Turizm gelirlerini artırmaya hazır mıyız?

   Bu yıl, olağan Ayvalık ziyaretimiz bayram günlerine denk geldi. Birkaç günden beri Ayvalık’tayız... 
    Türkiye alışageldiğimiz bayram günlerini yaşıyor. Sahil kasabaları tıklım tıklım... Güney’de Çeşme’nin bayram süresince bir milyon kişiyi ağırlayacağı; Muğla ilinde olağanüstü bir yoğunluk yaşandığı; Bodrum’da çay fiyatlarının ödenemez duruma geldiği haberleri var... Çeşme Otelciler Birliği Başkanı adeta yalvarıyor: “Çeşme'ye gelmek isteyenler, ne olur gelmeyin, eylül ayında gelin. Güzel bir tatil ayı. Fiyatları da yüzde 50 aşağıya çekiyoruz. Çok daha ekonomik bir tatili daha rahat ve keyifli koşullarda yapabilirler.”
Basının diline düşmemiş olsa bile Ayvalık da buna benziyor... Otel ve pansiyonlarda rezervasyon yapmadan sahillere akan insanların bir kısmı araçlarında uyumayı bile göze almış görünüyorlar.

Kuzey Kıbrıs’ta Turizm
    Türkiye’de bunlar yaşanırken, Kuzey Kıbrıs’ta da turizm sektöründen beklentilerimizi tartışıyoruz. Yakın geçmişte bakanlık tarafından düzenlenen çalıştayın konusu yeni bir turizm stratejisi belirlemekti... Başbakan Erhürman, krize karşı alınabilecek önlemleri düşünürken bile turizme öncelik veriyor.
    Turizm sektöründen arzulanan geliri elde edebilmek için en kolay erişilebilir Pazar olarak Türkiye’den daha fazla ve daha çeşitli turist çekmemiz şarttır. Bugünkü durumda Kuzey Kıbrıs’ın en önemli müşterisi Türkiye olsa bile, bu müşterinin daha fazla kasinolu otellerde konaklamayı tercih ettiğinden ve turizm gelirinin toplumun farklı kesimlerine dağılmadığından şikayetçiyiz. Türkiye pazarından daha fazla gelir elde etmek ve bu geliri daha yaygın olarak paylaşmak istiyorsak, Türkiye’de yurtiçinde tatil yapan insanların ihtiyaçlarına yanıt verecek şekilde organize olmamız gerekiyor. Türkiye’nin sahil kasabaları, bütün yaz boyunca bugünlerde yaşadığı türden bir yoğunluk yaşıyorsa Girne, Mağusa veya Lefke gibi sahil kasabalarımız neden benzer şeyleri yaşamasın? Yeni Erenköy veya Dip Karpaz sahilleri neden insanlarla dolup taşmasın? 
    Kuzey Kıbrıs’ın tarihi açıdan çok zengin olduğunu söyleyip duruyoruz. Türkiye’de bayram günlerinde eski eserleri ziyaret etmek isteyenler giriş kapılarında uzun kuyruklar oluşturdu. Efes harabelerini bir kez olsun görmemiş olmak neredeyse ayıp sayılıyor. Aynı insanlar Mağusa kale kentini neden merak etmiyor? Lefkoşa surları ve Suriçi, ziyaret edilmeyi hak etmiyor mu? Milliyetçilik söz konusu olunca mangala kül bırakmayanlar, Kıbrıslı Türklerin Varoluş Mücadelesinin izlerini takip etmeye gönüllü değiller mi? Alanya Kalesi, UNESCO tarihi miras listesinde kalıcı olarak yer almak için uğraş verirken Girne Kalesi’nin görkemli yapısını neden ön plana çıkaramıyoruz?
    Kuzey Kıbrıs’ta turizm gelirlerini artırmak istiyorsak, bu sorulara açık yanıtlar vermemiz ve bu yanıtlara uygun bir hareket planına sahip olmamız gerekiyor.

İstiyor muyuz?
    Ayvalık veya Çeşme’de, turizmden gelir elde etmek isteyen insanların hali de bir başka... 
Gazete haberlerine göre, Çeşme’deki simitçi tek başına günde 500 simit satmaktan duyduğu mutluluğu dile getiriyor. Bodrum’daki tesislerde çay fiyatı 18 TL’ye kadar yükseltilmiş olsa bile Ayvalık’ta fiyatlar değişmedi; kafelerde çalışanlar, müşterilerine çay ve tost yetiştirme gayretinde...
Haberleri izlerken bir yandan Kuzey Kıbrıs neden böyle değil diye düşünüyor; diğer yandan “biz böyle olmayı istiyor muyuz” diye soruyorum.
Türkiye’nin Ege ve Akdeniz sahillerindeki kasabalarda yaşayanlar geçimlerini buna bağlamış; bu nedenle turist akını olduğu zaman adeta bayram ediyorlar. Bayram’da tatil yapmak yerine çalışıyorlar. Kim bilir, belki de hayatları boyunca yaz tatili yapmamayı göze aldılar. Sorsak, “Ne yapalım, bizim ekmek paramız bundan çıkıyor. Biz de kışın dinleniyoruz” diyecekler.
Başbakan Erhürman, halkı turizm gelirlerine ortak etmek istiyor. Otellerde kullanılan yerel ürünlerin miktarını ve turizm sektöründe çalışanlarımızın sayısını artırmak için yollar arıyor. İster ürün tedarik edelim, isterse doğrudan çalışmak isteyelim, turizm sektöründen gelir elde etmek oldukça zahmetli görünüyor. Bugünlerde Ege ve Akdeniz sahillerinde yaşananlar bunu da yeterince kanıtlıyor. Eğer turizmden gelir elde etmeyi düşünüyor ve Türkiye pazarından pay alarak yaz turizmini Ege sahillerinde yaşanan şekliyle yaşamaya başlarsak, yaz boyunca çalışmak, üretmek ve hizmet etmek durumunda kalacağız.
Biz buna hazır mıyız?
Girne sokaklarında omuz omuza yürümeye; yaz boyunca dükkanlarımızı açık tutmaya; gün boyunca otellerde veya plajlarda çalışmaya gönüllü müyüz?
Bende soru işareti uyandıran sorunlardan biri de, tam da budur! 

YORUM EKLE