Statükoyu kim yıkacak?

      Başbakan Erhürman, dün Ticaret Odası’nda Türkiye-Kıbrıs Ticaret Odası Forumu’nun kuruluş mutabakatının imza töreninde yaptığı konuşmada yine statükodan söz etti. 
Bu sözü artık eskisi kadar yaygın olarak kullanmasak bile bize çok şey anlatıyor: Kıbrıs sorunu ile ilgili durumu anlatıyor; yıllar geçiyor ama sorun çözümlenemiyor. Eğitim sistemindeki durumu anlatıyor; yıllar geçtikçe durum daha da kötüleştiği halde eğitim sistemini çağdaşlaştırmak için kılımızı bile kıpırdatmıyoruz. Sağlık sorunlarını anlatıyor; insanlar giderek daha büyük paralar harcayarak özel sektörden hizmet alarak sağlıklarını korumak için uğraşıyor ama biz ne yasaları değiştirebiliyoruz, ne de mevcutları uygulayabiliyor. Kamu yönetimindeki durumu anlatıyor; kamudan alınan hizmetlerin kalitesi düşüyor ama 15 yılı aşkın bir süredir üzerinde çalışılan e-devletten haber bile yok!
Zaten, “statüko” dediğimiz şey hayatın her alanına egemen olmuş yapıların toplamıdır. Sürüp gitmekte olan durumdur.

Memnun değiliz
    Dün, Kıbrıs Türk Ticaret Odası’nda yapılan konuşmalarda bir kez daha vurgulandı. Bu statüko sürdürülebilir değildir. Ve herkes bugünkü durumdan rahatsızlık duymaktadır.
    Kamu çalışanları, kamusal hizmetlerin veriliş şeklinden, maaşlarından, çalışma ortamlarından memnun değillerdir sanırım. Yurttaşlar, kamudan hizmet alamadıklarını düşünmektedirler. Buna karşılık ciddi bir kamu reformu yapamıyoruz. Çünkü bu düzeni değiştirmek demek, bugünkü rahatlığımızı terk etmek demektir. Daha az insan ile daha verimli ve daha uzun çalışarak, hem kamu görevlilerine daha iyi olanaklar sunmak; hem de yurttaşlara daha etkili bir şekilde hizmet etmek elbette mümkündür. Böyle bir sonuca ulaşabilmek için bugün var olan yapıları değiştirmek, belki de görevlileri yeniden eğitmek, gerekirse görev yerlerini değiştirmek gerekmektedir. Buna razı değiliz! Bizim hiçbir alışkanlığımız zarar görmeden bir değişim yapsın diye bekliyoruz.
    Birikim Özgür, geçtiğimiz günlerde eğitim sistemi ile ilgili bir yazısında, okullara özerklik verilmesini gündeme getirdi. Okullara özerklik verilmesi, idareye ve öğretmene sorumluluk yüklenmesi demektir. İşini iyi yapamayan öğretmenin işsiz kalması demektir. Buna razı olacak bir tek öğretmen bile bulmak sanırım mümkün değildir. Oysa eğitim sisteminden en fazla şikayet eden de bizzat öğretmenlerin kendileridir.
    Örnekleri çoğaltabiliriz. Ama “değişim” derken, “bize dokunmayan bir değişim” veya “konforumuzdan ödün vermeyeceğimiz bir değişim” demek istediğimiz çok açık...

Tahayyül ve güç
    TEPAV Direktörü Prof. Güven Sak, dün Ticaret Odası’nda yaptığı sunumda, KKTC’deki sorunların bilindiğini ama bu değişimi bir türlü yapamadığımızı vurguladı. Güven Sak, bunun nedenini ortada bir “gelecek tahayyülü” olmaması olarak belirledi. 
    Evet, bize bir “gelecek tahayyülü” gerekiyor!
    Eğitimden sağlığa; ulaşımdan su tedarik sistemine kadar uzanan bir tahayyül... Siyasi sistemden kamu yönetimine kadar güzel bir hayal...
    Böyle hayalleri olanlarımız elbette var; yok değil. Ama bu hayale öncelikle siyasi liderlerin sahip olması; bu hayallerini bütünlüklü olarak bizlerle paylaşmaları; bu hayale nasıl ulaşılabileceği konusunda yollar önermeleri ve bütün bu önerileri için halkın onayını alarak iş başına gelmenin yolunu bulmaları gerekir. 
    Güzel bir tahayyülü uygulama kapasitesine ancak böyle bir siyasi proje ile ulaşabilirsiniz. Çünkü güzel bir hayale sahip olmak yetmez; bunu uygulayabilecek bir güce da sahip olabilmeniz gerekir ki bunun yolu da, halkın oyu ile kamu erkinin başına geçebilmektir. Belki bu güçle, değişime karşı dirençler kırılabilir.
İşte bu siyasi bir projedir.
Sanırım bizin gerçek ihtiyacımız da budur.
Bugünkü statükoyu yerle bir edebilmek için şikayetçi olmak yetmez; bu statükoyu alt edebilecek bir siyasi projeye sahip olmak ve sonuçta da bunu uygulayabilmek de gerekir.

YORUM EKLE