Ufak bir solculuk dersi veya utangaç sermaye taraftarlığı!

 Refah artışı nasıl sağlanacak?
Bizim ülkemizde nasıl olmasa çok zengin var; zenginden alıp yoksullara dağıtırsak refah artışını da sağlamış, insanları daha mutlu yaşatmış olacağız. 
Belki!
Peki, şu andaki sahiplerinden alıp yoksullara dağıttığımız ve daha fazlasını dağıtmak istediğimiz zenginlik hiç tükenmeyecek mi? Bu işi ne kadar devam ettirebilir; mutluluğumuzu nasıl sürdürebiliriz?
Zenginden alıp, yoksullara dağıtma işi devam ederken, yeni zenginler mi ortaya çıkacak; yoksa bu zenginler, zenginlik üretmeye devam mı edecek?

Sermaye ve yatırım
Marksist ekonomi politiği biraz olsun bilenler, Marks’ın sermaye hareketlerini ‘kar oranı’ ile açıkladığını da bilirler. Buna göre, yatırdığınız sermayeye oranla elde ettiğiniz kar, sizin nereye yatırım yapacağınızı belirler. Ekmekçilik yapmak için yatırdığınız 100 TL’ye karşılık 10 TL kar elde ederken, çiçek satarak 15 TL kar elde edebilirseniz; ekmekçilik yapmaz çiçekçilik yaparsınız. Farklı ülkede yatıracağınız 100 TL’ye karşılık elde edeceğiniz karın miktarı da buna benzer bir etki yapar ve yatırım yapılacak ülkeyi belirlemiş olur.
Bir de halihazırda yapılmış yatırımlar vardır tabii... Kar oranı düştü diye, yatırımınızı söküp gidemeyeceğiniz durumlarda yolunuza düşük kar oranı ile bile olsa devam etmeye çalışırsınız ama yeni yatırımlardan mümkün olduğunca kaçınırsınız.
Marks’a göre, yukarıda özetlemeye çalıştığımız davranış, ‘sermayenin doğal davranışı’dır. Bu nedenle Marks, sermayenin ‘kaygan’ olduğunu söyler. Siz tutmaya çalışsanız bile, o civa gibi elinizden kayar gider.
Günümüz dünyasında ekonomik gelişme istiyorsanız, yatırımlara dikkat etmek, yatırım ortamını iyi tutarak yatırımları sürekli hale getirmek zorundasınız. Yatırım yoksa, gelişme de yoktur. Sermaye veya yatırım düşmanlığı yaparak varacağınız yer, yoksulluk ve yoksunluktur.

Emekçilerin hakkı
    Bunları yazdığım için sermayenin emekçileri istediği gibi sömürmesinden yana olduğum ileri sürülecektir.
    Asla! İnsanlara yararlı olmayan yatırımların veya ekonomik büyümenin peşinde koşanlar sadece aptallar olabilir. İnsanlara hizmet etmeyecek, genel olarak refah seviyesinin artmasına yardımcı olmayacak ekonomik büyüme, mutluluk sağlamayacağı gibi sürdürülebilir de olmayacaktır. Bugünkü dünya koşullarında, sermaye kaçmazsa bile, böyle bir ülkede yaşayacak ve çalışacak insan bulunamayacaktır. Sonuç yine yoksulluk ve yoksunluk olacaktır.
    Gerçek hüner, sermayenin ve emeğin paylarını gelişmeyi engellemeyecek şekilde dağıtabilmektir. Bunun yolu ise, katma değeri yüksek ürünler üretmek; ülkenin rekabet gücünü devamlı olarak yükseltmek, hem sermayeye, hem de emeğe çevre ülkelere göre daha elverişli gelişme olanakları sunabilmektir. 
    Daha gelişmiş teknolojiler kullanan iş yerleri ile daha iyi eğitilmiş ve bir iş günü içinde daha fazla mal veya hizmet üretebilen insanları bir araya getirebilirseniz bu sonuca yaklaşmış olursunuz. 
    Böyle bir sonuç üretebilmek elbette kolay değildir; böyle bir hedefiniz olsa bile bunu başarılabileceğinizin garantisi yoktur. Ama gerçek refah artışının ancak bu yolla sağlanabileceğinin bilincinde olmak ve bu hedefe uygun adımlarla ilerlemek, işin esasıdır.

KKTC’de durum nedir?
    KKTC’de yaşananların bu anlattıklarımızla bir ilgisi var mı?
    Elbette yoktur.
    Oysa olmalıdır. Öncelikli görevimiz, verimli çalışmaya olanak verecek yatırımlar yapılmasını teşvik etmek, ortaya çıkacak kazancın yukarıda anlatmaya çalıştığımız gibi, hem sermayenin, hem de emeğin gelişmesine olanak sağlayacak şekilde bölüşülmesine yardımcı olmaktır.
    Bizim yaptığımız ise emek ve sermaye arasında kavga çıkarmak; sayıca daha fazla olduğunu düşündüğümüz emekçilerden yana olduğumuz mesajlarını vererek oy toplamaktır.
    Bunun ülkemizi ve insanlarımızı sevmekle bir alakası yoktur. Bu tür davranışlar, güçlü bir kendini beğenmişlik ve başkalarını aptal yerine koyan bir popülizm ile açıklanabilir.
    Bizim ülkemizde bunun örnekleri sayılamayacak kadar çoktur.

YORUM EKLE