Türkiye ile ekonomik işbirliği kaçınılmaz ama...

  Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri Genel Müdürü Fahrettin Poyraz, KKTC ile tarımsal alanda iş birliği yaptıklarını belirterek, “Orada iklim ve toprak yapısıyla senede iki ürün alınması mümkün. Türkiye olarak yurt dışından ithal etmek zorunda kaldığımız birtakım ürünleri sözleşmeli üretim modeliyle burada ürettirebiliriz” dedi.
    Bazılarımız bunun için bile kuşku belirtmeye başladı: “Suyu getirdiler, şimdi toprağımıza da el koyarak istedikleri ürünleri yetiştirecekler!”
    Doğru vallahi! Dünyanın her yerinde tarım alanlarına büyük bir ilgi var... Bu topraklar da sonsuza kadar bize kalacak; sadece bizim hizmetimizde olacak veya bizim kullanmamızı bekleyecek değillerdir. 
    Burada hüner, olanaklarımızı başkalarının olanakları ile birleştirerek daha iyi bir gelecek sağlayabilmektir.

YÖK Denetimi
    Geçen hafta Türkiye’den gelen YÖK denetçileri üniversitelerimizi denetledi. Heyet gelmeden kokusu çıkmıştı zaten. YÖK heyetinin özellikle öğrenci işlerine yoğunlaştığı, devam zorunluluklarını kontrol ettiği ve hatta kuşkulu öğrencilerin adaya giriş-çıkışlarını da saptayarak denetimini sürdüreceği söyleniyor. Bu denetimlerden sonra bazı bölümlerin kapatılması veya YÖK akreditasyonlarının iptal edilmesi de gündeme gelebilecekmiş...
    Nasıl gelmesin? Adada 70 bin kadar Türkiye yurttaşı öğrenci var. Biz bunların ellerine birer diploma verip ülkelerine göndermeye çalışıyoruz. Ehliyetsiz mezunlar elbette Türkiye’de önemli bir sorun olabiliyor. 
    Bu denetimden kaçmanın yolu, Türkiye’den öğrenci almamaktır. Bu ise üniversitelerin sonu demektir.

Elektrik üretimi
    Güncel tartışma konularımızdan biri de elektrik üretimidir. KKTC’de dünyanın en pahalı elektriğini kullandığımız iddiaları ne kadar doğrudur bilmiyorum. Bütün ülkelerdeki elektrik fiyatını bilmediğim için bir karşılaştırma yapma kapasitesine sahip değilim.
    Bir araştırma yaptım ama...
    Türkiye’de yaşayan bir Facebook arkadaşım, ısınmalarını da elektrik ile yaptıkları halde ayda 345 TL elektrik faturası ödediklerini yazdı. Aleni olarak! Isınma için mazot veya gaz kullananların elektrik faturası ise 100 TL’nin altında...
    Bu elektrik faturaları aşağıya çekilmedikçe, Türkiye pazarı ile rekabet etmek çok zor. Bir fabrikada, kafede veya serada en önemli girdi enerji... Kaldı ki, bu işlerde çalışanların elektrik giderlerini de bu işyerlerinden aldıkları ücretlerle karşılamaları gerekiyor. Bu elektrik ile yaşamak da, çalışmak da, üretmek de, satmak da zor!
Elektrik çok ama çok önemli... Yoksullar ve emekliler de elektrik faturaları altında eziliyor ama biz Türkiye ile bizim aramızdaki bu fiyat farkını görmezden gelmeye, sorunu bir “kimlik sorunu” olarak tartışmaya devam ediyoruz. 
Özelleştirme deniyor... Özelleştirmenin yararlarına inanmayan veya özel sektörü denetlemek yerine kötülemeye çalışan siyasi bir kadro özelleştirme yapacaksa yapmasın daha iyi... 
Bu işle ilgilenenler, bize Türkiye ile aramızdaki fiyat farkını ve elektrik fiyatının nasıl düşürülebileceğini açıklarsa iyi olacak! Teknik olarak...

Turizm sektörü
    Şimdilerde turizm sektörünü hatırlayanlar da çoğalmaya başladı. Cumhurbaşkanı bile turizmciler ile toplantı yaptı.
Her yıl değişen turizm uygulamaları ile sonuç alınamayacağı gibi, turizm yatırımlarına olan düşmanlık devam ettiği sürece sektörün istikrarlı bir şekilde büyümesi de mümkün değildir. Bu düşmanlığın temelinde de turizm yatırımcılarının sadece Türkiye’den gelmesinin olduğunu görüyoruz.
    Bırakın yatırımcıları, turizm sektörünün istikrara kavuşabilmesi için Türkiye pazarından daha fazla turist almak zorunluluğu da var. Bir saatlik uçuş mesafesinden devşiremediğiniz turisti, dört-beş saatlik uçuşlara teşvik vererek devşirmeye çalışırsanız işiniz elbette kolay olmaz ve para da yetişmez.

Türkiye önemli
    Açıkça görülüyor ki, verimli bir ekonomi için Türkiye ile işbirliği kaçınılmaz.
    Çoğumuz, bunu politik bir tercih olarak görüyor. Politik durum da böyle bir tercihi zorunlu kılıyor elbette. Bizimle işbirliğine en açık devlet Türkiye olduğuna göre, Türkiye ile işbirliğinin birinci tercih olması aklın gereğidir. Ama bu tercih, aynı zamanda teknik bir zorunluluktur. KKTC’nin en yakın, en erişilebilir pazarı olan Türkiye pazarının taleplerine göre üretim yapmak; bu üretimi yapabilmek için gerekli girdileri Türkiye’den temin etmek ve yabancı yatırım ihtiyacını Türkiye’den karşılamaktan daha makul bir davranış olabilir mi?
    Bizdeki bu Türkiye karşıtlığı devam ettiği sürece, biz istesek veya istemeden razı olsak bile Türkiye’den arzu ettiğimiz destek gelir mi? 

YORUM EKLE