Tabii ki biz “üst tabaka işçi sınıfı” olmalıyız!

    Proje yapanlara daha iyi bir gözle bakılacağına dair inanç, 1990’lı yıllarda oldukça yaygınlaşmıştı. KKTC’de artık bir değişime ihtiyaç olduğu gözle görülür hale gelmiş; böyle bir değişim için proje ihtiyacı açık-seçik ortaya çıkmıştı. 
    Bu nedenle olsa gerektir, 90’lı yıllardan beri her seçimde proje konuşmaktayız. Bu projeler gerçeği yansıtmadığı zaman ise, “hayal etmeden değişimi yakalamak mümkün değil” diye felsefe zannettiğimiz cümlelerle işi geçiştirmekte oldukça maharet kazandık.
    Şimdi artık KKTC bir projeler mezarlığıdır.
    “Kursa katıl işin hazır”, projesinin sonuçları ne oldu?
    Aile içi şiddete karşı bir “panik butonu” icat edilmişti. Basan oldu mu? Olduysa çalıştı mı?
    Çalışma Dairesi yerine koyduğumuz ve Lefkoşa Suriçi’ne taşıdığımız birim kaç kişiye iş bulabildi?
    Daha onlarca proje bu mezarlıkta uzun uzun yatmaktadır. Kimse de ne olduğunu, neden öldüklerini bilmemekte; bu konuda hesap vermeye kalkışan da olmamaktadır.

Yeni proje: Ayrıcalıklı işçiler
    Şimdi yeni bir proje var. Özel sektör çalışanlarına maaş desteği projesi...
    Bunun için elbette para lazım...
    Bu para, 2008 yılında çalışma izni ile çalışan işçilerin el konulan İhtiyat Sandığı yatırımlarının toplandığı fonda bulundu. Malum, ülkemizde 55 bin kadar kayıtlı yabancı işçi var. Bunların ücretlerinden kesilen İhtiyat Sandığı paylarına el konulması ve bu paranın yerel iş gücü istihdamında kullanılması için 2008 yılında çıkarılan bir tüzük var. 
Aradan 10 yıl geçti ama bu kaynak kullanılarak “yerel iş gücü istihdamı” sağlanamadı... Şimdi bu fonda 200 milyon TL birikti ve birilerinin harcamasını bekliyor. 
Bu parayı dağıtmak için elbette yeni bir proje icat etmek gerekiyor. Nihayet o da bulundu: KKTC yurttaşı özel sektör çalışanlarına maaş desteği dağıtılacak.
Herkesi bir heyecandır sardı: Para var, bölüşülecek!

Yabancı işçiler
    Geçen hafta boyunca evin önünde yolda hendek kazıldı. Yakındaki bir inşaata elektrik taşınacak. Üç tane Pakistan kökenli olduğunu düşündüğüm işçi yağmur altında çalıştı durdu. Sonunda “Bu insanlara birer çift çizme ve yağmurluk verin bari” diye biz isyan ettik.
    200 milyon TL, işte bu gibi insanlardan toplandı.
    Sadece bu kadarla kalmıyor ama... Çalışma Bakanı Çeler’in açıklamalarına göre KKTC’de 55 bin yabancı işçi var. 
Bu 55 bin yabancı işçiden kesilen sigorta primleri sonuçta ne olacak acaba? Elbette onlar da gasp edilecek! Özellikle de Pakistan, Türkmenistan ve Vietnam gibi ülkelerden gelen işçilerin primleri, benim gibi sigorta emeklilerinin maaşlarının ödenmesinde kullanıldıktan sonra bu insanlara hiçbir şey verilmeyecek.

İşçi aristokrasisi
    İşte biz buyuz ama 200 milyon TL’yi gasp edebilmek için “işçi edebiyatı” yapmaktan da geri durmayız.
Gazetelerde yazılanlara ve sosyal medya paylaşımlarına baktıkça ağzım hayretten açık kalıyor. En fazla da, “Daha rahat yaşamak işçilerin de hakkıdır” söylemine takıldım: Biz rahat yaşayalım da gerisi bizi ilgilendirmez!
Bu yeni bir şey değil aslında. 1800’lü yıllarda İngiltere’de gelişen kapitalizm koşullarında İngiliz işçilerin başka ülkelerin çalışanlarını sömürerek rahat yaşatılması, “işçi aristokrasisi” denen bir sınıf yaratmıştı. İngiliz tarihçi Hobsbawm buna “üst tabaka işçi sınıfı” yaratmak diyor. İşçi sınıfı hareketinin önderlerinden sayılan Lenin ise bu çabayı, “İngiliz sendikalarının dar görüşlü, aristokratik, duyarsız ve bencil” olmasına bağlamıştı.
Ayna diye kullanabilmek için zaman zaman kitaplara veya makalelere bakmakta yarar vardır! 

YORUM EKLE