"Ahde Vefa" ve Ergün Olgun

 11 Şubat 2014 Ortak Belgesi Kıbrıs sorunu çözüm sürecinde gerçekten önemli bir milattır. Bu süreçle ilgili olarak 1977 ve 1979 Denktaş - Makarios ve Denktaş -Kiprianu Doruk Antlaşmalarından sonra gerçekleşen çok önemli bir milattır bu.
  Çünkü 1977 ve 1979 Doruk Antlaşmaları sonrası, Federal çözümün altının hangi prensibler doğrultusunda dolacağı ile ilgili olarak iki tarafın, ilkeler düzeyinde Ortak Belgesi, 11 Şubat 2014'de kadar olmadı. 
  Evet, bununla ilgili olarak bazı BM kararları var. Ancak bunların bazılarını biz, bazılarını da Rum tarafı kabul etmiyor. Ayrıca çözümle ilgili olarak Perez De Cuellar Belgesi, Gali Fikirler Dizisi ve Annan Planı var. Bunlarda detay var. Ama bütün bunlar da sonuçta iki toplumun ortak olarak kabul ettiği belgeler olmadı.
  Bütün bu süreçlerden sonra ilk defa Federal ilkelerin ne olacağına dair kurallar, Sayın Talat ile Sayın Hristofyas arasında yapılan görüşmelerde, 2008'de Mayıs ve Temmuz aylarında ilkesel olarak yakınlaşma bağlamında ifade edildi. 
  Ama bunlar imzalanmış ortak bir belge özelliğine sahip olmadı. Sonuç itibarı ile 1977 ve 1979 Doruk Antlaşmalarından sonra ilk defa iki taraf arasında ortaklaşa kabul gören ve Federal Çözümün ilkelerini ve çerçevesini çizen tek Ortak Belge, 11 Şubat 2014’te Sayın Eroğlu ile Sayın Anastasiadis'in imzaladığı bu belge oldu.
  Sonuçta bu; Güney açısından iki bölgeliliği, iki toplumluluğu, iki Kurucu Devleti ve siyasi eşitliği, Kuzey açısından da Tek Egemenlik, Tek Uluslararası Kimlik ve Vatandaşlığı, yani bu ilkeleri birbiri ile harmanlayarak sentezleyen ve ortaklaşa kabul edildiği tek belge oldu.
Yani, Tekler ve İkiler ilk defa bir Ortak Belge’de, iki tarafın birbiri ile sentezleştirerek kabul ettiği ortak zemine sahip oldu.
  Bu yüzden Güneyde özellikle İki Bölgeliliği, İki Toplumluluğu ve İki Kurucu Devleti Sayın Anastasiadis'in imzası ile kabul etmek, bağnazların derdi oldu. Kuzeyde de Tek Egemenliği ve Tek Uluslararası Kimliği, Sayın Eroğlu'nun imzası ile kabul etmek Kuzeydeki bağnazların derdi oldu.
  Bunlar hem Kuzeyde, hem de Güneyde ele geçirdikleri ilk fırsatta, bu Ortak Belgeyi topa tutmaktadırlar.

Ergün Olgun
 
  Ancak geçtiğimiz günlerde konu ile ilgili çok önemli bir konuşmayı Sayın Ergün Olgun yaptı. Sayın Ergün Olgun'un görüşleri ile aramda fark var. Ancak ne isterse olsun, dürüst ve objektif bir insandır.  Farklılıkları kendisi ile soyadına uygun bir tarzda olgunlukla tartışabileceğiniz bir insan. Kim ne isterse desin, sonuç itibarı ile toplumumuza hizmetleri olan değerli bir insanımızdır.
  O geçtiğimiz günlerde çok önemli bir açıklama yaptı. Sayın Ergün Olgun, Sayın Eroğlu'nun Cumhurbaşkanlığı döneminde Müsteşarı idi. Sayın Olgun, o zaman bu 11 Şubat Belgesi’ne karşıtlıkları olduğunu, hatta Sayın Eroğlu'nun Görüşmecisi olan Sayın Osman Ertuğ'un bu karşıtlığı nedeni ile Belge imzalandıktan sonra Müzakerecilikten istifa ettiğini açıkladı. 
  Evet, Sayın Osman Ertuğ'la da aramda görüş farkı var. Ancak inançlarına dönük samimiyetine inanırım. Bu yüzden Sayın Ergün Olgun'un bu açıklamasından sonra ona dönük saygım arttı. İnanmadığı bir şeyi, onaylarmış gibi yapmadı. Sorumlu davranış budur. 
  Bu, ilk defa açıklanan bir gerçek oldu. Gerek UBP, gerekse de DP Başkan ve sözcülerinin ifade ettiği ve "Cumhurbaşkanı Akıncı ile aramızda 11 Şubat Belgesi'ne dönük yorum farkımız var " meselesinin gerisindeki gerçek işte budur.
  Ama bu tutumlarının bence samimiyet testinden geçmesi de olanaksızdır. 
  Çünkü şimdi, "Cumhurbaşkanı Sayın Akıncı ile 11 Şubat Belgesi’ne dönük aramızda yorum farkı var" diye görüş açıklayan UBP ve DP Başkanları ayrı ayrı son 3 senede CTP ile birlikte Hükümet kurdular.
  Bu Hükümetlerin Protokol ve Programlarının altına da imza attılar.
  O imzaladıkları Protokol ve Programlarda da 11 Şubat 2014 Belgesi temelinde Federal ilkelerde Kıbrıs sorununun çözümüne dair hedefler var. O belgeye dönük bu düzenlemeleri öngören Protokol ve Programları hem imzaladılar, hem de bunlara dayalı kurulan hükümetlere güvenoyu verdiler. Bütün bu süreçlerde hiç bir zaman "farklı bir yorum" tartışması getirmediler. 
  Üstelik o belgenin altında, Cumhurbaşkanı olarak Sayın Eroğlu'nun imzası var. Sayın Eroğlu o makama, bu iki partinin desteği ile gelmiştir. Ama inanmadıkları bir belgeyi imzaladılarsa, sonrasında buna neden destek verdiler? Neden daha sonra bu belgeyi temel alan CTP ile oluşturdukları Hükümet Programlarını da imzaladılar?
  Şimdi de bu Ortak Belgeye dönük Cumhurbaşkanı Sayın Akıncı ile aramızda "yorum farkı" var diyorlar. Hani samimiyet?
Yine okuyucular hatırlayacak. Sayın Ergün Olgun'un bu açıkladığı tarihi gerçekten sonra istifa eden Sayın Osman Ertuğ'un yerine, Sayın Kudret Özersay, Sayın Eroğlu tarafından Müzakereci olarak atanmıştı.
  İşte bizdeki çıkmazların nedeni burada yatmaktadır. Biri bir şeye ilkesel olarak karşıdır. Ama bunu açıklamıyor. Karşı olduğunu imzalıyor, sonra da imzasını sulandırmak için elinden geleni yapıyor.

