçe meclise” sloganını benimseyerek ve kullanarak bu konudaki tutumlarını belli etmişlerdir. Bütçe kanununun vermediği yetkileri kullanmak padişahlık ile yönetilmekten bile daha aşağı bir yönetim tarzını anlatmaktadır. 
Kendi başımıza kalınca yaptığımız en önemli iş işte budur!
    Bu “kendi başına kalma” hali döneminde okullarımız da öğretim yılına başlamış olacaktır. Okulların ve bütün olarak sistemin öğretim yılına başlamaya hazır olmadığı, bunun da Türkiye ile ilişkisizlikten kaynaklandığı belirtiliyor.
    Bu “kendi başına kalma” hali içinde çarşıda domates kalmamıştır. Bu satırların yazılmasından hemen önce, bu ülkenin en büyük marketler zincirinin Karaoğlanoğlu mağazasında domates olmadığını bizzat keşfettim!

Bağımsızlık krizi!
    Son olarak; bu “kendi başına kalma” hali içinde 2019-2021 yıllarını kapsaması gereken Türkiye-KKTC Ekonomik ve Mali İşbirliği Anlaşması için çalışmaların henüz başlamadığını da belirtmeliyim. 
Sizin anlayacağınız gerçek anlamda bir “kendi başına kalma” hali yaşıyoruz ve tam anlamı ile bağımsız olduk. Etkili bir tedavi süreci için doğru teşhis gerektiğine göre, içinden geçmekte olduğumuz krizin adını da yeniden belirlemekte de yarar vardır: Ne “ithal kriz”; ne “döviz krizi”; ne de “bağımlılık krizi” bugün yaşadıklarımızı yeterince anlatmıyor. Biz, tam anlamı ile bir “bağımsızlık krizi” yaşıyoruz gibime geliyor. 

YORUM EKLE
YORUMLAR
altan fehim
altan fehim - 5 gün Önce

eldeki tl stoku nedir hasan bey?