1 Ocak 2017… Hedefimiz nedir?

Ankara zirvesinde “2016 yılı sonuna çözüm” ilkesine yine şiddetli bir vurgu yapıldı…
İyi, güzel…
Peki ya olmazsa?
Sayın Akıncı 2016 sonunda çözüme ulaşılmazsa ortamın ne kadar gerileceğini bir süredir sıklıkla anlatıyor…
Akdeniz’deki sondaj faaliyetlerinin başlayacak olması, Rum tarafındaki seçim sürecine girileceği, ABD ve BM’deki değişiklikler vs…
Yani Kıbrıslı Türkler yine belirsizlik içerisinde 2 yıl daha geçirecek öyle mi?
Artık birileri 1 Ocak 2017’de bizi bekleyenin ne olduğunu ortaya koymak zorundadır…
“Bu süreçler sonucunda ne olacak, müzakerelerde başarı sağlanmazsa Kıbrıslı Türklerin yol haritası nedir?” 
Bu soruya yıllardır cevap arıyorum, Sayın Talat’a da Sayın Eroğlu’na da sorma imkanı buldum, yanıt hep aynı oldu: “Müzakereler devam ederken alternatifler düşünülemez”
Sayın Akıncı’ya da şimdi sorma imkanım olsa aynı cevabı verecektir kuşkusuz…
Ama ben ve benim gibi binlerce olduğuna inandığım Kıbrıslı Türkler artık bu soruya somut bir cevap arıyor…
Aslında artık birçoğumuz Kıbrıslı Rumlarla ortak bir federal devlet kuramayacağımız noktasında hemfikiriz…
Çünkü Rumlar bizleri eşit bir ortak olarak görmedi, görmüyor ve göremeyecek de…
Eşitlik ve güvenlik olmadan hiçbir Kıbrıslı Türk bir anlaşmaya “evet” demez…
2004 ruhu artık yoktur, AB’ye inanış oranı hiç de eskisi gibi değildir, hatta yerlerde sürünmektedir…
Kıbrıslı Türkler evet bir anlaşma istiyor, evet AB üyesi olmak da istiyor, evet adalet ve eşitlik istiyor…
Ama yıllardır süregelen ve bir sonuca ulaşmayan bu duruma da isyan ediyor…
O zaman 1 Ocak 2017’den itibaren Türkiye ile kafa kafaya verip “federal çözüm olmuyor, ne yapabiliriz” sorusuna cevap vermeliyiz…
Belki de seçenekleri halka da sorabiliriz…
Ama ne olursa olsun, Kıbrıslı Türklerin önüne yeni bir hedef konmalıdır…
Bu tanınma mı olur, Türkiye ile entegrasyon mu, Tayvan ya da Kosova modeli mi, bilmem…
Yoksa tüm gücümüzü izolasyonların (ambargo) kaldırılması için mi harcayacağız?
Hedefimiz ne?
Yoksa yeni bir müzakere süreciyle yılların geçmesine mi tanıklık edeceğiz?
Rum yönetiminin “Kıbrıs Cumhuriyeti” olanakları ile çözümsüzlük konusundaki süreye oynama haline belli ki devam edecek… 
Peki ama bizler? 
KKTC’nin yönetimini kendi ellerimizle yıllardır popülist politikaları benimseyen kişilere emanet ettik!
Sonuç; hüsran!
KKTC’de adil bir düzen kurmuş olsaydık, çözüme olan ihtiyacımız belki de çok daha az olabilirdi… 
Onu da başaramadık…
Bugünkü yönetimin durumu ortada! Adalet çerçevesinde değişimi bu ikiliden beklemek en hafif tabiriyle saflık olur!
Peki o zaman ne yapacağız?..
Kanaatimce iki koldan yürümeliyiz…
Birincisi; Türkiye ile birlikte müzakere haricinde yeni bir dış politika belirleyip bunun mücadelesini vermek… İkincisi ise doğru dürüst ve popülizmden uzak kişileri seçip iç yapımızı düzenleyebileceğimiz adımlar atabilmek...
Bu iki adım çözümsüz Kıbrıs’ta en azından nefes almamızı sağlayabilecek bizi farklı bir motivasyona itebilecek etkenler olur…
Aksi takdirde tükenmeye devam ederiz…
Seçim bizim!
YORUM EKLE