“Yeni Cumhuriyet” Döneminde Kıbrıs

     Başta Prof. Mehmet Altan olmak üzere Türk aydınlarının bir kısmı, 1990’lı yılların başında, Türkiye Cumhuriyeti’nin “2’nci Cumhuriyet” dedikleri yeni bir evreye girmesi gerektiğini savunuyorlardı. Bugünlerde Türkiye Cumhuriyeti’nin böylesi bir evrim değiştirdiği üzerinde sıklıkla duruluyor. CHP Milletvekili İlhan Kesici, Türkiye’de geçtiğimiz günlerde başlayan süreci, daha şimdiden “3’ncü Cumhuriyet” olarak isimlendirdi. Türkiye’nin tanınmış siyaset bilimcilerinden Prof. Ahmet İnsel ise bu döneme damgasını vuran yaklaşımları "Erdoğanizm” olarak isimlendirdi ve bunun “Kemalizmden sonra, bir kişiyle tamamen bütünleşmiş ikinci otoriter rejim" olduğunu ileri sürdü. 
Bir cumhuriyeti evrelerine ayırmak, o günü bizzat yaşayanların veya kendilerine böylesi bir dönüştürme hedefi koyanların işi değildir sanırım. Bir “evre farklılığı” varsa, buna karar verecek, farklı evreleri analiz edecek olanlar tarihçilerdir. Bu, gelecekte yapılacak bir iştir. Önce yaşayıp, geçmiş ile olan bir farklılık var mı, görmek gerekir.
    Öyle veya böyle!
    24 Haziran seçimleri ile başlayan yeni dönemin, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde “yeni bir dönem” olacağını herkes kabul ediyor sanırım. Zaten bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan, “bugün bismillah diyerek adım attığımız yeni başlangıcımız” diyerek bu “yeniliği” teyit etti.

İLİŞKİLER NASIL OLACAK?
    Bu yeni dönemin özellikleri ne olacak?
    Dıştan baktığımız zaman, bu dönemin temel özelliğinin hızlı karar alma ve uygulamaya koyma olacağını söyleyebiliriz. Bunca değişiklik zaten bu gerekçeye dayanarak gerçekleştirildi.
    Türkiye’deki bu yeni düzen, Kıbrıs sorununu ve KKTC-TC ilişkilerini nasıl etkileyecek?
    Herhalde bizim üzerinde önemle durmamız gereken konu işte budur.
    Türkiye’nin yeni düzeninde başlıca karar verici bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan olacağına göre, KKTC adına bu temasları en üst düzeyde sürdürmek, ikili görüşmeler sırasında bile karar verebilmek gerekecektir.
KKTC sistemi içinde bunu yapmaya yetkili kimdir acaba?
Bizim sistemimize göre Kıbrıs sorunu, dünya tarafından “toplum lideri” olarak kabul edilen Cumhurbaşkanı tarafından yürütülmektedir. Bu durumda, Kıbrıs sorunu ile ilgili gelişmelerin Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan ile KKTC Cumhurbaşkanı Akıncı arasındaki diyalog sürecinde değerlendirilmesi ve ortak kararların da bu süreçte alınması gerekecektir. 
KKTC’nin ekonomik ve sosyal gelişmesinden sorumlu olan ise hükümettir. Hükümetin esasen Başbakan tarafından yönetilmesi gerekir ama koalisyon hükümetlerinde hükümet ortağı partilerin liderlerini dikkate almak da bir zorunluluktur. Bu durumda KKTC Başbakanı’nın KKTC’nin ekonomik ve sosyal sorunları konusunda Türkiye ile birlikte atılması gereken adımları sürekli olarak hem kendi ortakları, hem de Türkiye Cumhurbaşkanı ile istişare etmesi gerekecektir.
Benim aklımda bir başka soru daha vardır: Kıbrıs sorunu ile KKTC’nin sorunlarını ayrıştırmak mümkün mü?
Bence değildir. Bugün ihtiyacımız olan şey, birleşik bir stratejidir. Örneğin KKTC’nin hangi hedeflere yöneleceği sorusuna Kıbrıs sorununu dikkate almadan yanıt bulmak mümkün değildir. Taşınmaz Mal Komisyonu, mülkiyet sorunları ile ilgilenmektedir ve Kıbrıs sorunu ile ilgili olduğu kadar, ekonomik hayatımızla da ilgilidir. Turizm ve yüksek öğrenim başlıca gelir kaynaklarımızdır. Bu iki alanda yaptığımız tüm faaliyetler Kıbrıs sorunundan etkilenmektedir ve Türkiye ile birlikte ele alınmayı gerektirmektedir. 

DAĞINIKLIK OLMAMALI
Bu açıdan baktığımız zaman Türkiye ile ilişkilerin etkili bir şekilde sürdürülebilmesi bakımından büyük sorunlarla karşılaşacağımızı rahatlıkla görebiliriz. Bu dağınıklığı düşünerek KKTC’de de başkanlık sistemine geçilmesi gerektiğini ileri sürenler elbette olacaktır. Zaten bu konu neredeyse 30 yıldan beri ciddi şekilde tartışılmaktadır. Şimdi bu sistemi savunmak belki de “yalakalık” olarak niteleyenler de olacaktır. Oysa, ister başkanlık sistemine geçerek, istersek şimdiki sistemi güçlendirerek DAHA ETKİN BİR YÖNETİM oluşturmanın kaçınılmazlığı gün gibi ortadadır. Bugünkü durumumuzla, Türkiye ile ilişkileri geliştirmek mümkün olmayacağı gibi, bunu başarmadan Kıbrıs sorununu çözmek de, KKTC’nin sorunlarının üstesinden gelmek de mümkün olamayacaktır. 

YORUM EKLE