Türkiye ile atılan imzalar
 
Bu tutum yalnızca Kıbrıs sorunu için geçerli değildir. Örneğin Türkiye ile imzalanan tüm Ekonomik Programlarla ilgili olarak da böyledir. İmzalanıyor, sonrada imza atılan metin ya toplumdan gizleniyor, ya da imzalanan metnin gereği yerine getirilmiyor. 
Hükümetin geçtiğimiz hafta düzenlediği basın toplantısında bu tavrın her açıdan yeni örneklerini gördük. 
  Bir yandan artık ortak toplumsal sorumluluğumuzun yalnız Rum tarafına dönük değil, ama Türkiye ile birlikte evrensel platformlara yönelik de olduğu 11 Şubat 2014 Ortak Belgesi'ne dönük atılan imzaya uygun olmayan ciddiyetsiz tavırlar sergilendi. 
  Öte taraftan, var oluş temelinin Türkiye ile imzalanan Ekonomik Programa imza atmak olduğunu söyleyen ve bununla övünen Hükümetin; bu imzanın gerektirdiği Ekonomik Programa ve bunun gereği olan takvimlerine uymayacağını da duyduk.
  Türkiye'ye programı imzaladıktan sonra yazı yazmışlar ve programın takviminin ötelenmesini istemişler.
  Bunlar yaşadığımız çıkmazları yansıtan oportünist tavırlardır. Bunun en yeni örneklerini, üstelik en önemli konulardaki yakıcı örneklerini yeniden yaşadık...
  Bu nedenle ben Sayın Ergün Olgun'u, bu tarihi gerçeğin gün yüzüne çıkmasına sağladığı katkıdan ötürü kutlarım. Ancak Sayın Osman Ertuğ'un yerine göreve gelen Sayın Kudret Özersay'ın bu önemli konuda, bu tarihi gerçeğin ne olduğuna dair suskunluğunu da doğrusu yadırgadığımı da yazmak isterim. 
  Ancak Hükümet ve onu oluşturan iki partide artık şunu bilecek. Niyetiniz ne isterse olsun, sonuç itibarı ile toplum adına atılan imzalar çok önemlidir. İster bir hükümet programına, ister bir Ekonomik Programa, isterse Kıbrıs sorunu gibi evrensel bir soruna dönük olsun atılan imzalar, sonuçta tümümüzü bağlar. 
  Sizin imzalayıp, sonra, o imzanın üstünde yer alan metnin içini kabul etmediğiniz ve onu sulandırmaya çalıştığınız her durum, toplumun başının her açıdan beladan belaya girmesine yol açar. Bu hem evrensel olarak atılan imzalarla, hem de Türkiye ile yaptığınız antlaşmalarda attığınız imzalarla ve topluma dönük attığınız imzalarla ilgili de geçerlidir. 
  İmzanızı ya uygulanacaksınız, ya da katılmadığınız bir şey varsa imzalamayacaksınız. İmzalayıp ,sonra da "İpe, un sermek", toplumu çıkmaza sokar. Hem evrensel zeminlerde, hem Türkiye ile ilişkilerde, hem de toplum içindeki tüm ilişkilerde, aramızı açar.
  Bu yüzden esas, "Ahde Vefadır."
YORUM EKLE