15 Temmuz 1974 ve 15 Temmuz 2016 demokrasi ve insanlık düşmanı iki faşist darbenin yıl dönümüdür. 15 Temmuz 1974 darbesini gerçekleştiren darbeci Nikos Sampson, darbe günü RIK’te yayınlanan açıklamasında “Kıbrıs Cumhuriyetini Fes Ettiğini ve Kıbrıs Elen Cumhuriyetini Kurduğunu” açıklamıştı. Bu darbeye Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kurucularından Kıbrıs Türk Toplumu ve Türkiye karşı çıktı. Makarios’a karşı darbeyi yapanlar; 1964 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasanın ön gördüğü “Kıbrıs Cumhuriyeti Ordusunu” fes edip; onun yerine kurdukları, “Kıbrıs Rum Milli Muhafız Ordusu” idi. Yani darbeyi Makarios yönetimi faşizmin rahminde kendi elleriyle büyüttü. Türkiye’de de 15 Temmuz 2016’daki o meşum darbeyi, darbenin hedefi olan yöneticilerin, darbecilere dönük olarak; “ne istedilerse verdik” diye tanımladıkları yaptı. Yani 1974 ve 2016 darbelerini gerçekleştirenler, ulusal ve dinsel ifadelerle kayrılan güçler oldu.
Demek ki Anayasal zeminden, demokratik hukuk devleti değerlerinden, adalet ile basın ve düşünce özgürlüklerinden uzaklaşmak ve farklılıklar nedeni ile yurttaşları ötekileştirmek; darbelerin faşizm rahmine düşmesini getiriyormuş. Kıbrıs Türk Toplumu 1963-1974 arasında yaşadığı pek çok acıya ve dışlamaya karşın, darbecilere karşı tavır içinde oldu. Türkiye’de ve Kıbrıs’ta da dönemin Türkiye hükümetine eleştiri yapanlar da aynı şekilde darbeye karşı oldu. Kıbrıs’taki darbeye, KC Kuruculuğu ile Garantörlük görevi alan Türkiye Cumhuriyeti açıktan karşı çıktı. Dönemin Türkiye Hükümeti ve Başbakanı Sayın Bülent Ecevit, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Anayasal Düzeni ile Toprak Bütünlüğünü korumak ve barış için, 20 Temmuz’da askeri müdahale gerçekleştirdi.
Bir başka ilginç benzerlik daha var. 15 Temmuz 2016’da Türkiye’de Anayasal yapıya ve seçilmiş hükümete karşı darbe yapmaya kalkan darbecilerin, TRT’de okuttukları bildirinin altında “Yurtta Sulh Konseyi” diye bir imza vardı. Ama “Sulh” diyenler, Türkiye’de yüzlerce insanın ölmesine ve binlercesini de işinden gücünden olmasına yol açtılar. Aradan yıllar geçti, Türkiye’nin içinde kutuplaşma daha da derinleşti. Demokratik hukuk devleti değerleri zayıfladı. Yani darbeciler, ileri sürdüklerinin tam tersinin gelişmesine yol açtılar. Kıbrıs’ta da bu oldu. Kıbrıs Rum Toplumu güven ve istikrar için bugün, İsrail’in Faşist Netenyahu yönetiminden medet umar hale geldi. Ne için, Kıbrıs Türk Toplumu ile Kıbrıs’ın tüm değerlerini paylaşmamak için.
Peki, günümüzde Kıbrıs’ta UBP Ağırlıklı hükümetin memleketi yönetmek iddiası ile gerçekleştirdiği yüzlerce Yasa Gücünde Kararname uygulamaları; silahsız, topsuz, tüfeksiz darbe değil mi? Ya da şeffaflıktan kaçarak, kamu kaynaklarını eşe dosta oy ve makam uğruna veya şahsi avantaj için gasp etmek, darbe değil mi? Bunları daha da uzatabilirim. Ama bugün Hükümet Ortaklarının seçim tarihi dahil, seçim yasalarını yalnızca kendi ihtiyaçlarına göre düzenlemek istemeleri darbecilik değil mi? Esas olan, demokrasi ve hukuk devleti değerleridir. Dolayısı ile her yurttaş olan, bu darbeci tutumlara karşı da demokratik birliğin ve hukuk devleti değerlerinin yanında olmalıdır.
15 Temmuz 1974 ve 2016
- 16 Temmuz 2026, 09:25
- 14
YORUM EKLE
Yorumunuz Onaylanmak Üzere Gönderildi


