Uluslararası Adalet Mahkemesi’nden sürpriz karar

 ABD, Başkan Obama döneminde, bir türlü diş geçiremediği ve Ortadoğu kara kıtası içinde çıkan petrolü, tümüyle kendi kontrolüne almak çalışmalarında en büyük engel olarak gördüğü İran’a, nükleer çalışmalarını bahane gösterip bilinçli bir şekilde ambargolar ve kısıtlamalar koymuştu. 

Bu doğrultuda da Avusturya'nın başkenti Viyana'da 14 Temmuz 2015 tarihinde, P5+1 (ABD, Çin, Rusya, İngiltere, Fransa ve Almanya) ile İran arasında imzalanan ve 16 Ocak 2016'da yürürlüğe giren Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) olarak adlandırılan nükleer anlaşma imzalanmıştı. 

ABD Başkanı Trump’ın İran'ın Ortadoğu'daki askeri varlığından rahatsızlık duyması nedeni ile KOEP’den çekildiklerini ve İran'a yönelik yeni yaptırımların yürürlüğe sokulacağını duyurmasının ardından ABD Hazine Bakanlığından, İran'a yönelik ilk yaptırım paketinin 6 Ağustos'ta, ikinci yaptırım paketinin ise 4 Kasım'da devreye gireceği bildirilmişti.

Ağustos başında devreye giren ilk bölümde ABD, İran’ın altın veya dolar karşılığı petrol ile doğalgaz ihracatı, altın ve değerli metalleri alıp satması, kömür ve sanayi ekipmanı yazılımı ticareti yapmasına sınırlamalar getirdi ve bu uygulamanın sağlıklı çalışabilmesi için de bu doğrultuda yaptırımlar başlattı.   

Kasım ayında uygulamaya koyacağı ikinci bölüm ise İran’dan petrol ve doğalgaz alan ülkeleri kapsayacak. İkinci aşamaya göre İran’dan petrol alan ülkeler, Kasım ayı başından itibaren ithalatlarına son verecek. Diğer bir tabirle “Hiçbir ülke İran’dan petrol ve doğalgaz almayacak. ABD’nin bu koşuluna uymayan ülkelere ABD, benzeri yaptırımları uygulayacak. 

ABD’nin İran’a uygulamayı başlattığı yaptırımlar, ticari ambargo ve tehdit aynen bu şekilde. 

Maksat İran’ın ekonomisinin ve sanayisinin gelişmesini önlemek, İran’ın nükleer çalışmalarını geliştirmesine olanak vermemek, İran ordusunun zayıflamasını sağlamak, İran hazinesinin boşalmasını ve çökmesini gerçekleştirmek ve en önemlisi de aç, yoksul ve ilaçsız kalan İran halkının İran devlet yönetimine karşı isyan etmesi için gerekli her ortamı yaratmak. İsyan sonrası da diğer ülkelerde yaptıkları gibi ABD taraftarı ve sevdalısı kişileri yani kendi kuklalarını İran devletinin başına getirerek, tamamen ABD yanlısı bir iktidar yaratmak. 

Öte yandan, Ağustos ayı’nın başında İran'a uygulanan Amerikan yaptırımlarının ilk partisi, gıda, ilaç ve ticari havacılığı içermesi, İran’ı harekete geçirdi ve İran, 1979 İslam Devrimi'nden önce, 1955'ten kalma bir BM belgesi olan “Dostluk Antlaşması”na (Treaty of Amity) dayanarak BM’nin merkezi Lahey’de olan Uluslararası Adalet Mahkemesi’ne (International Court of Justice - ICJ) davasını getirdi. 

Uluslararası Adalet Mahkemesi (UAM) kararlarını 15 üyeli Jüri vasıtasıyla almakta ve bu mahkeme de ABD’nin etki ve kontrol alanı içinde değil. 

UAM jürisinin verdiği karar Uluslararası adalet kavramında yeni bir kapı açacak, yeni bir içtihat oluşturacak nitelikte. 

Jüri, ABD Yönetimi, İran’ın başvurusunun UAM’ni kendi amacı doğrultusunda kötüye kullandığı ve UAM’ın yargılama yetkisi olmadığı iddiasını oy birliği ile reddetti.  
   
Jüri bu kararına ilaveten de ABD yaptırımlarının insani yaşam koşullarını etkilememesi, ilaç ve tıbbi malzeme alımları ile gıda ve tarımla ilgili ticari malların ithalatını ve sivil halka hizmet veren uçuşların güvenliği için gerekli olan her tür yedek parça, makine, malzeme teminine zarar vermemesi kararını aldı.

BM’ye bağlı bir kuruluş olan Uluslararası Adalet Mahkemesinin kararları bağlayıcı olmakla birlikte, uygulanması yönünde herhangi bir yaptırım gücü yok.

ABD’ye rakip güçlerdeki Rusya ve Çin, Ortadoğu’da at koştururken ve ABD’nin bölgedeki etkisini kırmak için her yolu denerken, ABD’nin İran’a karşı uygulamaya koyacağı bu yaptırımlarında başarılı olması pek olası gözükmüyor. Bu nedenle de ABD’nin saygınlığının ve korkutuculuğunun zarar göreceği, Dolar’ın ise 1947 yılından beri sürdürdüğü egemenliğinin son bulmak aşamasına gireceği öngörüsü daha ağır basıyor. İzleyip göreceğiz… 

YORUM EKLE