Terörün Orta Doğu’daki kaynakları

     İçinde bulunduğunuz yaşamakta olduğumuz Orta Doğu, giderek yaşanmaz hale geliyor. Doğdukları toprakları kırık bir kayıtla terk etmeyi daha güvenli bulan insanların cesetleri, Akdeniz’i adeta bir kan gölüne döndürdü. Bu cesetlerden Kıbrıs’ta nasibini alıyor.

    Yaşanan vahşetin en acımasızı, belki de önceki gün Gazze şeridinde yaşandı. İsrail’in uyguladığı baskı politikasını ve Amerika’nın İsrail’e verdiği desteği protesto etmek isteyen göstericilerin üzerine ateş açıldı. 60 kadarının öldüğü, binlercesinin ciddi şekilde yaralandığı rapor edildi.
    İsrail devletinin uyguladığı baskı o kadar vahşiceydi ki, İsrail’de yayınlanan Haaretz gazetesi bile, “Kan banyosunu durdurun” başlıklı başyazısında, “İsrail'in kendisi sınırını savunma hakkı kimse tarafından tartışılmaz ancak bu sınırı geçmeye çalışan herkese canının istediğini yapabileceği anlamına gelmez” ifadesini kullandı. Haaretz, “Bir buçuk aydır silahsız insanlar tarafından yapılan gösteriler onlarca ölüm ve binlerce yaralıyla sonuçlandı. Gazze'deki bu gösteri haftalarında Hamas ve diğer direniş hareketleri İsrail'e roket fırlatmaktan kaçındı. Hiçbir İsrail askeri ya da yerleşimcisi yaralanmadı. Diğer taraftan İsrail, silahsız kişilere karşı keskin nişancı ateşi ve ateşle karşılık vererek onları öldürdü veya sakatladı” diyor.
    Haaretz, yaşananlar konusunda bunları yazdıktan sonra daha başka hikayeye gerek var mı? 

Terörün kaynağı
    İsrailli tarihçi Yuval Noah Harari, günümüzün en önemli sorunlarından birinin terör olduğuna dikkat çekerken, terörün işleyiş mekanizmasını anlatmak için onu zücaciye dükkânını dağıtması beklenen filin kulağına yerleşen sineğe benzetir. Sinek, hangi ürünün üstüne konarsa konsun, camdan yapılmış ürünlere ve porselenlere zarar veremez. Buna karşın dükkanına giren bir filin kulağına yerleşir ve onu rahatsız ederse; sinekten kurtulmak için çırpınıp duracak olan fil, bütün dükkanı darmadağın eder. Bu örnekteki sinek terör ise, fil de Amerika Birleşik Devletleri ve onun desteğindeki İsrail olmalıdır. 
Kendini terörden korumak için saldırması gerektiğini varsayan İsrail, yıkımın başlıca kaynağı haline gelmiştir. Kendilerine yaşama hakkı verilmeyen; onurları her gün için kırılan, ait oldukları topluluk için statü sahibi olabilmek için ölümü göze alarak gösterilere katılmak veya gizli saldırılar düzenlemek gerektiği inancına sahip olan genç insan toplulukları ise, terör örgütleri için birer hazinedir. Bu hazineden veya bataklıktan her gün yüzlerde terörist sinek üremektedir.

Propaganda yalanları
    Bundan sonra sırada İran olmalıdır. Irak’ı kimyasal silah depoladığı ve kullandığı gerekçesi ile işgal eden ve bu toprakları El-Kaide veya İŞİD gibi örgütler için “verimli birer bataklık” haline getiren Amerika, şimdi de gözünü İran’a dikmiş görünüyor. İran ile imzalanan nükleer anlaşmadan çekildi. İsrail Başbakanı, İran’ın nükleer programı hakkında istihbarat bilgilerine dayandırdığı ama gerçekte dayanaksız olabilecek açıklamalar yaptı. Bir saldırı yoldadır sanırım.
En eski kültürlerden birine sahip olan, kendine özgü İslami sistemi yaşatmaya çalışması nedeniyle çoğumuzun ruhen ve fikren uzak olduğu İran’a yönelecek bir saldırı, elbette uzun sürecek bir çatışmaya dönüşmeye ve yeni terör hareketlerine kaynaklık etmeye adaydır. 
Böyle bir saldırı, Orta Doğu’da terörün kalıcı hale gelmesinin de güvencesi olacaktır!
Amerikalı uzmanların bütün bunları bilmemesi, bunları Beyaz Saray veya Pentagon ile paylaşmamış olması elbette düşünülemez. Amerika Birleşik Devletleri’nin bütün bu olayları bilerek ve isteyerek yarattığını kabul etmek zorundayız. Bölgemizdeki devletleri istikrasız hale getiren, ülkeleri işgal eden Amerika Birleşik Devletleri, terör ile mücadele ettiğini ileri sürse bile, bugünkü durumda başlıca “terör destekçisi” haline gelmiştir.
Ne yapmak gerektiğini bildiğimi ise söyleyemem... Amerika ve İsrail ile mücadele etmek veya başa çıkmak hiç de kolay değildir. Sadece ellerindeki silahlar değil, ayni zamanda büyük üretim gücü ve bilgi kaynakları, onları adeta yenilmez kılıyor. Ama bildiğimiz bir şey varsa o da şudur: Yükselen ve geleceği belirleyen güçler, daima insanlığa hizmet eden değerler üzerinde yükselmiştir. Amerikan sisteminin bugün sahip olduğu değerler, insanlığa hizmet etmemektedir. Bu durum, Amerikan çağının sonunun geldiğine işaret etmektedir. Dilerim bu son, topyekun bir savaşa ve çok daha büyük acılara neden olmaz. 

YORUM EKLE