Tam bir fiyasko; devam mı ettirelim?

   Kutlay Erk, köşesinde hatırlattı. 1990 yıllarının başında Cumhuriyetçi Türk Partisi içinde hazırlanan Ekonomik Program Taslağı’nın parti içindeki tartışması, ne için siyaset yaptığımız sorusuna esaslı bir yanıt arama niteliğindeydi. Kıbrıs sorununun devam ettiği sürece, bu soruna çözüm aramak hem bir zorunluluktur; hem de siyasi bir görevdir. Buna karşın, 90’lı yılların başında bile, ekonomik ve sosyal açıdan daha iyi işleyen bir düzen kurmak için Kıbrıs sorununun çözümlenmesini beklememek gerektiği, Kıbrıs Türk aydınlarının ve onların en önemli örgütlerinden biri olan Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin gündemine etkin bir şekilde girmişti. Erk anlattı; bu tartışmalar Yeşil Kitap diye bilinen Her Şey Daha Güzel Olacak başlıklı seçim beyannamesinin ortaya çıkması ile sonuçlandı ve CTP bunu takip eden 1993 seçimlerinde o güne kadarki en yüksek oy oranına ulaşarak % 24.5 kadar oy aldı.
    Aslında CTP’de, ekonomi kadar yeni bir demokrasi veya siyaset anlayışı da tartışmaya açılmıştı ve onun belgesi de Demokratikleşme Program Taslağı olarak ortaya çıkmıştı. Bu iki taslak, içerdikleri yanlışlar ve doğrular bir yana, hiçbir şeyi Kıbrıs sorununun çözümüne kadar ertelemek istememenin belgeleri olarak tarihteki yerlerini almışlardır.

Ne yaptık; ne yapmadık?
    93’ten bu yana tam 25 yıl geçti... Genç kuşaklar o günleri hatırlamazlar bile...
    O günden bu güne ne değişti? Her şey daha güzel mi; yoksa daha kötü mü oldu? Ekonomi anlayışımız mı; yoksa siyaset yapma tarzımız mı değişti?
    Bu soruya son günlerde yaşadıklarımızın ışığında yanıt bulmaya çalışırsak, hiçbir şeyin daha güzel olmadığını teslim etmemiz gerekir diye düşünüyorum. 
    2018 yılı bütçesi görüşülürken, 2016 yılı sonu itibariyle borcumuzun 18 milyar 800 milyon TL olduğu açıklanmıştı. “Ne borcu?” diye sorduğunuzu duyar gibiyim... KKTC devletinin borcu! KKTC Türkiye’den yardım alırken bir miktar da borç alıyor; yetmiyor KKTC bankalarından da borçlanıyor. Bu borcun 2016 yılı sonundaki miktarı, 2016 yılında elde edilmesi beklenen 3 milyar TL’lik yerel gelirin 6 katından fazlaydı. KKTC bizim için hiçbir şey yapmasa, maaş ödemese, hibe vermese, mal veya hizmet almasa bile borcunu, 7-8 yılda ödeyemez. Kim bilir, 2018 yılı sonunda bu borç durumu ne olacak?
    Halkın veya reel sektörün ekonomik durumunun KKTC devletinden daha parlak olmadığını ayrıca izah etmeye gerek var mı bilmiyorum?    
    Peki ya demokrasimizin durumu nedir? KKTC kendi sorunlarını akıl yolu ile tartışan, yeni bilgilerle desteklenen çözüm formülleri bulan ve uygulayan bir sistem yaratabildi mi? Yoksa biz demokrasiyi yollarda bağırıp çağırma, yıkma-kırma özgürlüğü olarak algılamaya devam mı ediyoruz?
    Demokrasi dediğimiz şey, en basit tanımı ile bir topluluğun kendi kendini yönetme mekanizması demektir. Demokrasi, herkese istediğini vermek demek değildir! Zaten KKTC bir “demokrasi” olsaydı, yukarıda anlattığımız borcu nasıl ödeyeceğimizi konuşmaktan başka bir gündemimiz olmaması gerekirdi.

Para gelmesin mi?
    Şimdi, Türk Lirası’nın değer kaybından kaynaklanan bir kriz yaşıyoruz. Hepimiz bu krize karşı neler yapılması gerektiği hakkında fikirlerimizi söylüyor, yazarak veya bağırıp-çağırarak ifade etmeye çalışıyoruz.
Hükümet ne yapar bilmiyorum... Onların işi yazıp-çizmeye veya bağırıp-çağırmaya bezemiyor. Onlar hem bugünü, hem de geleceği kurtarmak gibi bir sorumluluk altındadırlar. Ama bildiğim şudur: Bugüne kadar “günü kurtarmak” için yapılanlar, toplumsal olarak ortaya tam bir fiyasko çıkardı. Atalarımız, “Cehennemin yolu iyi niyet taşları ile döşelidir” demişler... Biz bu iyi niyet taşlarına basarak bugüne, cehenneme kadar geldik.
Bugünkü aşamada Türkiye yardımlarından vazgeçilemez, biliyorum. Ama her ne vesile ile gelirse gelsin, bu yardımların KKTC halkının yarınlarını kurtaracak şekilde değerlendirilmesi esas olmalıdır. Bugünü kurtarmak, bugünün hükümetinin istediği bir şey olsa bile, bu halkın aydınları, düşünen insanları, son 25 yılı yaşamış olan siyasetçiler, buna karşı çıkmalıdır. 
Bugünkü kaynaklar sadece bugünü kurtarmak için değerlendirilirse bir 25 yıl daha boşuna geçip gidecektir. “Bugünkü yangını söndürelim sonrasına bakarız” demagojisi, bizi bugünkü cehenneme getiren iyi niyet taşlarından biriydi. 
Bundan sonrası için niyet yetmez; bilinçli de olmak zorundayız.
 

YORUM EKLE